• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

TESPAM Jeostratejik Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Erkan! Yeni dünya düzeninde Türkiye söz sahibi olmalı

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
TESPAM Jeostratejik Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Erkan! Yeni dünya düzeninde Türkiye söz sahibi olmalı

Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Jeostratejik Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Anıl Çağlar Erkan: “Türkiye, enerji akışının geçtiği ülke olmaktan çıkıp yönetildiği bir merkez hâline gelmeli. Geleceğin güç mücadelesi, kaynaklara sahip olanlarla değil, kaynakları teknolojiye dönüştürebilenlerle kazanılacak” dedi.

ABD'de 3 Kasım 2026 tarihinde gerçekleştirilen ara seçimler, Washington'daki siyasi dengeleri değiştirirken küresel güç mücadelesinin geleceğine ilişkin yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Demokratların Kongrenin iki kanadında çoğunluğu elde etmesi, Trump yönetiminin dış politika kararlarını daha yoğun bir yasama denetimi altında yürütmesine neden olabilir. İran ile yaşanan askerî gerilim, Hürmüz Boğazı'nın enerji güvenliği açısından taşıdığı riskler ve ABD-Çin rekabeti ise bu değişimin uluslararası sonuçlarını daha önemli hâle getiriyor. Akit’e konuşan Uluslararası İlişkiler ve Enerji Jeopolitiği Uzmanı Doç. Dr. Anıl Çağlar Erkan, yeni dönemin Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırdığını belirterek küresel güç dengelerindeki dönüşümü değerlendirdi.

ABD'DEKİ SİYASİ DEĞİŞİM TÜRKİYE AÇISINDAN NE ANLAMA GELİYOR?

ABD’deki siyasi değişimin Türkiye açısından ne anlama geldiğini yorumlayan Çağlar, “Amerikan gücü ortadan kalkmıyor ancak Washington'ın küresel liderliğini kullanma kapasitesi giderek daha fazla iç siyasi dengelere bağlı hâle geliyor. Kongrede oluşan yeni tablo, Amerikan yönetiminin askerî operasyonlar, savunma bütçesi ve dış politika kararlarında daha yoğun bir kurumsal müzakere sürecine girmesine neden olabilir. Bu durum, bölgesel kapasiteye ve diplomatik hareket alanına sahip ülkelerin önemini artıracaktır. Türkiye de coğrafi konumu, askerî kapasitesi, savunma sanayisi ve çok yönlü dış politikasıyla bu süreçte öne çıkabilecek ülkelerden biridir” dedi.


 

“HÜRMÜZ BOĞAZI’NDAKİ KRİZ KÜRESEL EKONOMİK SONUÇLAR DOĞURABİLECEK NİTELİKTE”

“İran gerilimi ve Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler Türkiye'nin enerji jeopolitiğini nasıl etkiler?” sorusunun cevabını arayan Çağlar; “Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek bir kriz, yalnızca bölgesel değil, küresel ekonomik sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Petrol arzındaki kesintiler ve enerji fiyatlarındaki yükseliş, dünya ekonomisinin tamamını etkileyebilir. Bu gelişmeler alternatif enerji güzergâhlarının stratejik değerini artırıyor. Türkiye, TANAP, TürkAkım, LNG altyapısı, doğal gaz depolama kapasitesi ve Avrupa ile kurduğu enerji bağlantıları sayesinde önemli bir avantaja sahip. Ancak hedefimiz yalnızca enerji kaynaklarının ülkemizden geçmesi olmamalı. Türkiye, enerji akışının geçtiği ülke olmaktan çıkıp enerji ticaretinin, depolanmasının ve dağıtımının yönetildiği bir merkez hâline gelmeli” şeklinde konuştu.


 

“TÜRKİYE’NİN İŞLEME, RAFİNAJ VE İLERİ TEKNOLOJİ ÜRETİMİNE YÖNELMESİ GEREKİYOR”

Akit’in “ABD-Çin rekabeti Türkiye için yeni fırsatlar yaratabilir mi?” sorusuna ise Anıl Erkan Çağlar; “Kesinlikle. Günümüzde küresel rekabet yalnızca petrol, doğal gaz veya askerî kapasite üzerinden yürümüyor. Kritik mineraller, nadir toprak elementleri, yarı iletkenler, bataryalar ve yapay zekâ teknolojileri yeni güç mücadelesinin temel alanlarına dönüşmüş durumda. Çin'in kritik minerallerin işlenmesi ve rafinajındaki güçlü konumu, Batılı ülkeler açısından önemli bir stratejik bağımlılık oluşturuyor. Türkiye'nin burada ham madde tedarikçisi olmanın ötesine geçerek işleme, rafinaj ve ileri teknoloji üretimine yönelmesi gerekiyor. Geleceğin güç mücadelesi, yalnızca kaynaklara sahip olanlarla değil, bu kaynakları teknolojiye ve sanayi kapasitesine dönüştürebilenlerle kazanılacak” cevabını verdi.


 

“TÜRKİYE ARTIK ULUSLARARASI PAZARLARDA ÜRETİCİ VE TEKNOLOJİ ORTAĞI OLMA POTANSİYELİ TAŞIYAN BİR AKTÖR”

NATO ve savunma sanayisi açısından Türkiye'nin konumunu değerlendiren Çağlar şunları söyledi: “Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Avrupa güvenliği birlikte değerlendirildiğinde Türkiye'nin NATO içerisindeki stratejik önemi açıkça görülüyor. Savunma sanayisindeki yerli üretim kapasitesi de bu konumu güçlendiriyor. Türkiye artık yalnızca savunma ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke değil, uluslararası pazarlarda üretici ve teknoloji ortağı olma potansiyeli taşıyan bir aktör. Bununla birlikte ABD ile ilişkilerde yalnızca mevcut sorunlara odaklanmak yerine ortak güvenlik ve savunma sanayisi alanlarını geliştirmek gerekiyor.


 

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ FIRSAT

Türkiye'nin yeni dönemdeki temel stratejik hedefinin ne olması gerektiğini değerlendiren Çağlar; “Türkiye'nin stratejik özerkliği yalnızca diplomatik esneklikle sağlanamaz. Bunun ekonomik, teknolojik ve askerî temellerinin de güçlendirilmesi gerekiyor. Enerji güvenliği, kritik mineraller, savunma sanayisi, lojistik bağlantılar ve ileri teknoloji üretimi birbirini tamamlayan stratejik alanlardır. Türkiye, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret ve enerji bağlantılarında yalnızca bir geçiş güzergâhı değil, bu bağlantıları yöneten ve ekonomik değer üreten bir merkez olmalıdır. Türkiye'nin önündeki fırsat, değişen dünya düzeninde kendisine bir yer aramak değil, sahip olduğu ekonomik, askerî, teknolojik ve diplomatik kapasiteyle bu düzenin şekillenmesinde söz sahibi olmaktır” görüşünü kaydetti.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23