Gazze’de “ateşkes” söylemine rağmen süren saldırılar, Ekim 2023’ten bu yana yüz bini aşkın Filistinlinin hayatına mal olurken mahalleleri, okulları, hastaneleri ve tarihî yapıları harabeye çevirdi; çocuklar, sağlık altyapısı ve kültürel miras hedef alınırken tarım alanları ve su sistemlerinin çökmesiyle insani felaket daha da büyüdü.
Gazze’de “ateşkes” söylemine rağmen süren saldırılar, Ekim 2023’ten bu yana yüz bini aşkın Filistinlinin hayatına mal olurken mahalleleri, okulları, hastaneleri ve tarihî yapıları harabeye çevirdi; çocuklar, sağlık altyapısı ve kültürel miras hedef alınırken tarım alanları ve su sistemlerinin çökmesiyle insani felaket daha da büyüdü.
Terörist İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, “ateşkes” ilanlarının üzerinden aylar geçmesine rağmen bölgedeki hayatın tüm unsurlarını tahrip etmeye devam ediyor. Ekim 2023’ten bu yana yüz bini aşkın Filistinlinin katledildiği süreçte, yoğun bombardıman neticesinde mahalleler haritadan silinirken, aile yapıları, komşuluk bağları ve nesiller boyunca inşa edilen yaşam alanları yok edildi. Han Yunus’ta düzenlenen cenazelerde yaşanan manzaralar, saldırıların siviller üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.
Saldırıların en ağır bedelini çocuklar ödedi. Okullar, anaokulları, hastaneler ve sığınak olarak kullanılan eğitim kurumları hedef alınırken, sağlık altyapısının çökmesi sebebiyle prematüre bebekler dahi hayatta kalma mücadelesini kaybetti. Elektrik ve yakıt akışının kesilmesi, insani yardımın engellenmesi ve zorunlu göç dalgaları, Gazze’de bir neslin eğitimden ve temel yaşam imkânlarından kopmasına yol açtı.
Yıkım kültürel ve tarihî mirasa da uzandı. Üniversiteler, kütüphaneler, akademik arşivler ve tarihî yapılar ağır hasar gördü. Gazze’nin sembol yapılarından Büyük Ömeri Camii harabeye dönerken, 19 Ekim 2023’te vurulan Aziz Porphyrius Kilisesi içinde sığınan siviller hayatını kaybetti. Akademisyenler, doktorlar ve mühendisler aileleriyle birlikte bombardımanlarda katledildi; kültürel hafızayı taşıyan arşivler ve el yazmaları imha edildi.
Çevresel tahribat da derinleşti. Tarım alanları, hayvancılık tesisleri ve su altyapısı büyük ölçüde devre dışı kaldı. Atık sistemlerinin çökmesi ve kirli suyun denize karışması, halk sağlığını tehdit eden yeni riskler doğurdu. Mezarlıkların tahrip edilmesi ve cenazelerin toplu şekilde taşınması ise savaşın insani boyutuna ilişkin tartışmaları daha da artırdı.