Müslümanların imtihanı ve Sünnet şuuru
Müslümanların imtihanı ve Sünnet şuuru
YAŞAR DEĞERMENCİ
Müslümanların imtihanı temelde üç ana eksende kendisini gösteriyor. Birincisi makam-mevki tutkusu, ikincisi mal/mülk ve servet tutkusu, üçüncüsü karşı cinsle ilişkilerde sınırları aşma tutkusu. Bu esaretlik, Müslümanların, aklını ve kalbini paramparça etti. ‘Üsve-i hasene’ iyi modellerle, örnek hayatlarla dolu bir toplum oluşturulamadı. Tüketime yönelik kâr, marka ve moda gibi kavramlar, dinin ticarileştirilmesini de beraberinde getirdi. Tüketim kültürünü ve alışkanlıklarını meşrulaştırıcı bir anlayış oluştu. Sınıf atlayan yeni bir Müslüman kesim türedi. Bu sosyal değişimle, inandığı gibi yaşayan değil, yaşadığı gibi inanan bir Müslüman tipi ortaya çıktı. Helal ve haram duyarlılıkları oldukça zayıfladı. Muhafazakâr denilen ailelerde bile çözülmeleri beraberinde getirdi. Henüz dini hassasiyetlerini kaybetmeyenler, dinini yaşama mücadelesi verip imanını kurtarma derdine düştü. Tıpkı hadiste zikredilen ‘imanı muhafaza, elde kor (ateş) taşımak gibi olacak’ hali üzere mücadele devam ediyor. Rasulullah Efendimizin gününü üçe ayırdığını, bir bölümünü kendisi ve yakınlarına, bir bölümünü insanlara, bir bölümünü de Rabbiyle münasebetlerine ayırdığını unutmayalım. Allah’a şikayet edeceği tek konu kavminin, ümmetinin Kur’an-ı Kerim’i, hayat tarzının dışında tutmasıdır. İşte (O gün) Peygamberimiz şöyle şikayet edecek: Ey Rabbim! Toplumum bu Kur’an’ı terk edilmişliğe mahkûm etti. (25 Furkan Sûresi 30. âyet)
Kur’an, Sünnet ve Hadisten uzak hayat, ‘önce bazı alanlarda uygulama bakımından İslam’ı terk etme, sonra bunu bir şekilde meşrulaştırma’ meydana getirdi. Müslümanlar, her türlü olumsuzluğa rağmen mazeretlere sığınmadan her hal ve şartta yaşanan bir dini olduğunu unutmadan ‘örnek Müslüman’ hali içinde hareket etmeliler. Sünnetin, Kur’an’ın hayata açılımından başka bir şey olmadığını düşünerek… Biz İslâm medeniyetinin çocukları olarak yeni bir model üretmek zorundayız. O model, Peygamberimizin oluşturduğu modeldir. Yeni bir çağ açan, zulüm çağını kapayan model! O model de Sünnettir.
Sünnet, Kur’an’ın hayata, bireye, topluma ve kamuya nasıl aktarılacağını gösteren örnektir. Peygamberimiz, yaşayan/yaşanılan Kur’an’dır. O’nun yaptıklarını bugünün şartları içerisinde yeni bir yorumla yeni bir ruhla, aynı hedefleri, aynı ilkeleri muhafaza etme kaydıyla yeniden üretmektir. Sünnet anlayışımız, sadece geçmişin bir tekrarı değil, asrımızdaki İslam toplumlarının karşılaştığı problemlerde yol gösterme, kılavuz/rehber olmasıdır. Sünnet şuuruna varmak, sadece Peygamberimizin giyim-kuşam gibi davranışlarını taklid değil, sünnetten ilham alarak Müslümanın bir dünya görüşüne sahip olduğu Rabbimizin razı ve memnun hayat tarzını ortaya koymaktır. Sünnet, Müslüman toplumun kimliğini korumak, onların beraber yaşadığı Müslüman olmayan toplumların içerisinde erimesine, kişilik zaafına düşmesine, kendi dışındakileri taklit ederek kimlik ve kişiliğini kaybettirmemektir.
Her türlü zulümle, haksızlıkla, eşitsizlikle, baskıyla, sömürüyle, açlıkla, kıtlıkla, sosyal ve fiziki çevre problemleriyle yüz yüze gelmek ve bütün bunlara çözüm bulmaya çalışmak sünneti ihya ile veya sünneti çağa taşımakla mümkün olacaktır. Bir anlamda bu “Siz insanlar için (tarih sahnesine) çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” (3 Al-i İmran 110) ayetinde Müslümanlara biçilen görev ve sorumluluktur. Müslüman Kur’an’ın prensiplerini, düşünce, inanç ve davranış olarak hayata geçirdiği zaman çok büyük ölçüde Sünnet’e uymuş oluyor zaten. Sünnet; Rasulullah’ın Kur’an’ı esas alarak hayatın her alanında; inanç, ibadet, eğitim, hukuk, ekonomi vs. gibi konuları kapsayacak şekilde ortaya koyduğu bir model ve dünya görüşüdür. Diğer bir ifade ile Allah Resulünün İslam’ı anlama ve hayatın her alanına tatbik etmede teorik ve pratik (sözlü veya uygulamalı) olarak ortaya koyduğu bir düşünce ve hayat tarzıdır. Peygamber hayatı, bir kalıp, bir şablon değil, bir numune, emsal, örnek, model olarak ele alınıp değerlendirilmelidir. Nitekim Ahzab Suresi 21. ayette sünnetin söz ve şeklinden ziyade; hikmet, ruh, ilke, mana ve gaye ile anlaşılması gerektiği beyan edilmiştir. Sünnet anlayışımız, sadece geçmişin bir tekrarı olmamalı, asrımızdaki İslam toplumlarının karşılaştığı problemlerde yol gösterme (kılavuz-rehber) fonksiyonu taşımalıdır. Sünnetten ilham alarak Rabbimizin razı ve memnun olduğu hayat tarzını ortaya koymaktır. Sünnet, Müslüman toplumun kimliğini korumak, onların beraber yaşadığı Müslüman olmayan toplumların içerisinde erimesine, kişilik zaafına düşmesine, kendi dışındakileri taklit ederek kişiliksizleşmesine karşı koymaktır. Evrensel dinin (İslâm’ın) ölümsüz değerlerini insanlığa sunmamız gerekiyor. Rabbimizden niyaz ve iltica ile…
“Rabbim! Bana doğru bir muhakeme yeteneği bahşet. Beni iyilerin arasına kat. Beni herkesin diriltilip kaldırılacağı o gün mahcup eyleme! Ahlaki çürümeye yol açan şu topluma karşı bana yardım et! Ey Rabbimiz! Bizi zalimlerle (Cehenneme giren kimselerle) birlikte olmaktan muhafaza buyur. Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıklarımızı affedip bağışla.Hak yolunda ayaklarımızı sabit kıl. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”