Türkiye Aile Meclisi'nden İstanbul Sözleşmesi uyarısı: Aile Bakanlığı kadın bakanlığı gibi çalışmamalı
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Türkiye Aile Meclisi ile Başakşehir Platformu'nunda içinde olduğu 59 Sivil Toplum Kuruluşu'nun imzasını taşıyan bir basın açıklaması yayınlandı. Açıklamada İstanbul Sözleşmesi'nin toplum ahlak yapımıza yönelik tehditleri anlatılırken Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na çağrı yapılarak, "Aile Bakanlığı Kadın Bakanlığı gibi çalışmamalıdır." ifadeleri kullanıldı.
Taha Emre Özdemir Yeniakit.com.tr
23 Temmuz'da Ankara'da, 24 Temmuz'da da İstanbul'da çalıştay düzenleyecek Türkiye Aile Meclisi ve Başakşehir Sivil Toplum Kuruluşları Platformu, 19 Temmuz Cuma günü İstanbul Fahrettin Paşa Camisi'nde, 20 Temmuz Cumartesi günü de Fatih Camisi'nde buluşacak. Fahrettin Paşa Camisi'nde Cuma Namazı'nı müteakiben basın açıklaması yapacak grup, Cumartesi günü ise Fatih Camisi'nde İkindi Namazı'nı kıldıktan sonra İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesine dikkat çekmek için Saraçhane'ye doğru yürüyüşe geçecek.
'Tedbir alınmazsa telafisi imkansız zararlar ortaya çıkacak'
59 Sivil Toplum Kuruluşu'nun imzasını kapsayan basın açıklamasının metninde İstanbul Sözleşmesi'nin toplum ahlak yapısına yönelik tehditler içerdiği vurgusu yapılırken, "Türkiye Aile Meclisleri ve İstanbul Başakşehir STK Platformu olarak; toplumumuzun temel yapı taşının aile kurumu olduğu bilinciyle, 'İstanbul sözleşmesi' ile onun yansımaları niteliğindeki 'Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikaları'nın, buna ilişkin eğitimlerin ve '6284 Sayılı Kanun'un uygulanmasının aile yapımıza çok ciddi zararlar verdiğini ve tedbir alınmaması halinde telafisi imkânsız zararlara gebe olduğunu tespit etmiş bulunuyoruz." ifadeleri kullanıldı.
'Aile Bakanlığı 'Kadın Bakanlığı' gibi çalışmamalıdır'
Aile yapımızın toplumun temel taşı olduğuna dikkat çekilen basın açıklamasına, şu ifadelerle devam edildi:
"Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı; toplumun geneli tarafından hoş karşılanmayan 'feminizm etkisinde kalmış' görüntüsünden uzak durmalıdır. Aile Bakanlığı, kadın bakanlığı gibi değil; aile koruyan bakanlık olduğunun bilinciyle çalışmalıdır. Devlet evlenmeyi, nikâhlı yaşamayı, geç evliliği değil genç evliliği teşvik eden önlemleri arttırmalıdır. Boşanma davaları hızla artan bir vakadır. Bunun önüne geçmek ve aile kurumunu sağlamlaştırmak için, evlilik öncesi eğitim seminerleri düzenlenmelidir. Evlilik öncesi eğitim kursları zorunlu hale getirilerek eşler arasındaki iletişim konusunda taraflar bilinçlendirilmelidir."
'Eşcinsellik, Lut Kavmi'nin helakına sebep olan hastalıklı bir durumdur'
İstanbul Sözleşmesi'nin dayattığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi'nin yaradılış fıtratımıza aykırı olduğuna dikkat çekilirken, tehlikenin boyutu şöyle anlatıldı:
"Projenin uygulandığı; İzlanda, Norveç, Finlandiya, İsveç ve Türkiye üzerinden yapılan araştırmada Toplumsal Cinsiyeti Eşitliği Projesinin, aile içi şiddeti arttırdığı tespit edilmiştir. Avrupa’daki kadın cinayetleri Dünya ortalamasından ve Türkiye’den 7 puan daha fazladır.
Yaratılışa aykırı olan yönelimlere devletin destek vermesi, teşvik etmesi kabul edilemez. Lût kavminin helakına sebep olan sapkınlık tedavi edilmesi gereken bir hastalık halidir. Halbuki CEDAW ve İstanbul sözleşmesi bu ve benzeri eylemlerin yasallaştırılmasını ve eğitim yoluyla yaygınlaştırılmasını öngörmektedir. İstanbul Sözleşmesi'nin 4. maddesi, cinsel yönelimi kişinin tercihi ve insan hakkı olarak görerek yasal güvence altına alıyor. Bu durum aile kurumuna çok ciddi zararlar verecektir."
'6284 Sayılı Kanun erkeklere zulüm yaşatıyor'
"Bu uygulama; aile yapısına, devlet eliyle vurulan en ağır bir darbe niteliğindedir. 6284 Sayılı Kanun'un canlı bomba üretmesine el birliği ile dur demeliyiz. Evden uzaklaştırma kararları en az hapis cezası kadar önemli kararlardır. Hal böyle iken, her iki tarafı ve tarafları dinlemeden, deliller toplanmadan karar verilmemelidir. Uygulamada ise, kadının tek taraflı beyanı ile 6 aya kadar evden uzaklaştırma kararları verilmektedir. Türkiye’de evli erkeklerin uzaklaştırma kararlarına karşı gidebilecekleri bir yer yoktur. Uzaklaştırma kararları şiddeti artırmaktadır. Avukatların ısrarına rağmen hâkimler, tarafları dinlemeyi kabul etmemekte ve delil toplamamaktadır. Gerekçe olarak da; Kanunun 8/3 maddesinde geçen 'Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz.' hükmünü göstermektedirler. Hiçbir hukuk sisteminde delil olmadan karar verilemez."
'İstanbul Sözleşmesi ailelerin barışmasına engel oluyor'
"Şiddetin önlenmesi eğitim ile mümkündür. Evden uzaklaştırma yerine bir takım eğitimler getirilmelidir. Öfke kontrolü ve iletişim tekniklerine ilişkin eğitimler bu anlamda faydalı olacaktır. Hükümet tüm kurumlarıyla, kadına şiddetin ve erkek lehine ayrımcı dilin ve uygulamaların önlenmesi için bir seferberlik başlatmalı, ancak bu feminist bir karakter taşımamalıdır. Aile içi kavgalarda af müessesi geçerli olmalıdır. Uygulamada, taraflar barışsa dahi, devlet buna engel olmakta, tarafların kavgasını kızıştırmaktadır."
'Sorunlar görmezden gelinirse işlenen cinayetlere ortak olunur'
"Çiftlerin ayrılıklarında, Çocuk haczi, nafaka hapsi, Ebeveyn Yabancılaştırması gibi insanlık dışı onbinlerce mağduriyetler vardır. Bakanlık bu hususta çözüm üretmelidir. Biz cemiyetler de karanlığa küfür etmek yerine aydınlık yarınlar için çözüm üretmeliyiz. Sorunları görmezlikten gelmek 4 maymunu oynamak işlenen cinayetlere zulümlere ortak olmaktır."