Yumurta, domates, biber derken ‘inorganik insan’a hazır mısınız? Transhümanistlerin acımasız planı
Eşref-i mahlûkât olarak yaratılan insanın genetik ve biyolojik farklılıklarını bir “zayıflık” olarak gören transhümanistler, teknolojiyi de kullanarak insanı biyolojik ve zihinsel olarak dönüştürmek, “İnorganik bir insan” üretmek için çalışıyor.
“Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü” ve “İnsansız Dünya Transhümanizm” kitaplarının yazarı Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Dağ, transhümanistlerin insanı bir “oyun hamuru” gibi gördüklerini belirterek, şu dikkat çekici soruyu yöneltti:
“İnançları hurafe saymakla yetinmiyorlar, insanı biyolojik zincirlerinden de kurtararak ‘daha sağlıklı, daha uzun ömürlü, daha zeki’ insan üretmek istiyorlar. Bu süreç küçük bir azınlığın elinde olacak. Elitler diğerlerinin tasfiyesini doğal bir sonuç gibi görüyorlar. Gazze’de yaptıkları da bu değil mi?”
Biyolojik evrimi yetersiz görüyorlar
Prof. Dağ’a göre transhümanistler, biyolojik evrimi yetersiz buluyor; teknolojinin eklemlendiği yeni bir evrim sürecinin mümkün olduğunu savunuyor. Onlara göre insanın belirlenmiş bir kadere sahip olması ve değiştirilemez bir yapısı bulunması doğru değil.
Ziraatten hayvancılığa, sağlıktan eğitime, hukuktan topluma, mimariden uzay mühendisliğine kadar birçok alanda etkisi olan transhümanist teknolojilerin en kritik hedeflerinden biri ise insan zekâsı ile makinenin birleşmesi. Nöral implantlar ve zihin-bilgisayar entegrasyonu yoluyla ölümsüzlüğün ya da biyolojik sınırların aşılmasının hayalini kuruyorlar.
“Küçük bir azınlığın hayali”
Dağ, insanların bu teknolojileri pahalı olsa da elde etmek isteyeceğini, CRISPR ve DNA müdahaleleriyle “daha zeki, daha güçlü, daha yakışıklı” çocukların tasarlanabileceğinin düşünüldüğünü hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu süreç doğrudan öjeniyle bağlantılıdır. Hem iyileştirme hem de uyum sağlayamayanların tasfiyesi anlamına gelir. Nick Bostrom, Yuval Noah Harari ve Ray Kurzweil gibi isimler öjenin meşru olması gerektiğini savunuyor. Dünya nüfusunu fazla buluyorlar ve daha güçlü medeniyetler için öjeniye ihtiyaç olduğunu söylüyorlar.”
LGBT ile benzerlikler
İnsanın biyolojik sınırlarından kurtulmadıkça özgür olamayacağını savunan transhümanizm ile LGBT hareketleri arasında da benzerlikler bulunduğunu belirten Prof. Dağ, bu akımların işbirlikleri olduğunu ifade etti. Ona göre LGBT hareketleri, transhümanizmin vaat ettiği teknolojileri kendi amaçları için bir imkân olarak görüyor.
İslam’ın tavrı net
Dağ, protez organlardan DNA ve nanoteknoloji çalışmalarına kadar pek çok ortaklık bulunduğunu ancak bu sürecin insan biyolojisini sermayenin insafına bırakacağını söyledi. Zihinle makinenin birleşmesinin mahremiyet, irade ve özgürlük alanını tartışmalı hale getireceğini vurguladı.
“İslam, transhümanizm ve LGBT konusunda tavrı net olan bir dindir” diyen Prof. Dağ sözlerini şöyle tamamladı:
“İslam, insan fıtratı ve yapısı üzerinde değişiklik yapmayı Allah’ın hukukunu ihlal olarak görür. Kur’an’da kadın ve erkekten bahsediliyor; bu gerçekliğin aşındırılmasına karşı tavrı açıktır. Müslümanların tavrı ise bu netlikte değil, kafalar karışık. İslam teknolojik çalışmalara karşı değildir, sadece hududu korur. Alzheimer, Down sendromu ya da otizm gibi hastalıkların tedavisine karşı çıkmaz. Ama süreç suistimal edilirse, İslam buna izin vermez. Temel amaç insanın izzetini, kimliğini ve evrenin nizamını korumaktır.”




