NATO zirvesinin İslami ve jeopolitik açıdan değerlendirilmesi
NATO zirvesinin İslami ve jeopolitik açıdan değerlendirilmesi
Abdullah Şanlıdağ
Uluslararası sistemde güvenlik mimarisi yeniden şekillenmektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’da yaşanan krizler, enerji güvenliği, düzensiz göç ve terör tehdidi, NATO’nun önemini yeniden artırmıştır. Türkiye’nin NATO zirvesine ev sahipliği yapması ülkenin bölgesel ve küresel konumunu gösteren stratejik bir gelişmedir. Bu makalede zirvenin Türkiye açısından siyasi, ekonomik ve güvenlik boyutları değerlendirilirken, İslam siyaset düşüncesi çerçevesinde de analiz etmeye çalışacağım.
Devletlerin dış politikası yalnızca ideolojik tercihlerle değil, tarihî tecrübeler, coğrafi zorunluluklar ve güvenlik ihtiyaçlarıyla şekillenir. Türkiye; Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Akdeniz ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında bulunan bir ülkedir. Bu konum, Türkiye’yi uluslararası güvenlik denkleminin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline getirmektedir..
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği›nin Türkiye üzerindeki baskıları bunun en önemli örneklerinden biridir. 1945 yılında Sovyet yönetiminin Boğazlar üzerinde ortak savunma talebi ve doğu sınırlarına ilişkin talepleri, Türkiye›nin güvenlik arayışını hızlandırmış ve bu süreç 1952 yılında NATO üyeliğiyle sonuçlanmıştır.
İslami Perspektiften Devlet Güvenliği
İslam düşüncesinde devletin temel görevlerinden biri canı, dini, aklı, nesli ve malı korumaktır. Klasik İslam hukukunda «zarurat-ı hamse” olarak ifade edilen bu esaslar, kamu düzeninin temelini oluşturur.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
“Ey iman edenler! Kuvvetiniz yettiği kadar onlara karşı güç hazırlayın.” (Enfâl Suresi, 60)
Bu ayet, devletlerin güvenlik tedbirleri almasının meşruiyetine işaret etmektedir.
Diğer taraftan Kur’an’da;
“Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş.” (Enfâl Suresi, 61)
buyrularak diplomasi ve barış arayışının da İslam’ın temel ilkeleri arasında bulunduğu belirtilmektedir.
Dolayısıyla İslam siyaset anlayışında uluslararası ilişkiler mutlak çatışma veya mutlak ittifak üzerine değil; maslahat, adalet, eman ve toplumun güvenliği esasına göre şekillenir.
Türkiye’nin NATO Zirvesinden Elde Edebileceği Kazanımlar
Türkiye’nin NATO zirvesine ev sahipliği yapması öncelikle diplomatik prestij sağlamaktadır. Böyle organizasyonlar, ülkenin uluslararası güvenilirliğini ve müzakere kapasitesini artırır.
İkinci olarak savunma sanayi açısından yeni iş birlikleri ve teknoloji paylaşımı fırsatları doğabilir. Son yıllarda yerli savunma sanayindeki gelişmeler, Türkiye›nin NATO içerisindeki teknik katkısını artırmıştır.
Üçüncü olarak terörle mücadele konusunda Türkiye›nin tezlerini müttefiklerine daha güçlü biçimde anlatabilmesi açısından önemli bir diplomatik platform oluşmaktadır.
Dördüncü olarak ekonomik açıdan uluslararası yatırımcı güvenine olumlu katkılar sağlayabilir. Küresel toplantılar, ülkelerin istikrar algısını güçlendiren unsurlar arasında değerlendirilmektedir.
İslam dünyasında yaşanan bazı krizlerde NATO ülkelerinin farklı politikalar izlemesi de zaman zaman eleştiri konusu olmaktadır. Özellikle Filistin meselesi gibi konularda Batılı ülkelerin tutumları, Müslüman kamuoyunda ciddi rahatsızlık oluşturmaktadır.
Bu nedenle Türkiye’nin hem NATO üyeliğini sürdürmesi hem de İslam dünyasıyla güçlü ilişkilerini koruması hassas bir diplomatik denge gerektirmektedir.
İslam siyaset düşüncesinde maslahat ilkesi, devletin ümmetin ve toplumun yararını gözetmesini esas alır. Bu çerçevede farklı ülkelerle kurulan ilişkiler, temel ilkelerden taviz verilmediği sürece meşru diplomatik araçlar olarak değerlendirilebilir.
Türkiye’nin en büyük kazancı, farklı güç merkezleriyle konuşabilen, krizlerde arabuluculuk yapabilen ve kendi millî çıkarlarını merkeze alan bağımsız dış politika kapasitesini güçlendirmesidir.
Türkiye, kısa vadede doğu ve batı blokuyla birlikte hareket etmek durumunda olsa da, uzun vadede İslam ülkeleriyle güçlü bir pakt kurmalıdır.