Ayılmadı, bayılmadı, hepten rezil olmadan günü kurtardı!
Ayılmadı, bayılmadı, hepten rezil olmadan günü kurtardı!
ALİ KARAHASANOĞLU
Geçtiğimiz günlerde, “Silivri duruşmalarında bu hafta, komediye doyacaksınız” diye haber vermiştik.
O gün geldi, çattı.
Samimi söylemek gerekirse, izleyenlerin doya doya güldüklerini söyleyemem.
Ekrem İmamoğlu işi başından çözmüş.
İstanbullulara hatta Türkiye’ye, bir kahkahayı çok görmüş olmalı ki, ifade vermekten kaçmış.
Ne dese gülünecekti, ne dese işin gerçeğini bilenler kahkahalar atacaktı.
Yolsuzlukları anlatmaya, köyünden de başlasa, gülme krizine girilecekti, Kıbrıs’taki apartman dairesinde üniversite öğretimi gördüğünü de anlatsa kahkahalar atılacaktı.
Bunun ipuçlarını, daha kendisine savunma sırası gelmediği dönemde, diğer sanıkların sorguları sırasında yaptığı müdahalelerde zaten göstermişti.
Diploma yolsuzluğu davasında, sanki 18 yaşındaki Ekrem İmamoğlu ile bugünkü Ekrem İmamoğlu farklı kişilermiş gibi, “siz burada 18 yaşındaki Ekrem İmamoğlu’nu yargılıyorsunuz” diyerek savunma yapmıştı.
Geçtiğimiz hafta Bodrum’daki taşınmazın satın alınması sırasında, 1.5 milyon avro verip, 500.000 avrosu resmiyette gösterme usulsüzlüğünü şirketin müdürü itiraf etmişti.
“Türkiye’de herkes taşınmaz satışında gerçek değeri göstermiyor” diyerek kapatılacak bir konu değil bu.
Hayatında bir defa, bilemediniz iki defa taşınmaz alan herhangi bir kişi böyle bir yanlışı yaptığında, “ Türkiye şartlarında herkes yapıyor” denilerek usulsüzlük bir anlığına tolere edilmeye çalışılabilir de.
Her yıl onlarca taşınmaz alıp onlarcasını satan bir müteahhit, özellikle de paranın kaynağı konusunda izahat yapamayacak durumdaki belediye başkanlığı sıfatını da taşıyan bir kişi böyle bir usulsüzlüğe defalarca imza atarsa..
İşte orada “hop dedik” itirazıyla karşılanır.
Bodrum’da, Ekrem İmamoğlu’nun aile şirketine alınan 1.500.000 avro ödemeli taşınmazın resmi kayıt dışı 1 milyon avrosu nereden gelmiştir?
Ekrem İmamoğlu’nun bunu açıklaması gerekir.
Açıklayabilir mi?
Hiç mümkün değil.
Onun için İstanbulluların Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını kahkahalarla gülerek takip edeceğini söyledik.
Ekrem İmamoğlu da işin kolayına kaçtı.
Hakim buyrun anlatın dediğinde.
Usul kuralları çerçevesinde, ifadeye başlanılırken sorulan, “adın soyadın, annenin adı, babanın adı” sorularına, yargılamayı bir sonraki aşamaya geciktirmemek için cevap vermedi.
Sandı ki o cevap vermeyince yargılama da yürümeyecek. Dava kilitlenecek. Sarıyer’deki iki villa kendisine sorulamayacak, Bodrum’daki taşınmazın alımında kullanılan 1 milyon avronun kaynağı ortaya çıkarılamayacak.
Hani kanunlarda boşluklar var diye zaman zaman eleştiride bulunuyoruz ama.
Bu kadar da değil yani.
Bu dosyada rüşvetçi belediye başkanı, bir başka dosyada bir terörist, bir başka dosyada bir katil, adını soyadını annesinin adını babasının adını söylemedi diye yargılama duracak değil.
Mahkeme heyeti zaten kamuoyunun tanıdığı Ekrem İmamoğlu’nun kimlik bilgilerini teyit ederek duruşmaya devam edip, susma hakkını kullandığını zapta geçirerek, yargılamayı sürdürdü.
Vay sen misin duruşmaya devam eden.
Biz, “Sarıyer’deki villaları anlatmamak için ayılacak bayılacak” dedik. Ekrem Bey, ayılmadan bayılmadan sorgusunu atlatmış oldu.
Yo bir şey anlatmadı.
Kendisine bir şey bile sorulmadı, sorulamadı.
“İsnat edilen suçlar hakkında işlemediğimi ispat edecek bir savunmam olmadığına göre, en azından kendimi rezil etmeyeyim” diye düşündü ve mahkeme heyetinin, “susma hakkını kullandı” tespitine razı oldu.
Hukukçular bilir, susma hakkını kullanan sanık eğer cinayetle suçlanıyorsa, “ben konuştukça aleyhime delil oluştururum. Zaten mahkum olacağım, hiç olmasın mahkumiyet kararında kullanacak gerekçeleri mahkeme heyetinin eline ben vermeyeyim, onlar kendileri o delilleri yazsınlar” diye düşünür ve ifade vermezler.
Eğer yargılanan bir terörist ise, “ben yaptığım ihaneti niye anlatayım ki, benden sonraki örgüte girecek kişileri engelleyecek anlatımları kendi ağzından niye mahkemede anlatayım ki. Daha sonra beni haksız yere mahkum ettiler diyebilmek için “susma hakkını kullanıyorum” derler ve bir anlamda sona verilen bu hakkı istişare ederler.
Ekrem İmamoğlu da bu istismari yaptı.
Şunu da belirtmekte fayda var.
Henüz daha yargılamanın başındayız.
Evet dördüncü ayı doldurduk ama, daha sanıkların sorguları bile tamamlanmadı.
Tutuklu sanıkların sorguları yapıldı geride 300 civarında tutuksuz sanığın sorgusu var.
Arkasından “ver elini nihai karar” demiyorum. Deliller toplanacak, savunmanın ve savcının eksik gördüğü hususlar tamamlanacak ve sonrasında tekrar bütün sanıkların savunmaları alınacak.
Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu için daha önümüzdeki süreçte uzun uzun söz alma hakkının bulunduğu duruşmalar yapılacak.
Kimsenin savunması kısıtlanmadı.
Gerçeği ortaya çıkarmak için değil iki gün, 20 gün konuşacak olsa mahkeme heyeti savunmayı dinlemek zorundadır, dinleyecektir.
Ama şov yapanlara, “ben sizi yargılamaya geldim” diyen tehditkarlara da yargının pabuç bırakmasını kimse beklememelidir.
Avukatların verdiği teknik bilgiler çerçevesinde, Ekrem İmamoğlu şu an şov yapmaktadır. Nasıl olsa önümüzdeki süreçte 300 sanık dinlenecek. Daha önce dinlenen 100 kadar tutuklu sanığın sorgusunda nasıl ki saatlerce müdahalede bulunduysa, biliyor ki 300 tutuksuz sanığın sorgusunda da saatlerce konuşacak.
Bununla da bitmeyecek.
400 sanığın sorgusunun süresinin çok daha üzerinde bir zaman dilimi, savunma aşamasında yaşanacak.
Şimdi mahkemeyle sertleşerek, tersleşerek aleyhinde çıkması muhtemel kararı sakatlayacak deliller üretmeye çalışıyor.
Ben kendisine hatırlatayım.
Ekrem Bey bir tane olaydan dolayı yargılanıyor olur.
İki tane olaydan dolayı yargılanıyor olur.
Bilemediniz üç olaydan yargılanıyordur.
Hayata geçirdiği taktik zaman kazandırabilir.
Ama 143 ayrı eylemden yargılanan bir sanık susma hakkını kullanıyorsa, bunun hukuktaki karşılığı, “ben bittim, kendi ağzımla bittiğimi itiraf etmek istemiyorum” demektir.
Avukatlarının verdiği akılla üretmeye çalıştığı, İstinafta veya Temyizde bozma sebebi olabilecek usulü eksiklikler de, devasa yolsuzluk karşısında, Ekrem İmamoğlu‘na bir fayda getirmeyecektir.
Nokta.