• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Orucun evveli de ahiri de maneviyattır mutluluktur

Yeniakit Publisher
2021-04-12 11:34:00 -

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Orucun evveli de ahiri de maneviyattır mutluluktur

Ramazan’ın baştan sona bereket ayı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nihat Bengisu, hadis-i şerifte bahsedildiği gibi insan oruçta iki defa mutluluk yaşar. Birisi iftar anında diğeri de cennete reyyan kapısından girdiğinde. Yani orucun evveli de ahiri de maneviyattır, mutluluktur. İnsanoğlunun yarısı maneviyattır (ruh), yarısı da biyolojidir. Oruç kadar insanın hem ruhuna hem biyolojisine (bedenine) aynı anda tesir edebilen bir etken yoktur” ifadelerini kullandı.

Tabip Gözüyle İbadetler kitabını kaleme alan ve birçok noktada ibadetlerin insana şifa sunan yanlarını okuyucuyla paylaşan Prof. Dr. Nihat Bengisu ile oruç, namaz ve diğer ibadetlerin ferdi ve sosyal hayatımıza sunduğu güzellikleri konuştuk.

Tabip Gözüyle İbadetler’i değerlendirdiğiniz bir eser yayınladınız. Bu eser hangi saiklerle kaleme alındı?

- Bir gün cemaatteki bir kişi hocaya Kur’an’da olmadığı halde “Neden abdest alırken boynumuzu mesh ediyoruz?” sorusunu sordu. Hoca da “Peygamber Efendimiz yaptığı için. Ama detayını ben bilmiyorum doktorlara sorun” dedi. O anda, ben de bunu düşünmeye başladım. Boynumuzu mesh ederken özellikle soğuk su değdiğinde kendimizi kısarız. Bu kısma refleksinin nereden kaynaklandığını sorguladım. Anatomi ve temel fizyoloji bildiğimiz için onun ne olduğunu anlamaya başladım.

Kısaca söyleyeyim, boynumuzun şah damarı üzerinde sağ-sol taraflarda iki tane sinir düğümcüğü vardır. Mercimek tanesi büyüklüğündedir. Başka yerde yoktur. Sadece sinir düğümleri sinirsel iletişimleri yapar. Fakat bu farklı bir şey yapıyor. Adrenalin ve noradrenalin saldığını biliyoruz, eski derslerden hatırladım o an. Fizik olarak içten ve dıştan (Sıcak, soğuk dokunma ve damar içi basıncı anlayın. Kimyasal olarak kan içinde erimiş gazlar, oksijen gibi şeyleri anlayın) bunlardan etkilenerek bu sinir düğümcükleri ihtiyaca göre ya adrenalin ya noraadrenalin salgılarlar. Çok minik bir borudan kimyasal maddeler şah damarının içine boşalır ve doğrudan beyne giderler. Beyindeki her türlü damarı birisi genişletir birisi de daraltır. Bu peş peşe olunca, pompalama olur ve beyne daha çok kan gider.

Sinirsel boyuta gelince, dokunulduğunda sinirsel ağ vasıtasıyla şahdamarlarımızın duvarlarındaki adrenalin ve noradrenalin reseptörlerinin depolarına ulaşılır. Ve uyarı gelince kilit açılır. Bu adrenalinler salgınalırlar. Bunu yıllar önce öğrenmiştik, lakin abdestte böyle bir şeyin gerçekleşeceğini düşünmemiştik. Oraya dokununca beynimize daha çok kan gidiyor. Bu da uyanıklık ve beynimizin daha çok beslenmesi, daha çok oksijen alması gibi kanda ne kadar yararlı şey varsa etki ediyor.

“Dini bütün rükunlarda fayda ve etki var”

Bu noktadan sonra bütün ibadetlere tabip gözüyle mi bakmaya başladınız?

- Oradan hareketle abdestten başlayarak ibadetleri bu yönüyle incelemeye ve okumaya başladım. Ve gördüm ki dini bütün rükunlarda birden fazla fayda ve etki var. Maddi, manevi, şahsi, içtimai tüm boyutları tetikliyor. Bunların farkına vardıkça, sağda solda konuşmaya başladım sonra iş konferanslara evrildi derken, Mekki Yassıkaya’nın yazmamı istemesiyle bu pandemi döneminde bunları yazma fırsatı buldum.

“Din, meşakkat değil şifadır” diyorsunuz. Bu hususu biraz açar mısınız?

- İbadetlere böyle zorlamayla başlayanlara genelde ibadetler bir meşakkat olarak gelir. Ama Kur’an-ı Kerim’de sadece savaşın zorluk olduğu zikredilir. Ona rağmen emrolunmuştur. Ama ibadetler için zor olduğuna dair bir ifade yoktur. Namaz kılarken eğilip kalkmalarımızın aslında bize zorluk değil bir şifa/fayda olduğunu anlatmak istedim. Bir doktor arkadaşımız namazda yaptığımız hareketlerin 312 tane kasımıza, eklemimize ve tendom bağlarına etki ettiğini fark etmiş. Bende bunları merak etmeye başladım. Bu fikrimin doğru olduğunu zannediyorum. Boynumuza sadece su değdiriyoruz ama bununla boyun, kafa, beyin temizlenmez. O zaman niye dokunuyoruz? İnsan beyni başta düşünsel olmak üzere en fazla çalışan organımız. Dolayısıyla damar sayısı en fazla olan organdır. Koskocaman karaciğerde bir tane damar vardır. Beyinde ise 4 damar var. Demek ki, kaptanımız çok çalışacak. Beynimiz uyurken bile çalışmaktadır. Çok çalıştığını bildiğimiz kalbimizin bile iki tane incecik damarı vardır bu yüzden çok tıkanırlar. Allah’ın bir ayarlamasıdır. Beyindeki damarlar ise çok geniştir. Uyurken bile düşünelim diye. Namaz ve abdest beynimizi en çok çalıştıran figürleri ihtiva eder. Bu arada; elimizle başımızı ıslakken sıvazladığımızda elimize dünya kadar elektron doluyor. Daha doğrusu statik elektrik doluyor. Statik elektrik, bütün bedeni ve dahi beyni yorar ve üzer. Yorgunluk hissi oluşturan bir yüktür. Bu yükün de deşarj edilmesi lazım. Ellerimizle de ayaklarımızı yıkadığımızda –ayaklar yerde olacak- o elektronlar akıp gidecek. Topraklanacak. Bu gibi şeylerden sonra insanlar rahatlama hissederler. Bilhassa duştan gusül abdestinden sonra. Ve Allah da günde bu işi beş defa yapmamızı söylüyor. Bu insana şifa değil de ne getirir. O, meşakkatli görünen şeyde bir ferahlama mevcuttur. Maide suresinin 6. ayetinde abdesti anlattıktan sonra nimetin tamamlanmasına ve olur ki kulların şükredilmesinden bahsedilmektedir. Onun için bu ayeti okuyunca daha fazla düşünmeye başladım. Düşündükçe bulursunuz.

“Ramazan, baştan sona berekettir"

Yarın Ramazan ayına giriyoruz. Ramazan ayı hayatımıza nasıl bir bereket sunar?

- Ramazan, baştan sona berekettir. Başka ifadeyle “Harmanlanmak, yanmak” anlamına gelir. Ve sonuçta cürufun atılması cevherin kalmasıdır. Ramazan, Hac ibadeti gibidir. Belki ondan daha uzundur. Ramazandan etkilenmeyen insan yoktur. Kısacası, çok etkili. Oruç, ramazan ayının mihveri ve merkezidir. İbadetlerin gizli olanı makbuldür denir. Oruç en gizli ibadettir. Fakat enteresandır ramazan ayında kimin oruçlu kimin oruçsuz olduğu dakikasında anlaşılır. Kişinin namaz kılıp kılmadığı veya hacca gidip gitmediği anlaşılmayabilir ama kişi demese bile oruç insanın hüznünden, dudaklarından akıyordur halinden. Dinimiz sosyal bir din olduğu için birlikteliğe çok önem verir. Bundan dolayı namazlarımızı camide kılmamız istenir. Ve saflar halinde durulur. İlginçtir, oruçta da bir saf düzeni vardır. Oruç tutan, tutmayanı bilir. En güzeli de herkes birbiri hakkında oruç tutuyor gibi hüsn-ü zan eder. O yüzden Ramazanda insanlar birbirlerine bir başka davranır. Daha mülayim ve daha saygılı davranılır. Oruç tutan kişi alenen belliyse, gayrimüslimler bile müthiş saygı duyar. Namaza da saygı gösterirler ama oruçtaki kadar değildir.

Ayrıca, oruçta insanlar açlığı tattıklarında ne olduğunu bildiklerinden, oruç tutsun tutmasın başkaları da aç kalmasın diye vermek isterler. Tabii olarak bir verimkârlık başlar. Zaten oruç tutanlar bir şekilde Ramazanın infak ayı olduğunu da bilirler. Vermenin en bereketli olduğu aydır. Öyle ki, insanlar neredeyse her şeylerini yapmak isterler. En güzel iyiliği yaptıklarına inanırlar. Ve öyle bir barış ve selamet gelir ki; bunu ne devlet ne üniversite ne de herhangi bir eğitim kurumu yapamaz. Bırakın normal insanları deliler, deliryum geçirenler için bile böyledir. Şu bilinir ki, bağımlılığı olan insanların, eroin başta olmak üzere, esrarı ve eroini kesildiğinde deliryum denilen bir tabloya girerler. Ve onları durdurmak zordur. Saldırırlar, kötü konuşurlar; aile, arkadaş, çevre düzenini bozarlar. Fakat aylardan Ramazan ise kendisi niyetlensin veya niyetlenmesin esrarı o ay bırakırlar ne delirme ne de deliryum olur. Her şey asayiş berkemal olur. Bu şaşılacak ve izahının zor olduğu bir durumdur. Ortada profesör, psikiyatrist yok; nasıl oluyor da Ramazan ayı bilhassa oruçlu olsun veya olmasın o ayda herkes sopasını saklıyor. Hani derler ya, deliler sopalı takımıdır. Deli deliyi görünce sopasını saklar. Bu da doğrudur. Ama daha güzel bir doğru Ramazan ayında herkes sopasını saklar.

Ramazanda yoksullara yardım etmenin edebi nedir?

- Biraz düşünüp, gözlemleyerek bu maddi veya manevi olur. Sözle, dokunmayla olabilir. Ama maddi yardım klasikleşmiştir. Yiyemediğinden yedirmek, canı çok çektiği halde yiyemediğinden vermek. Canının çekmediğinden değil yiyemediğinden; sevmediğinden değil en sevdiğinden verilmeli.

Ramazan ayı tam da bu infak dönemidir. Bu yarım elma olur, iki hurma olur. Buna en iyi örnek Mekke-Medine hac dönemidir. Eğer ramazan geldiyse orada Medine sofraları meşhurdur. Son derece kalender sofralardır. 3-4 hurma, küçük bir bardak yoğurt, belki bir tek peksimet. Çok bir şey değil ama herkes onu över. Aslolan, çokluk değil niyettir. Oradaki ne kadar ihlâslı ve halisane olduğu anlaşılır. Çünkü o sofrayı kuran kişi, birisi bu sofrada yemesi için adeta yalvarırlar. Davet üstüne davet yaparlar. O içilen iki bardak su ile öyle tamam olur ki, anlatmakla bitmez.

“Orucun zararlı olduğu hastalık bilmiyorum"

Genelde doktorlar hastalarına oruç tutmama konusunda ısrarcı oluyor. Siz hastalarınıza nasıl bir öneride bulunuyorsunuz?

- Baştan hemen söyleyeyim, “Ben oruç tutamıyorum, tutamam” diyen oruç tutamaz. Hastalığı ve sebebi ne olursa olsun. “Ben tutabilirim” diyorsa o tutar. Hastalığı olsun veya olmasın fark etmez. Ben hekim olarak şunu gördüm ki, orucun zararlı olduğu bir hastalık inanın ki ben bilmiyorum. Mesela şeker hastalarının insülin problemi vardır. Eğer insülini fazla yapmışsa birkaç saat sonra şiddetli bir açlık hissedebilir veya tansiyonu düşebilir. Fakat bilinçli bir hasta böyle bir hatayı yapmaz. Oruç tutacaksa insülini azcık yapar veya yapmaz. Ona göre bir denge tutturur. Kaldı ki, hastalıkların çoğunda bir perhiz olayı vardır. Başta dâhili hastalıklar gelir. Doktor, size ilaçların yanında hemen hemen mutlaka diyebilirim bir perhiz önermesi yapar. Oruç en iyi perhizdir. Oruç, günde iki defa yemek yemektir. 3. yoktur. 3. sofrayı kurmak hastayı heder etmez hiçbir zarar vermez. Bilakis şifalar getirir. Hastalığı şu veya bu, her neyse. O yüzden ben hastalarıma oruçta yememe yasağını hiçbir zaman koyamadım, koyamıyorum. Hiçbir hastama böyle bir şey tavsiye etmedim. Bilakis izin verdiklerim bana teşekküre geldiler. Bana, şu hastalığından dolayı oruç tutmadığını meğerse oluyormuş, dediler.

“İnsanoğlunun yarısı maneviyattır, Yarısı da biyolojidir”

Orucun insanı terbiye eden yanları nelerdir?

- Bunlardan birisi içtimai (sosyal) terbiyedir. Bir kavga anında birisi “Ben oruçluyum” desin kâfidir. İnanın siz bunu söyledikten sonra karşıdaki insan ne kadar gâvur olursa olsun susar. Bunu polisle, mekteple, öğretmenle yapamıyorsunuz. Alt tarafı iki kelime. Bu sadece kişi güvenliği getirmez aynı zamanda iki taraf da emin olur. Bir kişinin kendini güvende hissetmesi içtimai hayatın en güzel vetirelerinden birisidir. Cinayet haberleri, şehirlerden ve hatta daha çok metropollerden gelir. Metropollerin hakkından oruç gelir. Metropollerin iftar saatlerinde yollarda müthiş bir tenhalık olur. Ve herkes kendine bir sofra bulur. O sofrada da herkes kendisine bir yer bulur. Hadis-i şerifte bahsedildiği gibi insan oruçta iki defa mutluluk yaşar. Birisi iftar anında diğeri de cennete reyyan kapısından girdiğinde. Yani orucun evveli de ahiri de maneviyat, mutluluk. İnsanoğlunun yarısı maneviyattır (ruh), yarısı da biyolojidir. Oruç kadar insanın hem ruhuna hem biyolojisine (bedenine) aynı anda tesir edebilen bir etken en azından şu anda aklıma gelmiyor. Bunlardan bir tanesi sadece güvendir. Oruç her ne kadar yalnız eda edilse de müthiş bir içtimai ve dayanışma boyutu vardır. Oruçlu insanlar birbirlerini bir şekilde bulurlar. Ya iftar sofrasında ya yolculukta. Ve oruçlu insan diğer oruçlu insandan kendisini güvende hisseder. Oruç tutan birisinin diğerine hemen zarar vermesi düşünülemez. Mesela manevi bir yön daha.

“Yememenin biyolojik olarak bazı insanlara acayip faydaları vardır”

Ramazan ayında kilo aldım diyen insanlara ne diyorsunuz?

- Bunun manası oruç tutmamışlardır, tıkınmışlardır. Başka bir tespitim, ramazan ayında marketlerde akşam vaktinde bazı gıdalar yok satar. Demek ki, bazı insanlar oruç değil ziyafet yapıyorlar. Asıl olan yememektir. Hekim olarak söylüyorum ki, yememenin biyolojik olarak bazı insanlara acayip faydaları vardır. İnsan vücudu koşmak üzerine yaratılmıştır. Yemek üzerine değil. Kırkından sonra birçok insana yemek dokunuyor gerçekten. Bilhassa, karıştırmalı, yüksek kalorili, yağlı gıdalar dokunmaktadır. İnsan vücudu daha çok sebze ve meyve türü gıdalara uygun yaratılmıştır. Bu tarz gıdalardan yemeliyiz, yüksek proteinli gıdaları azaltmalı ve yağı da iyice azaltmak lazımdır. Obezite çağımızın hastalığıdır. Çaresi ise oruçtur. Ramazan ayı bize nasıl perhiz yapmamız gerektiğini öğretir. İstenir ki 11 ay böyle devam edelim. Ama maalesef ders alanımız çok az. Oruç aynı zamanda bir mekteptir. Ramazanın ayrı bir bereketi de orucun bir mektep olmasıdır. Lakin bu mektebin, talebelerinin çoğu kaçaktır.
Yeni Akit Gazetesi

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Putsavar

CAAHAAPELİLERİN OLDUĞU YERDE HER TÜRLÜ KAVGA ZİNA TECAVÜZ RANT ADAM KAYIRMA TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİM HAKKI YEME BİRA ŞARAP KOKAİN KUMAR.... HER TÜRLÜ ZİLLET OLURRR.ŞAŞIRDIK MI?? HAYIRRR

Ahmet Çelebi

Asıl oruç; kul hakkı yememektir, 12 ay tutulur.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23