Toplumsal pürüzlerimiz: 1-boykot edememe problemimiz
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Gazetemiz okurlarından Sümeye Barut, "Toplumsal pürüzlerimiz: 1-boykot edememe problemimiz" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Bismillahirrahmanirrahim
Gün içinde damarımıza basarak bizi sinir eden nice şeyler oluyor değil mi değerli okurlarım?
Manevi ve milli değerlerimize saygısızlık yapan, siyasi tercihlerimize karışan, kendi ideolojisini empoze etmek için canhıraş şekilde tacize girişen saygısızlar olabiliyor ne yazık ki. Ayrıca TV programlarıyla veya internet üzerinden çoluk çocuğumuzun ahlakını bozmaya çalışan nice hadbilmezlerle karşılaşıyoruz maalesef. Peki böyle durumlarla karşılaşınca ne derece karşı atağa geçebiliyoruz?
Saygısız söylemlerde bulunan ve kutsallarımıza tahammül edemeyenlere karşı nasıl bir mücadele yapmamız gerektiğini biliyor muyuz? Burada ‘’Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır’’ hadisini hatırlatmak isterim. “Hak” Allah’ın adıdır ve en büyük haksızlık manevi değerlere, yani Allah’ın hakkına karşı yapılan hadbilmezliktir. Sonra da beşeri-ahlaki haklar gelir.
Bu tür durumlarda boykot anlamında neler yapıyoruz acaba, burada iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım lütfen. “Ayşe şunu yapmadı, Fatma şunu demedi, Ali-Veli gelmedi’’ değil, biz kendimiz tepki olarak şimdiye kadar ne yaptık ve bundan sonra da ne yapacağız? Aydınlanmak için biraz İslam tarihine bakalım isterseniz:
Hz. Peygamber (as.) dönemine bakarsak iki boykot olayına rastlarız. Birincisi: Mekke döneminde Mekkeli müşrikler, müslümanları dinlerinden döndürmek için her yolu deniyorlar. Müslümanların zerre kadar taviz vermediğini görünce de en sonunda boykota başvuruyorlar. Onlarla alışverişi ve konuşmayı kesiyorlar. Öyle ki onlardan biriyle evlenmeyi dahi yasaklıyorlar. Müslümanlar bu dönemde maddi olarak zayıfladıkları gibi aç kaldıklarından dolayı da zayıflayıp hastalanıyorlar. Bir yolunu bulunca da doğup büyüdükleri, evlerinin, anılarının ve akrabalarının olduğu bu diyarı terketmek zorunda kalıyorlar.
İkinci boykot ise Hz. Peygamber (as.) ve sahabeler (r.anhüm) Medine’de İslam devletini kuruyorlar. İlk başta müslümanlara ait bir pazar yeri olmadığından müslümanlar Medine’deki pazarlardan alışveriş yapıyor fakat daha sonraları Müslümanlar güçlenince Medine’de müslümanlara ait pazar yeri kuruluyor ve artık Hz.Peygamber (as.) müslümanlara diğer pazarlardan alışveriş yapmayı yasaklıyor.
Ekonominin bir güç olduğunu ve düşmanın zayıflatılması için ekonomik anlamda da mücadele vermenin gerekli olduğunu bu olaylardan böylece anlıyoruz.
Gelelim günümüze ve bizlere... Bizler rahatsız olduğumuz TV programlarını şikayet kurumu olan RTÜK’e hiç ilettik mi?
İnternet üzerinden yapılan saygısızlıkları BTK’ya kaç kere şikayet edebildik? TV’de çocuklarımızın ahlakını bozacak tarzda program yapan kanalları kanal listemizden sildik mi?
Hep durumlardan şikayet edip durduk da bir türlü harekete geçemedik öyle değil mi ? Dedikodu yapan arkadaşımızı bu davranışının yanlış olduğu konusunda uyarmamamız, yurt dışında ülkemiz aleyhine lobi faaliyetleri yapan “sözümona yazar”ların kitaplarını almaya devam edip onları dolaylı yoldan desteklememiz, sağlıksız gıda satanları topluca boykot etmememiz de hep umursamazlığımızdan olsa gerek. “Ben harekete geçmeyeyim, neme lazım” deyip hep bir kahraman bekliyoruz,öyle değil mi? Peki neden o kahraman biz olmayalım?!...