• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Rehavetin Bedeli: Karşımızdaki Zihniyeti Doğru Tanımak

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Rehavetin Bedeli: Karşımızdaki Zihniyeti Doğru Tanımak

Gazetemiz okurlarından Oktay Yüksel \ Afyonkarahisar 'Rehavetin Bedeli: Karşımızdaki Zihniyeti Doğru Tanımak' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Siyaset, sadece sandık günü icra edilen bir faaliyet değil; köklü hafızaların, tarihsel hesaplaşmaların ve toplumsal reflekslerin çarpıştığı bitmeyen bir mücadele alanıdır. Bugün muhalefet blokunda, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşanan güç savaşlarını, kurultay kavgalarını ve “iç darbe” manzaralarını izlerken, meseleye sadece bir “koltuk değişimi” veya “hizip çatışması” sığlığıyla bakmak en büyük yanılgı olacaktır.

Karşımızda, tarihsel olarak iktidar üretme kabiliyetini ve toplumsal meşruiyet zeminini kaybettikçe rotasını her daim olağanüstü dönemlere, vesayet odaklarına veya kendi içine çevirmiş bir siyasi gelenek var. Dünün vesayetçi alışkanlıkları, bugün gücü iktidara yetmeyince kendi evinde birbiriyle hesaplaşan, kendi arkadaşlarına siyasi operasyonlar çeken bir yapıya bürünmüş durumdadır. Ancak bu iç çekişmeler, bu dağınık görüntü kimseyi yanıltmasın. Özellikle AK Parti kadroları ve Cumhur İttifakı seçmeni bu manzaraya bakıp asla ama asla bir rehavetin, bir “nasıl olsa kazandık” rehavetinin konforuna kapılmamalıdır.


 

Tarihin Hafızası ve Milletin Vicdanı

Bu toprakların bir siyasi hafızası var. Bu millet Osmanlı’dan bugüne uzanan medeniyet mirasını, Sultan Abdülhamid Han’a yapılan sistemli saldırıları, bu ülkenin yetiştirdiği en naif, en kibar Başbakanı olan Adnan Menderes’in idama götürülüş sürecindeki siyasi duruşları unutmadı. Garibin, gurebanın, mütedeyyin kitlelerin haklarının on yıllarca nasıl gasbedildiği, inanç özgürlüklerinin nasıl prangalandığı hafızalarda tazeliğini koruyor.

Bu zihniyetin bagajındaki o tarihsel yük, milletin ferasetiyle birleştiğinde sandıkta aşılması imkânsız bir duvara dönüşüyor. “Şu kadar oyla geliyoruz, bu kadar oyla iktidarız” söylemlerinin arkasındaki boşluk, toplumun geniş kesimlerinin bu tarihsel mirasa duyduğu köklü güvensizlikten kaynaklanmaktadır.


 

“Karşıda Kim Olursa Birleşirler” Gerçeği

Ancak madalyonun diğer yüzü, iktidar cenahı için hayati bir uyarı barındırıyor. CHP içinde kimin genel başkan olduğu, hangi aktörün öne çıktığı, kendi aralarında ne tür etik, ahlaki veya mali tartışmaların yaşandığı günün sonunda muhalif seçmen kitlesi için teferruattan ibarettir.

Siyasi aktörlerin isimleri değişebilir; sahnedeki figürler yapısal, mali veya yönetsel skandallarla anılabilir. Fakat günün sonunda Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında konumlanan o keskin blok, karşılarında kim olursa olsun, tüm ideolojik farklılıklarını ve etik rezervlerini bir kenara bırakarak tek bir çatı altında birleşme refleksine sahiptir. Daha önceki seçimlerde de gördüğümüz üzere; birbirine taban tabana zıt yapıların, ideolojilerin ve hatta gizli ajandaların sırf “Erdoğan gitsin” motivasyonuyla nasıl kurşun asker gibi hizalandığını unutmamak gerekir.


 

Rehavet, En Büyük Tehdittir

Bugün muhalefetin güçsüz, dağınık ve kendi içinde kavgalı görünmesi, onların yarın bir araya gelemeyeceği anlamına gelmez. Muhalefet aktörlerinin toplumsal değerleri, millî ve manevi hassasiyetleri hedef alan söylemleri, lüks ve şatafat iddiaları ya da yönetim krizleri ortadayken; muhafazakar ve mütedeyyin kesimin “Bu şartlarda zaten kazanamazlar” algısına kapılması, yapılabilecek en ölümcül stratejik hatadır.

Tarih bize göstermiştir ki, bu zihniyet en küçük bir güç tahkimatı yakaladığında, geçmişteki yasakçı ve baskıcı reflekslerini yeniden sahneye sürmekten çekinmez. Bugün zayıfken takınılan o “kucaklayıcı” maskeler, yarın güç dengesi değiştiğinde yerini yeniden vesayetçi bir anlayışa bırakabilir.


 

Bu nedenle, iktidar kadroları ve mütedeyyin camia için tehlike çanları çalmaktadır. Rehavet, düşmanın en güçlü silahından daha tehlikelidir. Karşıdaki yapıyı masum görmek, onların iç kavgalarını bir bitiş olarak okumak ve safları sıklaştırmamak, kazanılmış tüm mevzilerin, çekilen tüm çilelerin ve bu ülkenin geleceğinin riske atılması demektir.

Gözümüzü açmak, safları sıklaştırmak ve rehavetin konforlu uykusundan uyanmak zorundayız. Çünkü bu mücadele sadece bir seçim mücadelesi değil, bu ülkenin millî ve manevi değerlerinin gelecekte nefes alıp alamayacağı mücadelesidir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23