Siyasi kutuplaşma, İmamoğlu davası üzerinden hukuki tartışmaların önüne geçiyor; uzmanlara göre bu durum hem adalet duygusunu hem de Türkiye’nin uluslararası güvenilirliğini zedeliyor.
HABER MERKEZİ
Kurduğu suç örgütü ile 16 milyonun kanını vampir gibi emen çetenin başı Ekrem İmamoğlu ve adamlarının yargılandığı Silivri’deki yolsuzluk davasının duruşmaları, CHP’lilerin provokasyon girişimine sahne oluyor. CHP’li Ekrem İmamoğlu ve aveneleri yargıya karşı uyguladıkları laçka tavır kamuoyunda tepkiyle karşılanırken davranış Bilimleri Uzmanı, eğitimci-yazar Mehmet Yiğit, Türkiye’de son yıllarda artan siyasi kutuplaşmanın hukuki süreçlerin sağlıklı şekilde değerlendirilmesini zorlaştırdığını belirtti.
Yiğit, özellikle kamuoyunda geniş yankı uyandıran Ekrem İmamoğlu davası üzerinden yürüyen tartışmaların, hukukun teknik boyutunun geri planda kalmasına neden olduğunu ifade etti.
Yiğit, bir hukuk devletinde temel sorunun “ortada gerçekten hukuki bir ihlal olup olmadığı” olması gerektiğine dikkat çekerek, “Bu soruların soğukkanlı ve objektif biçimde tartışılması gerekirken, siyasi kamplaşma bu zemini ortadan kaldırıyor” dedi.
Toplumun hemen her kesiminin yoğun biçimde politize olduğuna işaret eden Yiğit, atılan adımların çoğu zaman hukuki çerçevede değil, siyasi niyet okumaları üzerinden değerlendirildiğini vurguladı. Yiğit’e göre bu durum, hukuki analizlerin yerini siyasi reflekslere bırakmasına yol açıyor.
SİYASİ ALGI ÜRETEREK YARGIYI YORUYORLAR
Davaların bazı çevreler tarafından “gelecekte cumhurbaşkanı olabilecek bir siyasetçinin önünü kesme hamlesi” olarak yorumlanmasının da tartışmaları daha da siyasileştirdiğini belirten Yiğit, bu atmosferde sağlıklı bir hukuki değerlendirme yapmanın neredeyse imkânsız hale geldiğini söyledi.
Hukukun siyasetin gölgesinde kalmasının yalnızca iç politikayı değil, Türkiye’nin uluslararası algısını da olumsuz etkilediğini ifade eden Yiğit, “Hukuka duyulan güvenin zayıfladığı bir ülke görüntüsü, dış politikadan ekonomiye kadar birçok alanda Türkiye’nin elini zayıflatır” değerlendirmesinde bulundu.
Ekonomik güven ortamının da doğrudan hukuk devleti algısıyla bağlantılı olduğunu vurgulayan Yiğit, yatırımcıların güven duymadığı bir ülkede sürdürülebilir kalkınmanın zorlaşacağını dile getirdi.
Yiğit, asıl tehlikenin davaların sonucundan ziyade toplumun hukuka olan güveninin aşınması olduğuna dikkat çekerek, “Hukuk devleti algısı zedelendiğinde, bu yalnızca bir davayı değil, bütün bir sistemin meşruiyetini tartışmalı hale getirir” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin en acil ihtiyaçlarından birinin, hukuki meselelerin siyasetin sert dili ve kabileci reflekslerinden arındırılarak ele alınabileceği bir zeminin yeniden oluşturulması olduğunu belirten Yiğit, aksi halde hem adalet duygusunun hem de uluslararası güvenilirliğin zarar görmeye devam edeceğini sözlerine ekledi.