• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Reytingin kanlı elleri! Ekrandaki silah sokağa nasıl indi?

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Reytingin kanlı elleri! Ekrandaki silah sokağa nasıl indi?

Türkiye, bugün kendi eliyle beslediği bir şiddet sarmalının içinde, adeta bir karadelik tarafından yutuluyor. Bu toplumsal çürümenin en sinsi mimarı ise evlerimizin başköşesine kurulan ekran kültürüdür..!

Türkiye, bugün kendi eliyle beslediği bir şiddet sarmalının içinde, adeta bir karadelik tarafından yutuluyor. Bu toplumsal çürümenin en sinsi mimarı ise evlerimizin başköşesine kurulan ekran kültürüdür..!

Dün Siverek, bugün Kahramanmaraş… Anadolu’nun bağrından yükselen feryatlar, artık birer haber altyazısı hızıyla geçip gidiyor hayatımızdan. Oysa yitip gidenler kuru birer rakam değil; yarım kalmış hayaller ve henüz baharını görmemiş fidanlar. Ve öğrencilerini korumak adına canını ortaya koyarak şehit düşen Ayla Kara öğretmeni; o yüce fedakarlığını ve unutulmayacak olan adını saygı, minnet ve rahmetle anıyorum... Onun bu cesareti, cehaletin karanlığına ve şiddetin soğuk yüzüne karşı verilecek en asil cevap; vicdanlarımıza kazınmış ebedi bir siper olacaktır.


 

Değerli okurlar; eskiden sevgi ve hoşgörünün paylaşıldığı o pencereler, şimdilerde "icraat" adı altında barbarlığı kutsayan ve güç kullanımını meşrulaştıran birer zehir enjektörüne dönüştü. Bu dönüşümün etkisiyle, sosyal medyanın kontrolsüzlüğü ve dijital oyunların simüle edilmiş vahşeti, çizgi filmlere kadar sızarak çocuklarımızın zihnini bir kuşatma altına aldı.

Ancak bu dijital kuşatma, ekran karşısındaki yalnızlığımızla sınırlı kalmıyor; aksine bu devasa şiddet endüstrisinin en yıkıcı halkası, her akşam milyonları aynı anda esir alan televizyon dizileriyle evlerimizin tam kalbine yerleşiyor. Sanal dünyada başlayan bu yabancılaşma, ekranlardaki şiddetin sıradanlaşmasıyla toplumsal bir refleks haline geliyor.

Nihayetinde, toplumun ruhuna sızan bu zehirli sarmaşığın sadece bir kurbanı değil, aynı zamanda onu izleyerek ve alkışlayarak bizzat kendi ellerimizle sulayan faili olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmenin vakti geldi de geçiyor bile.

Prime-Time kuşaklarında, belindeki silahı namusu sayan, adaleti mahkeme salonlarında değil ‘yeraltı’ dehlizlerinde arayan "takım elbiseli canavarlar" kahramanlaştırılıyor.

Bir zamanlar Süper Baba’nın sıcaklığıyla ısınan, Ekmek Teknesi’nin huzuruyla doyan bu toplum; şimdi lüks araçların içinde, emek harcamadan kazanılmış kirli paraların gölgesinde "güçlü erkek" masallarıyla uyutuluyor.

Dizilerde aşk, artık bir teslimiyet ve tahakküm savaşına dönüştü. Kıskançlık "sevda" diye yutturuluyor, bir kadını nefessiz bırakana kadar takip etmek "koruma içgüdüsü" olarak ambalajlanıyor. Şiddet, dramatik bir sosla süslenip soframıza "haklı öfke" olarak servis ediliyor.


 

George Gerbner'in kültürel göstergeler projesinde yer alan ‘kültürel göstergeler kuramı’ televizyonun etkisi üzerine durur. Medya kuramcılarının "Kültivasyon Etkisi" (detaylı açıklama yazının sonunda) dediği o sinsi mekanizma tıkır tıkır işliyor: Ekrandaki yalan dünya, sokağın gerçeği haline geliyor.

Silahın estetikleştirildiği, kaba kuvvetin alkışlandığı her sahne, sokaktaki magandanın eline verilmiş birer "onay belgesi"dir.

Mahremiyetin İnfazı: Gündüz Kuşağı Vahşeti…

Sadece Prime-Time kuşağı değil; gündüzün aydınlığında da bir zihin katliamı yaşanıyor. Toplumun en marjinal, en "hastalıklı" vakaları, "Türkiye’nin Gerçeği" ambalajıyla milyonların zihnine boca ediliyor…

Mahremiyet Perdesi: Yıllarca kutsal sayılan aile sırları, reyting uğruna meydanlarda yırtılıp atılıyor.

Normalleşen Çarpıklık: Evlilik dışı ilişkiler ve aile içi ihanetler, "sıradan hayatlar" gibi sunularak toplumsal eşikler sistematik olarak aşağı çekiliyor.

Kendi Adaletini Yaratma İllüzyonu…


 

Devlet kurumlarımızın ‘yetersiz, hukukun ise etkisiz’ gösterildiği her sahne, genç zihinlere tek bir zehirli tohum ekiyor: "Kendi adaletini kendin sağla!" Bu mesaj, hukuk devletinin tabutuna çakılan bir çividir, NOKTA!

Alın terinin, emeğin ve sabrın yerini; lüks otomobiller, kolay yoldan kazanılan servetler ve "racon kesen" figürler aldı.

Adaletin Paslı Terazisi ve Denetim Körlüğü…

Peki, bu yangını söndürmesi gerekenler nerede?

RTÜK, kağıt üzerinde bir kalkan gibi dursa da uygulamada süzgece dönüşmüş durumda. Alkolün ve sigaranın üzerine "buzlama" yapan el, nedense ‘kan gölüne dönen sahneleri’, ‘parçalanan aileleri ve çiğnenen mahremiyeti’ görmezden geliyor. 6112 sayılı kanun, raflarda bir antikaya dönüşürken; reyting canavarı, geleceğimizi iştahla kemiriyor.

'Aile Yılı' ilan ettiğimiz bir dönemde, ekranlardan aile kurumuna her gün el bombası atılması trajik bir ironi değil, bir toplumsal intihardır. Kendi adaletini kurşunla arayan dizi karakterleri, hukuk devletinin tabutuna çakılan birer çividir.

Ekranlarda aile kavramını dinamitleyen yapımlara yol vermek; yangını körükleyip "neden yanıyoruz?" diye sormaya benziyor.

"Yurtdışı Satışı" Bahanesi! Göz Bebeğimizde Bile "Barut" Kokusu…

En can yakıcı olanı ise sığınacak bir liman, bir örnek aradığımızda karşımıza çıkan tablo. Eskiden sıcak bir aile sofrasını, komşuluk hukukunu ve nezaketi temsil eden TRT de, bugün bu şiddet sarmalından kendini kurtaramıyor. Örnek olması gereken kamu yayıncılığı, "reyting" ve "yurtdışı satışı" denklemi arasında sıkışmış durumda. Göz bebeğimiz dediğimiz ekranlarda bile şiddet alabildiğine akarken; entrikasız, silahsız, saf bir aile dizisi ve komedisine "yurtdışına satılamaz" etiketi yapıştırılıp bir kenara itiliyor.

Sormak lazım: Bir diziyi yurtdışına satmak, bir neslin zihnini ve toplumsal değerlerini korumaktan daha mı kıymetli?


 

Sonuç: Eşik Aşağı Düştü, Uçurum Göründü…

Ekran sadece bir hikâye anlatmıyor; bir toplumun genetiğiyle oynuyor. Şiddet sıradanlaştıkça, toplumsal eşiklerimiz yerle bir oluyor. Unutmayalım ki; Perihan Abla’nın mahalle kültürünü, İkinci Bahar’ın zarafetini kaybettiğimiz gün, Siverek’teki ve Maraş’taki o fidanların boynunu biz kırdık.

Eğer ekranlar norm inşa etmeye devam edecekse; bu norm şiddet değil, şefkat olmalı. Aksi takdirde, "yurtdışına sattığımız" o dizilerin bedelini, kendi sokaklarımızda yitip giden fidanlarla ödemeye devam edeceğiz.

Ekran Kedisi der ki; “Şiddet bir "hikâye motoru" değil, bir toplumun sonudur. Ya bu paslı aynayı kıracağız ya da o aynadaki canavara dönüşen geleceğimizi izlemeye devam edeceğiz.”

Ve son söz; "... Bu zehirli sarmaşığı kendi ellerimizle suladığımız gerçeğiyle yüzleşirken, Ayla Kara gibi canı pahasına öğrencilerine siper olan kahramanların mirasını korumak, artık sadece bir vefa borcu değil, insan kalabilme mücadelemizdir."

* Kültivasyon (yetiştirme) Etkisi; özellikle televizyon gibi medyanın uzun süre tüketilmesiyle izleyicilerin gerçeklik algısının, medyada sunulan kurgusal dünyaya benzemeye başlaması sürecidir. George Gerbner tarafından geliştirilen bu teoriye göre; çok televizyon izleyenler, dünyayı televizyondaki mesajlarla uyumlu, daha şiddetli veya tehlikeli algılamaya yatkındır.

MEDYA RADAR

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Bekir

Rtük filmlerde görünen sigarayi flulastirmak yerine ekranda görünen silahlari yasaklasin.

Ömer

Senelerdir söylüyoruz duyan yetkili olmadı tv lerden şer akıyor mafya dizileri aileyi katleden saçma sapan diziler toplumu gençleri zehirledi .
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23