Namaz ve Hayat
Namaz ve Hayat
ABDULLAH YILDIZ
27 Mayıs 1986’da ABD’deki evlerinde şehid edilen Filistinli mütefekkir İsmail Raci el-Faruki ile eşi Lamya Faruki, birlikte hazırladıkları İslâm Kültür Atlası ile bilinirler. Atlas’ta namaz çok güzel anlatılır:
İslâm’da namaz, üstün bir ibadet eylemidir. Namazı ifade için kullanılan salât, ‘dua’ manasında da ele alınır. Namaz anlamındaki “salât” ise, belirli zamanlarda, belirli şartlarda, tarifi yapıldığı şekilde eda edilir. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve gece (yatsı) olmak üzere günde beş vakit kılınır. Bunlardan başka vakitlerde, belli zamanları olan namazlar da vardır. Abdest (vudû) ise, kişinin namaz kılmaya olan ciddi niyetinin belirtisidir. Temiz suyla eller, ağız, burun delikleri, yüz ve kollar yıkanır; başın belirli bir kısmı, kulaklar ve ense mesh edilir; ayak bileğine kadar topuklarıyla ayaklar yıkanmak suretiyle abdest alınmış olur. Abdestsiz namaz olmaz. Namaz Kur’ân’dan ezberlenen Arapça sûre ve dualarla kılınır. Diğer bir dilde yapılması onu «namaz» olmaktan çıkarır; sadece «dua» mahiyetine sokar. Farz namazlar sabah iki; öğle, ikindi ve yatsı dört; akşam üç olmak üzere rekatlardan oluşur. Rekât yahut birim, “Allahu Ekber” (Allah En Büyüktür) demeyi, Kur’ân-ı Kerim’in ilk suresi olan Fatiha’yı okumayı, hamd ve tesbihlerle Allah’ı anmayı, Peygamber’e salâtu selâm getirmeyi kapsar. Rekât tüm Müslümanlar tarafından tek ve aynı şekilde yapılan rükû (eğilme) ve secdeyi de kapsar. Cuma günleri öğle vakti kılınan cuma namazı sadece cemaat hâlinde eda edilir. Tavsiye edilen cemaat hâli misafir ve yolcular için mecburî değildir; iki ya da daha fazla kişi, namaz için bir cemaat oluşturabilirler. Her cemaat, hareketleri istisnasız ibadet edenler tarafından takip edilen bir imam tarafından yönlendirilir. Cemaat imam’ın arkasında, düzgün saflarda, ayak ayağa ve omuz omuza, aralarında hiçbir (ırk, sınıf vb.) ayrım olmaksızın ayakta durmalıdır. Namaz kılmaya başlayan kişi, şuurunu kaybetmedikçe veya abdesti bozulmadıkça bütün rükünleriyle namazı tamamlamalıdır. İslâm’da namaz, sınırları ve şekli vahiyle Hazreti Muhammed’e (s.a.) bildirilmiş özel bir ibadettir. Biçimindeki herhangi bir değişiklik onu hükümsüz kılar.
Namaz, formel olduğu kadar, bütün Müslümanlara farz kılınmış bir disiplindir. Onu müminlere mecbur kılmakla İslâm, mensuplarını disipline etmeyi amaçlamış ve Allah’ın varlığının sonsuz bilincini korumuştur. Namaz, zamanı bölümlere ayırarak Müslümanı sağlıklı ve düzenli bir hayata alıştırır. Temiz suyla alınan abdestle o tazeleyici ve temizleyici bir ameliyedir. Ayağa kalkma, diz çökme, secde ve oturma hareketleri ve değişimleriyle, aynı zamanda vücut için bir egzersiz görevi görür. Namaz maddi ve manevî itminanı ve ruhi hazzı beraberinde getirir; zihni günlük ilgilerden uzaklaştırmak, Allah’a ve O’nun emrine ve varlığına konsantre olmak, kendini mutlak ve evrensel hükümdarlığa yükseltmektir. İbadet eden kişi, bu gibi uygulamalarla hayat ve onun problemleri ile karşılaşmaya öncekinden daha hazır olarak çıkar. Namazın mahiyeti ve dinî ibareler yoluyla akla gelen fikirler, insanı arzu dolu kılar, onu hayırlı işlere yöneltir; kötüden kaçınmaya, dünyayı iyilikle doldurmaya olan azmini güçlendirir. Nihayet cemaat hâlinde eda edildiği zaman, aynı saftaki Müslümanı sosyal ve siyasi eşitliğe, evrenselliğe, kardeşliğe ve diğer kardeşleriyle ilgilenmeye, onları desteklemeye teşvik eder.
Namaz, İslâm yerleşim alanlarında, kasaba ve şehirlerinde camilerin (mescid) yapımını gerekli kılar. Her şehir birimi, çevre sakinlerinin cemaatle namazı kıldıkları bir mekâna, bir camiye sahiptir. Camiler birbirlerine insan sesinin erişebileceği mesafeden daha uzak değildirler. Bunun için, günde beş kez bölge sakinlerini namaza hazırlanmaya ve cemaate çağıran bir müezzin mevcuttur. Daha fazla mesafelere ulaşmak için, ezan bölgedeki en yüksek yerden ilan edilir. Bu, camiye bir minare (midhâne, namaza çağrının yapıldığı yüksek kule) eklemeyi gerektirmiştir… Herhangi bir Müslüman şehrinin silueti, çeşitli biçim ve yüksekliklerdeki minarelerle şekillenmiştir. Her kasaba, orada oturan Müslümanların tümünün tek cemaat hâlinde cuma namazlarını kılabilecekleri “mescid-i cum’a”ya sahiptir. Namaz, önemi itibariyle herhangi bir müesseseden daha fazla İslâmî mimariyi ve İslâmî şehirlerin karakterini belirler.