Masumiyetin cenazesi: Bir çocuğun vedasında adalet nereye gitti?
Masumiyetin cenazesi: Bir çocuğun vedasında adalet nereye gitti?
AHMET CAN KARAHASANOĞLU
Eski bir Sûfi hikâyesi anlatılır… Bir köylü, kanıtlanmamış bir suçla itham edilir ve köyün en yaşlı bilgesine götürülür. Eski devirlerde köylüler, içinden çıkamadıkları meselelerde çözüme ulaşmak için gidermiş yaşlı bilgelere… O bilgelerin kararları bir tür mahkeme gibiymiş.
Suçlu olduğu iddia edilen köylünün küçük oğlu, babasının elini tutmuştur. Köyün ileri gelenleri öfkeyle bağırır: “Bu adamın suçu büyük, o cezalandırılmalı!” Bilge, sessizce çocuğa bakmış ve sonra kalabalığa dönmüş: “Peki, babasının yükünü bu çocuğun omuzlarına neden bindiriyorsunuz? Rüzgâr bir ağacı yıktığında, yanındaki fidanın boynunu neden koparıyorsunuz?” Kalabalık susmuş. Çünkü doğada bile birinin hatası, diğerinin yaşam hakkını ya da onurunu elinden almaz. İşte buna benzer bir olay yaşandı geçtiğimiz gün… Kahramanmaraş’taki okul saldırısında 11 yaşındaki Yusuf Tarık Gül hayata veda etti.
Öyle bir veda ki onunkisi, enkazın ağırlığından daha acı…
Hatırlayalım, bahse konu saldırıda 8 öğrenci ve 1 öğretmen vefat etmişti. Diğer 8 cenazeye katıldı devletin en üst kademesi, bakanlar, yetkililer. Saf tuttular… Cenazede saf tutmak takım tutmaktan farklıdır. Birinde holiganlık, diğerinde diğergamlık vardır. Yani karşılık beklemeden bir başkasına yardım etmek, destek olmak.
Peki, Yusuf Tarık’ın cenazesine neden katılmadı o bakanlar ve devlet erkanı? İşte bunun sebebi, katliamda ölmüş çocuğun babasının KHK ile ihraç edilmiş olmasıydı.
Vicdan felcini doktorlar, siyasiler ve şımarık kapitalistler bilmez ama çocuğu ölen bir baba iyi bilir. Diyelim ki o baba gerçekten suçlu; bu neyi değiştirir ki? Ortada ölen masum bir çocuk varsa dünyanın en gaddar babası bile kanadı kırılmış bir kuşa dönmüştür. Ve sokakta bir kural vardır, yaralı kuşa sadece vicdansızlar vurur.
Adaletin temel ilkesi olan suçun şahsiliği nerede kaldı? Daha da önemlisi masumiyetin mutlaklığı şartı nerede kaldı? 11 yaşındaki bir çocuğun yetişkinlerin dünyasındaki ihraçlarla, suçlarla ne ilgisi olabilir?
Yusuf Tarık sizin çocuğunuz olabilirdi; okumak ve oynamak isteyen bir çocuk… Ama siz o masum çocuğu ölürken bile cenazesine katılmayarak yargıladınız.
Devlet yetkilisi olmak, kendine yakın olanın acısının dışındaki tüm acıları yok eder mi? Devletin evladı değil mi Yusuf Tarık? Diğer çocukların cenazesine giden devlet erkanı, babasının dosyası üzerinden masum bir çocuğu neden yargılar? Kariyer kaygınız, sizi korunaklı bir limanda tutabilir ama ahlak, gerektiğinde boğulmayı da göze alabilmektir.
Babasının varsa bir suçu bu hukukun konusudur ancak masum bir çocuğun ölümü hukukun değil, merhametin ve vicdanın konusudur. Diğer çocukların cenazesine katılıp da Yusuf Tarık’ın cenazesine katılmayan bürokratlar, siz vicdanın ırzına geçtiniz. Çocuğu ölmüş bir babayı cezalandırmak ahlaksızlıktır. Omuzlarda taşınan o masum yavrucak sadece bir tabut değil, sizin ölen vicdanlarınızın da cenazesiydi.
Ne yazık ki o gün Kahramanmaraş’ta sadece bir çocuk değil, devletin kucaklayıcı vasfı da sessiz sedasız defnedildi.
Böyle siyasilerin olduğu bir ülkede, Kahramanmaraş saldırısını yapan psikolojideki çocukların artması kaçınılmazdır. Çünkü nefret nefreti, sevgi ise merhameti ve vicdanı doğurur. Siz nefreti suladıkça katliam boy verecektir.
Unutmayın; masumiyetin cenazesinde ayrım yapanlar, tarihin vicdan mahkemesinde asla beraat edemezler.