• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
TÜM YAZILARI

Serdar Kılıç ve Bozkırda Vals

14 Mart 2017
A


Ali Osman Aydın İletişim: [email protected]

“Doğada nesli tükenen türün insan olduğunu düşünüyorum.”

Her daim sıkışık trafik, gökyüzünü kapayan beton ormanları kimi zaman şehri içinden çıkılması imkansız bir labirente dönüştürür . Böyle anlarda kapana kısılmışlık hissi yakamızı bir türlü bırakmaz. Metropolün baskılayan, kısıtlayan griliklerinden kurtularak akarsuların, vadilerin, dingin ormanların yeşilliklerine kaçmak isteriz.

Serdar Kılıç’ın hazırlayıp sunduğu “Doğadaki İnsan” tam da böyle bir kaçışın adı aslında. Uzun süredir devam eden program Anadolu’yu, coğrafyasını merkeze alarak, adetleri ve gömülü kalmış bilgeliğiyle yeniden keşfediyor.

ŞEHİR BEDENLERİMİZİ ÇÜRÜTÜYOR

Program tüm dinginliği yanında izleyenlere çok boyutlu bir muhalefet sunuyor. Günümüzün toplumsal kabullerinin tam tersi bir ilkelciliği göklere çıkaran Kılıç şehir yaşamına ilişkin şöyle bir eleştiri getiriyor: “Modern çağda yaşayan ama dedelerinin doğadaki yaşantısını da görmüş biri olarak bütün eğitimim, birikimim, deneyimlerim ve hislerim insanın beden ve akıl dengesinin sağlıklı gelişebilmesi için doğrudan ve kaliteli bir doğa insanı yaşantısına ihtiyaç duyduğunu söylüyor.”

Doğa yaşantısının ihtiyaçtan öte bir zorunluluk olduğunun altını çizen Kılıç : “Toprak üzerinde dolaysız hareket etmeye ihtiyaç duyan bedenimiz ve iç organlarımız şehir yaşamında çürüyor. Buna bağlı olarak iyi çalışamaz hale gelen hormonlarımız ve salgılarımız akıl sağlığımızı da bozuyor.” diyor.

Çözümü ise beyaz yakalı bir formülasyonun çok dışında, adeta Tyler Durden’vari maskülen bir yaşam biçiminde buluyor : “Spor için doğaya gidilmesinden bahsetmiyorum. Bir yaşam kültürü olarak dağda hayatını idame ettiren insandan bahsediyorum. Tüm ibate ve iaşesini bedenini ve aklını kullanarak yaşayan bir insan hayal ediyorum. Onunla üzerinde yaşamak için temas kuran, hayatını onunla birlikte geçiren, gerçek insandan bahsediyorum. ”

 H.D.THOREAU, “DOĞADAKİ İNSAN”IN SELEFİ

Henry David Thoreau 1845 yılının Mart ayında, elindeki ödünç baltayla Walden Gölü’nün kıyısındaki ormana kendine bir ev yapmak için giderek kişisel rönesansının ilk adımını atmıştı. Son sürat makineleşen; yeni kıyafetler, lüks evler peşinde koşan uygarlığa bir cevaptı bu adım.

Thoreau’ya göreİnsanların çoğu sessiz bir ümitsizlikle dolu hayatlar sürmektedir.” ancak kendisi medeniyeti ve suni ihtiyaçları reddederek dayatılan ümitsizliği yıkıma uğratır. “herhangi bir komşudan bir mil ötedeki evinde” yatak, şömine, masa ve sandalyeden başka bir şey bulunmamaktadır.

Thoreau’nun ütopyası, Tolstoy ve Gandhi’yi etkiledikten sonra Anadolu’ya has bilgelikle iç içe geçerek bir televizyon programı formatına dönüşmüş “Doğadaki İnsan” da. Kılıç, coğrafyamıza nakşolmuş binlere yıllık bir insan tecrübesiyle birlikte Thoreau’nun mirasını da referans alıyor.

 MODERN İNSANIN ARADIĞI ANLAM

Programda elleriyle bardak yapıyor Kılıç, ardından bir masa. “Balık nasıl tutulur, karla kaplı bir dağda nasıl uyunur, doğanın yasalarına nasıl uyulur?”u ve baharı, gökyüzünü, rüzgarları anlatıyor. Çınar gölgeliklerinde serinliyor, muazzam ovaları arşınlıyor ve kırık kiremitli hanelere misafir oluyor. Çok geniş bir skalada, birbirinden farklı uzmanlıklar isteyen ama özünde aynı olan ve yakın zamana kadar kırsalda yaşan insanların, atalarımızın pekala bilebileceği konular yer alıyor programda.

Tüm o teknik malumat bir kenara bırakılırsa programın asıl temas ettiği olgu modern insanın anlam arayışı. Kent insanının medyatik ürünlerle uyuşturulan “anlam arayışına” program geleneksel yöntemlerle şifa olmaya çalışıyor. 

“Biz doğanın içinde doğduk. Ruhumuz, aklımız, bedenimiz ondan beslendi.” diyor Kılıç ve devam ediyor.  “İnsanın yaratılışıyla Yaratan arasında köklü bir bağ vardır. İnsan akıl eden, düşünen bir varlık olduğundan anlamsız bir hayat yaşayamaz. Doğru bir kılavuz yoksa yanlış yollara sapar. Sahte tanrılardan medet umar. Lakin bu insanın şerefine yakışır bir durum değildir. Allah’ın verdiği aklı ve vicdanı doğru kullanmayıp yoldan sapan bir insan her şeyden önce kendi varlığını ve aklını ayaklar altına almış demektir.”

  Kılıç bütün bu konuları harika bir reji eşliğinde ve tabiatın sert yanına karşın naifçe işliyor. Derlediği bilgileri sessizliğin içinde usulca anlatıyor Kılıç. Sözleri, ormanın uğuldayan derinlikleri, vadilerin dipsiz güzellikleriyle birleşerek doyumsuz bir melankoli yaratıyor insanda. Yozgat dağlarında geçen bir belgesel değil de Ennio Morricone müzikleriyle bezeli bir melodram seyrediyorsunuz sanki.

Bu melankoliye Anadolu’nun yitip gitmekte olan kültürü de eklenince program bir tefekkür laboratuvarına dönüşüyor. Ne çok şeyi kaybettiğimizi, nasıl fasit bir dairenin içinde debelendiğimizi, sadeliği, tevazuyu, kişisel beceriyi kaybederek kendimize nasıl yabancılaştığımızı bariz bir biçimde izliyorsunuz. Kılıç da misyonunu “modern insanın doğayla olan bağını onarmak” olarak  açıklıyor zaten. Böyle bir misyonun gerektirdiği tüm özelliklere sahip Kılıç. Anadolu irfanını dillendirdiği anlatılar,  kadim el sanatlarımızı sergilediği bölümler, akşamları meşe odunu ateşinde havalandırdığı türküler o kadar bizden ve sahici ki…

 GRYLSS VE KILIÇ, İKİ AYRI SENTEZ

Programın, Bear Grylls tarafından hazırlanan ve daha çok yenilen akla ziyan şeylerle adını duyuran “İnsan Doğaya Karşı”dan farkı da burada zaten. Bu iki program Doğu ve Batı’ya ait iki insan tipinin, iki ayrı dünya görüşünün bir göstergesi aynı zamanda. Bear’da doğa, C. D. Friedrich’in Deniz Kıyısındaki Keşiş”adlı resmindeki karanlık, öfkeli ve ürkütücü denize bakan ve onda zapt edilmesi gereken düşmanca bir yan gören keşişin tasvirini andırıyor. Kılıç’ta ise doğa insanın yitik cennet’i, döndüğü evi adeta.

TOPLUMA HER AKŞAM YALAN BİR DÜNYA SATIYORLAR

Entrikaların, kirli ilişkilerin, yalan dolanın ve tüketim kültürünün fink attığı ekranlarda böyle bir programın yer alması ne kadar şaşırtıcı. Toplumun önüne plazalar, yalılar, oturma odası büyüklüğünde lüks otomobiller, zalimce alış verişler, ve ziyadesiyle ikiyüzlülük, onursuzluk, kimliksizlik koyan yapımcılar “Doğadaki İnsan”ın; “Sadeleşin, dinginleşin, mütevazılaşın ve öleceğiniz gerçeğini aklınızdan çıkarmayın.” çağrısına kulak vermeliler. Bilmeliler ki izleyicilerin zekasına hakaret edecek kadar sığ, birbirinin kopyası senaryolarla erkek ve kadınları soyundurarak, asgari ücretli izleyiciler üzerinden söğüşledikleri milyonlar onlar için asla “huzur”a dönüşmeyecek. Onların profan kafalarla ürettiği yapay karakterleri,  Kılıç’ın onurla çıraklığını yaptığı o virane Anadolu köyünün bir tek sakini karşısında yerle bir olmaya mahkum. Çünkü onlar  yalan satıyorlar. Çünkü onlar yalanı ve kötülüğü tezyin ederek her akşam toplumun koynuna sokmaya çalışıyorlar. Türkiye’den bir cehennem meydana getiriyor ve o cehenneme odun taşıyorlar.

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23