• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Ukrayna Batı’nın umurunda değil

Yeniakit Publisher
2022-02-07 11:00:00 -
Ukrayna Batı’nın umurunda değil

Rusya ile Ukrayna arasındaki kriz her geçen gün derinleşiyor. ASSAM Strateji ve Güvenlik Uzmanı Ali Coşar, Türkiye’nin diplomatik girişimlerini ve yaşanan gerilimi Pazartesi Sohbetleri’nde değerlendirdi. Putin’in Çin’i arkasına alarak güç gösterisi yaptığına işaret eden Coşar, Ukrayna’nın bir-iki ülke hariç Batı ve NATO’nun umurunda olmadığını söyledi.

Rusya ile Ukrayna arasındaki kriz her geçen gün derinleşiyor. Bu krizin savaşa dönüşmesi durumunda dünyada yeni kırılmalar olacağı belirtiliyor. Her şeyden öte bu krizin bir dengeler savaşı olduğu muhakkak. Olası bir savaş durumunda birçok ülkenin bu durumdan olumsuz etkileneceği görülüyor. Bölgeyi yakından etkileyen ve dünya gündeminin ilk maddelerinden birisi olan Ukrayna-Rusya krizini konunun uzmanı ASSAM Strateji ve Güvenlik Uzmanı Ali Coşar ile konuştuk.

Rusya-Ukrayna, savaşın eşiğine nasıl geldi?

- Rusya ve Ukrayna’nın iki bölgesi arasındaki etkileşimler, 17. yüzyıldan itibaren resmi bir temelde gelişti, ancak Rusların da ilk başkenti olan Kiev Kinezliği’nin özerkliğini tasfiye ettiğinde ilişkiler sona erdi. 1917 Komünist Ekim Devrimi’nden kısa bir süre sonra, iki devlet yeniden etkileşime girdi. Rusya Federasyonu ile Ukrayna arasındaki modern ikili ilişki, resmi olarak I. Dünya Savaşı sonrasında 1920’de, Ukrayna’nın Rus ve Polonya Kızıl Ordusu tarafından işgali ile iki ülke arasında ilişkiler değişti. Sovyet Rus kuvvetleri Ukrayna’yı ele geçirdi ve iki devlet arasındaki ilişkiler, 1922’de kurulan Sovyetler Birliği’nde uluslararası ilişkilerden iç ilişkilere dönüştü. 1990’larda, hem Sovyet Rusya’nın, hem de Sovyet Ukrayna’sının resmi olarak kurucu cumhuriyetleri olduğu bu iki devletin arasında, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından ikili ilişkiler yeniden canlandı. İki ülke arasındaki ilişkiler, 2014 Ukrayna Turuncu devriminden bu yana (2010-2014 arasında Rus Yanlısı Devlet Başkanı Yanukoviç’in 2014’de görevden uzaklaştırılmasından itibaren) ciddi şekilde parçalandı. Yanukoviç  iktidardan uzaklaştırılana kadar çeşitli ticaret anlaşmalarıyla iki devlet ekonomik işbirliği mevcuttu. Sonrasında, Ukrayna’nın doğusunda, Rus ordusu tarafından desteklenen Rusya yanlısı isyancılar ile, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri arasındaki askeri çatışmalar Nisan 2014’te başladı. Ardından 2014’de Rusya’nın Kırım’ı Ukrayna’dan ilhak etmesi ve Rusya’nın, 2020’nin başlarında Ukrayna güney – doğusundaki Donbas bölgesinde yaşanan bir savaşta, Donbas ayrılıkçı savaşçılarına verdiği destek nedeniyle, 13.000’den fazla insanın ölmesine ve Rusya’ya Batı yaptırımları getirilmesine sebep oldu. 17 Mart 2014’te Kırım bağımsızlığını ilan etti. 18 Mart 2014’te Moskova’da Kırım ve Sivastopol’u Rusya’ya katma antlaşması imzalandı ve ertesi gün Ukrayna’nın tüm Silahlı Kuvvetleri Kırım’dan çekildi. O tarihten beri Ukrayna’nın Rusya’daki en yüksek diplomatik temsilciliği, geçici maslahatgüzarı oldu. Eylül 2014’ten beri Donbas ayrılıkçı güçleri ile Ukrayna arasında imzalanan çok sayıda ateşkes anlaşmasına rağmen, çok kere bu anlaşmalar her iki tarafça ihlal edildi. Son 1 yıldır, Ukrayna güney doğusu ve kuzey sınırlarında, Rus ordusu, dozu giderek artan bir baskı oluşturan yığınaklanmaya devam ediyor. Kuvvet gösterileri ve tatbikatlar yapıyor.

Ukrayna - Rusya krizinde son durum nedir?

- NATO’nun güçlü devletleri İngiltere ve ABD; Ukrayna’ya diplomatik destek başta olmak üzere, son 8 yıldır, her geçen gün sayısı giderek artan askeri malzeme ve modern silahlar  vermek suretiyle yardım ediyorlar. İngiltere askeri uzmanlarınca, 20.000’den fazla Ukrayna askerinin eğitildiği bildiriliyor. Ancak, NATO ülkeleri arasında tam bir birlik olduğunu söylemek zor. NATO’ya 1999’da katılan Macaristan ve 2004’te katılan Slovenya, Ukrayna’ya asker gönderme konusuna sıcak bakmadıklarını açıkladı. AB (Avrupa Birliği)’nin büyük devletleri Fransa ve Almanya da Ukrayna krizinin bir savaşa dönüşmesini arzulamıyorlar. Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un geçen yıl, “NATO’nun beyin ölümü yaşadığı” yönündeki açıklaması NATO içinde derin bir çatlak işareti olarak değerlendirilmişti. Ayrıca Fransa, AUKUS anlaşmasının bir sonucu olarak, Avustralya’nın Fransa’dan almayı taahhüt ettiği denizaltıları almaktan caymasının müsebbibi olarak, NATO müttefikleri İngiltere ve ABD’yi suçlamış ve “arkamızdan bıçaklandık” demişti.

NATO içinde birlik yok diyebilir miyiz?

- Ukrayna krizi, ABD-İngiltere ve biraz da eski Sovyet Cumhuriyetlerinden, işgal ile zorla Komünist Rus rejim baskısı altında yıllarca yaşayan Polonya dışında, diğer NATO ve AB ülkelerini pek ilgilendirmiyor gibi görünüyor. Batılı ülkeler arasında net bir birlik olmayışı ve Putin’in Çin Devlet Başkanı Chingping ile önceki gün Pekin’de yaptığı görüşmede, Çin’den NATO’nun genişlemesine karşı Rusya’ya destek mesajı verilmesi Rusya’nın moral desteği kazanmasının yanında, doğalgaz satışlarını da kapsayan bazı stratejik anlaşmaların yapılması, batının swift sistemine alternatif çareler üretilme çalışmaları, Rusya’nın Ukrayna üzerindeki pervasızca yürüttüğü askeri baskının artmasında Rusya’ya cesaret kazanmasına katkıda bulunduğunu değerlendirebilirim. Hatta, Rusya’nın batının muhtemel ekonomik yaptırımlarına karşı, alternatif karşılıklarına Çin & Rusya Stratejik Müttefikliğinin oluşmasına, Batı blokunun, Doğu Avrupa ve Kafkasya içlerine Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkeler üzerinden, bitmek tükenmek bilmez yayılmacı hırsının sebep olduğunu söylemek mümkündür.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ukrayna ziyaretini nasıl değerlendirmek gerekiyor?

- Her ne kadar Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün yaptığı Ukrayna ziyareti, bu ülkeyle önceki yıllarda yaptığı ikili anlaşmalara ek olarak ve yeni ticari anlaşmaların imzalanması ile Ukrayna’ya moral desteği ve potansiyel güç kattıysa da, krizi durdurmaya etkisi olmadı. Bununla birlikte, RF başkanı Putin’in ve Ukrayna CB Zelenski’nin Türkiye Cumhurbaşkanı ile yıllardır var olan olumlu diyalog ve samimiyeti, Türkiye’nin arabuluculuk rolünü destekleyen hususlar olduğunu söylemek uygun olur. Cumhurbaşkanımızın Corona virüs hastalığına yakalanmış olması, iki ülke arasındaki arabuluculuk çabalarını (Putin’in Ankara ziyareti de dahil, bir süre geciktirecek ise de, inşallah iyileştiğinde) yapılacak görüşmelerde, nispeten krizin yavaşlamasına katkıda bulacağını öngörüyorum. Son olarak, İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna-Rusya krizinin diplomatik yollardan çözülmesi yolunda çaba gösterilmesi gerektiğini beyan ettiler. Görüşmede NATO’nun “Rus saldırganlığı” karşısında birleşmesi gerektiğini vurguladılarsa da, bunların sözde kalan “beylik” laflar olduğu açıktır. Öte yandan; Macron, Putin ile ikili görüşmeler yaparak, ülkesinin Rusya nezdinde menfaatini sağlamaya çalışmaktadır.

Rusya ile geçtiğimiz hafta yapılan ABD-NATO görüşmelerinden sonuç çıkmadı. Rusya’nın, NATO’nun Ukrayna’yı “Üyeliğe almama garantisi” talebinin reddedilmesi ne anlama geliyor?

- NATO üyesi bir batılı ülkede yayınlanan ünlü bir gazete haberine göre; ABD, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri tehdidi azaltması karşılığında silahsızlanma anlaşmaları da dahil olmak üzere, karşılıklı güven artırıcı önlemler önerdi. ABD ile NATO, bu belgelerde Putin’in başlıca talepleri olan Avrupa’nın güvenliğine dair ikili anlaşma imzalanması fikrini ve ittifaka yeni üye alınmamasını reddediyor. Ancak bunun yerine, silahsızlanma anlaşmaları ile ilgili müzakereler ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve NATO-Rusya Konseyi gibi forumlarda karşılıklı güven artırıcı önlemler öneriyor. Yani, yukarıda ifade ettiğim beyanlara dayanarak şunu söyleyebiliriz ki; AB ve NATO ülkeleri, arasında tam birlik olmayışı, her birinin kendi menfaati kapsamında Rusya’ya yaklaştığı, Rusya’nın Orta ve batı Avrupa’nın halkı ve endüstrileri üzerinde Demokles’in kılıcı gibi salladığı enerji kozunu iyi kullandığını, AB’nin krize müdahale edecek güçlü bir ordusunun olmayışı, NATO’nun Ukrayna’ya komşu NATO ülkeleri Polonya ve Romanya hudutlarına, Rusya’nın Baltık Denizi kıyılarında NATO ülkeleri arasında kalmış Kaliningrad’a 3-5.000 asker göndereceğini beyan etmesi, Rusya’yı Ukrayna üzerindeki işgal planlarından caydırmaya yetmeyecektir. Hele bir de Çin’in stratejik işbirliği ve desteğini bir önceki gün yaptığı anlaşma ile sağlayan Rusya’nın, batının bu yetersiz reaksiyonu karşısında, Ukrayna’ya olan iştahını kabartmaktan öteye gidemez. Muhtemel bir savaşta, en büyük zararı Ukrayna görecektir. Tabii ki, Türkiye ve Romanya gibi komşuları da zarara uğrayacaktır.

Rusya neden Ukrayna’nın AB ve NATO’ya girme niyetine bu kadar sert tepki gösteriyor?

- Rusya lideri Putin’in SSCB’nin yıkıldığı 1991’lerden beri Rusya Federasyonu devlet yönetimindeki engin tecrübesi ve etkinliği, özellikle KGB İstihbarat kökenli bilgi birikimine dayalı devlet adamlığı tecrübesinin de zirveye çıktığı son yıllarda, onun son yüzyılın “Deli Petro”su olarak anılmasına sebep olacak bir takım stratejik hamleleri göze çarpmaktadır.

NATO ve AB, Rusya’nın yukarıda ifade ettiğim stratejik ve tarihi ana hedeflerini gerçekleştirmesinin önündeki en büyük engeldir.

Her ne kadar NATO’nun batılı büyük devletleri, Türkiye üzerindeki 1916 Sevr anlayışına dayalı, emperyalist gizli açık emellerini tam olarak tahakkuk ettirememiş olsalar da, 20. yüzyılın en güçlü tehlikesi SSCB’nin batıya dönük yayılmacılığının önünde adeta bir kalkan görevi yapmıştır. Türkiye de 1952’den itibaren NATO’ya girerek, bir ölçüde de olsa NATO koruma şemsiyesi altında kalabilmiştir. Bu açıdan Rusya, günümüzde de Türkiye için de büyük bir tehlikedir. Çarlık Rusya’sı Deli Petro’sunun ruhu adeta Putin’de yaşamaktadır. Rusya hiçbir zaman Doğu Roma (Bizans)’ın bir zamanlar başkenti olan İstanbul ve Anadolu topraklarını ele geçirmekten ve sıcak denizlere sahip olmayı, stratejik hedef planından çıkarmayacaktır. İşte Ukrayna da Türkiye gibi bir NATO üyesi devlet olursa, Türkiye ile birlikte batının en doğudaki iki müttefik devlet, Rusya’nın batıya doğru yayılmacılığının önünde kuvvetli bir set oluşturacak, bu sayede ABD ve diğer NATO ülkeleri, Rusya’nın hegemonyasını adım adım bitirecektir. Yani, Rusya’nın stratejik tarihi emperyal planları akamete uğrayacak, Karadeniz’den çıkamayacak ve doğu Avrupa’da her geçen gün NATO yayılmacılığı karşısında adım adım, ülke ülke gerileyecektir. Böylece Jeopolitik pozisyonunu idame ettiremeyen bir Rusya, her geçen gün eriyecek ve yıkılıp gidecektir. Varlığını takviye ve bekasını tahkim etmek için daha da büyümeye, yeryüzünün daha zengin bölgelerini ele geçirmeye ihtiyaç duymaktadır. Her ne kadar Rusya 17 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile dünyanın en geniş ülkesi ise de, bu toprakların büyük bir kısmı tarım ve hayvancılık açısından çok elverişli değildir. Rusya’yı ayakta tutan fosil menşeli enerji potansiyelidir. Bu kaynakların yakın bir gelecekte tükenmesi mukadderdir. Bu durumda Rus devletini ayakta tutacak, güçlülüğünü idame ettirecek başka yer altı ve yer üstü zenginliklere ihtiyaç vardır.

 Rusya, Ukrayna’yı savaşsız teslime zorluyor

Putin neden gerilimi tırmandırma politikası yürütüyor?

- Rusya, batının fiili olarak askeri bir harekatla kendisinin Ukrayna üzerindeki emellerine bir şey yapamayacağını biliyor. O nedenle, bir savaşa girmeden, büyük bir masrafa katlanmadan hedeflerine ulaşmak istiyor. Yaptığı askeri yığınaklanma ile diplomatik politikalarını destekliyor. Böylece, avını bir köşeye sıkıştıran bir kaplan gibi, eski devirlerde bir kaleyi kuşatan devletler gibi tehdit ederek, savaşsız teslim olmasını sağlamaya çalışıyor. Çünkü, savaş tüm taraflar için büyük bir yıkımdır, çok masraflıdır. Ayrıca BM yasalarına göre, iki taraf arasında çatışmayı başlatan devletin, savaş sonunda ağır tazminat yükümlülüğü oluşmaktadır. Böyle bir sorumluluk ve suçluluk durumuna düşmek istemiyor.

Rusya gerçekten Ukrayna’yı işgal etmeyi mi planlıyor?

- Krizi tırmandırarak çözemez ise, tıpkı 2008’de Güney Osetya savaşında Gürcistan’a karşı yaptığı gibi, bir çatışma ile başlayıp işgal ile son bulan bir planı devreye sokacağına inanıyorum.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin yakın olduğu tartışmalarını beraberinde getirdi. Peki Rusya’nın planı nedir?

- Donbas bölgesindekine benzer Ukrayna içini karıştırmak suretiyle, savaşın fitilini ateşleyecek bir çatılmanın provokasyonunu Ukrayna’nın kuzey sınır komşusu ve Rusya’nın BDT ve Toplu Güvenlik anlaşması üzerinden sadık müttefiki Belarus vasıtasıyla ve kuzeyde ve Ukrayna’nın doğu sınırlarında da Donbas bölgesindeki yeni bir çatışmada yardıma gelmek bahanesiyle tüm Ukrayna’nın işgali ile sonuçlanacak bir savaşı başlatabilir.

Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakını hatırlatıyor; Kremlin güç gösterisi mi yoksa savaş hazırlığı mı yapıyor?

- Rusya her ikisini de yapıyor. Bence Rusya bu konuda, hele de sınır komşusu olduğu ülkelere karşı oldukça pişkin ve tecrübeli bir devlet. İşte Kazakistan’da geçen ay yaşanan isyan girişimini de gördük. Suriye ve Libya’daki müdahalelere bakınız. Rusya Federasyonu, fırsatını bulduğu ve vakti geldiğini anladığı her zaman planlarını tereddütsüz icra eden bir devlet. O sadece, muhatabının güçlülüğü ve direnmesi halinde geri adım atan bir geleneğe sahiptir.

Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan gerilim ve sıcak çatışma, başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkeleri nasıl etkiler?

- Bölgesel olarak, öncelikle Türkiye’yi etkiler. Son iki tüm dünyada etkili olan COVİD-19 pandemisinden en az etkilenen ülkelerden biri olsak da, üzerine bir de yakın coğrafyamızda yaşanacak bölgesel bir savaştan, Türk ekonomisi son derece fazla olumsuz etkilenecektir. Dünyada, C-19 pandemisi sonrasında daha çok telaffuz edilmeye başlanan iklim ve gıda krizinin etkinleşmeye başla(tıl)dığı bir duruma, böyle bir savaş, adeta yangına körükle müdahale gibi olur. Çünkü ben her ne kadar dünyada etkili olan küresel hadiselerde, kaderin bir cilvesini görüyorsam da, bunların sebeplerini küresel bir beşeri cüz-i iradenin tetiklediğine inanıyorum. Covid-19 her nasılsa küresel bir beşeri irade tarafından post modern bir sömürgecilik anlayışının gereği olarak ortaya atılmışsa, aynen onun gibi, iklim ve gıda krizinin de küresel bir aklın planı olduğuna inanıyorum. Çünkü, Allah (c.c.) hiçbir canlıyı açlıktan ölmek üzere yaratmaz. Yaratmadan önce onların rızkını taahhüt eder. Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar ve hayvanlar açlıktan telef oluyorsa, bunun müsebbibi yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlardır. Sömürgeci, doymak bilmez bir hırs sahibi, Kabil soyundan gelen habis ruhlu insanların yönettiği devletlerdir. Bunların hesabı ahirette çok acı olacaktır.

Bölgenin bu kadar karışık olduğu bir zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diplomatik girişimleri hakkında ne söylemek istersiniz?

- Sn. Cumhurbaşkanımız; engin bir stratejik bakış açısına sahip, merhametli şefkatli, millete hizmet etmeyi asıl vazife bilen ve bu millete ancak yüz yılda bir nasip olan, çok değerli bir devlet adamıdır. Pakistan ve başka devletler, Türkiye’nin böyle çok kritik niteliklere haiz bir lidere sahip olduğu için gıpta etmektedirler. Türkiye onun cesur-akıllı ve çok çalışkan liderliği altında, 20 yılda 100 yılda ulaşılamayacak bir kalkınma hamlesini başarmak üzeredir.

Türkiye bölgesinde ve dünyada yaşanan birçok krizde, dini ve etnik ayrılık gözetmeden tüm mazlum coğrafyaların gören gözü – tutan eli olmuşsa; 40 yıldır bitirilemeyen terör örgütlerinin sonunun yaklaşması onun izlediği cesur ve kararlı politikası sayesinde olmuştur ve olacaktır. Ukrayna-Rusya krizinde de konunun bölgesel ve küresel bir yangına dönüşmeden bir şekilde çözülmesi, inşallah onun arabulucu mert ve adil yaklaşımı ile olacaktır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23