Omuz omuza namaz kıldınız bunlar nasıl iftira! Davayı satan Şener’den skandal sözler
“Türk siyasi tarihinin en dönek isimlerinden” Abdüllatif Şener, AK Parti iktidarına yönelik akılalmaz iftiralar savurdu!..
Beiüzzaman Said Nursi’nin izinden gittiklerini ileri sürüp, hazrete yıllarca işkence eden ve defalarca zehirleyen zihniyetin arkasına takılan Yeni Asya, CHP’li Abdüllatif Şener’le söyleşi yaptı. Şener, AK Parti’nin en çok dine zarar verdiğini ileri sürdü. Türkiye’ye dini yaşantı konusunda özgürlük getiren AK Parti’den ayrıldıktan sonra bir türlü dikiş tutturamayan Şener’in iftira dolu sözleri büyük tepki çekti.
Yeni Asya’nın Şener’le yaptığı söyleşi şu şekilde:
Eski Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Doç. Dr. Abdullatif Şener Yeni Asya’ya konuştu:
SOYUT YORUMLAR: KORKUNÇ ENFLASYON, CARİ AÇIK, BÜTÇE AÇIĞI VE İŞSİZLİK…
”2022’nin dış ticaret açığı 110 milyar dolar çıktı. Tarihin en yüksek açıklarından biri. Cari açık zaten 49 milyar dolar çıkmıştı. O da tarihin en yüksek cari açıklarından biri. Şimdi bu iki ayda yine korkunç dış ticaret açığı ve cari açık var. Yani 2023’e de kötü başlandı.
Mesela Ocak’ta cari açık 10 milyar dolara yakın. Dış ticaret başladığından beri bu ülkenin en yüksek aylık cari açık. Bu cari açık felâketi Cumhuriyet tarihi hatta Osmanlı da yok..
Enflasyon patlamış; OECD ülkeleri içerisinde gıda enflasyonu en yüksek olan ülke Türkiye. TÜİK’in resmi rakamlarına göre yüzde 71 gıda enflasyonunu var. Resmi rakamlara inanmıyorum ama dünyayla karşılaştırdığımız zaman yine çok yüksek. Zira OECD ortalaması yüzde 15. İkinci gelen ülkenin gıda enflasyonu Türkiye’nin yarısından daha az. Korkunç bir enflasyon, korkunç bir cari açık, korkunç bir bütçe açığı. Bankalar sıkışık, işsizlik patlamış…”
Ak Parti’den istifa ettikten sonra parti bile kuran, bağımsız aday olan, hiçbir şekilde halktan teveccüh görmeyen ve en sonunda CHP’ye girerek ismini unutturmamaya çalışan Abdüllatif Şener, ekonomist olduğunu iddia ederken Türkiye’nin büyüme rakamlarını da kavrayamadığın ifadelerle gösterdi:
“Keza büyümeyi de şişiriyorlar. “Ucube sistem”i icat etmeden önce “Türkiye, ekonomik büyüklüğü, gayrisafi yurtiçi hasılada dünyanın 15. büyük ülkesi olacak” diyorlardı. Veya “kişi başına milli gelir 25 bin dolar olacak, ihracat 500 milyar doları aşacak” diyorlardı. Gayrisafi milli hasıla, milli gelir, trilyon dolarlarla ifade ediliyordu. Bu hesapları Devlet Planlama Teşkilatı yapardı. Böyle “23 hedefleri” vardı; benim dönemde de devletin raflarında bu vardır.
Bürokratlar ekonomi doğal haliyle giderse, bir badireye uğramazsa, sistem de yürürse diye bakıp hesapları koyarlar. Siyasilerin ağzından 2023 yılı için ilan edilen iki trilyon dolarlık milli gelirde çok gerilerde kalınmıştır.
Bunun anlamı, iktidarın Türkiye’nin doğal potansiyelini dahi tahrip ettiğidir. “Türkiye 15. en büyük ekonomi olacak” derken 17’den devraldığı Türkiye’yi 20’nciliğe, 21’inciliğe hatta bazılarına göre 22’nciliğe düşürmüştür.”
Ak Parti’den ayrıldıktan sonra sarıldığı nefret söylemini, 12 Eylül darbecilerinin dönemini övecek kadar rezil bir duruma taşıyan Abdüllatif Şener, o darbe döneminde gazetesi kapatılan Yeni Asya‘da yayınlanan raportajını şöyle sürdürdü:
“Mesela, 1980 yılına baksanız, dünya ölçeğinde bugünkünden daha iyi. Hatta 1929 dünya ekonomik krizinden sonra 1930 yılında Türkiye’nin dünya sıralamasındaki yeri 17 idi. Oysa Osmanlı Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmıştı. Şimdi dünya ile rekabette kaçıncı sıraya düşürmüş, geriletmiş Türkiye’yi…
“25 bin dolar kişi başına gelir” dediler. Şu anda ben de anlamadım ama 9 bin oldu. Ama kişi başı milli gelire de adaletli bir dağıtım olarak bakmayın, gelir dağılımı bozulmuştur. “Sömürgeci ekonomik kurumlar”dan dolayı milli gelirde yoksulun aldığı pay azalmış, bir avuç zenginin aldığı pay artmıştır.”
“2007’de niye ben cumhurbaşkanı olmadım” kıskançlığı ile yola çıkan Abdüllatif Şener, Türkiye’de bugün 4-5 nufuslu her eve asgari iki ayrı maaş girdiği gerçeğini gözardı ederek eski yıllardaki 7-8 kişilik nüfuslu evlere tek maaşla bakıldığı ve toplam milli gelirin son yıllarda astronomik düzeyde yükseldiği gerçeğini gözardı ederek şu ahlaksız yorumları yaptı:
“Mesela, ücretlerin 2000 yılında milli gelirden aldığı pay yüzde 39, şimdi yüzde 25’e düşmüş. Veya son beş yılda rejim değişikliğinden sonra sermayenin aldığı pay yüzde 42 iken, şimdi 57’ye çıkmış. Dolayısıyla milli gelir önemli ama nasıl paylaşıldığı da önemli. Hem milli gelir - pasta küçük hem de paylaşım bozuk adâletsiz. Hâsılı, bu düzen sürdürülebilir değil…
İMZALAMAM DİYEREK TÜRKİYE’Yİ 15YIL GECİKTİRDİ. 20 MİLYAR DOLAR ZARARA SOKTU. AMA, HALA GALATAPORT İHALESİ SOYGUNU DİYOR
2004 yılında yapılmak istenen ve büyük gemilerin turist getirerek turizmin patlamasına kaynaklık edecek olan Galataport ihalesini engelleyerek, 15 yıl geciktiren Abdüllatif Şener bu yolla turizm alanında Türkiye’yi 20 milyar dolarlık gelirden mahrum ettiği gerçeğini gözardı etti ve bu zararın rakip ülkeler tarafından kazanıldığını da unutarak sözlerini şöyle sürdürdü:
”- Mâlum Türkiye’nin yıllardır bitmeyen bir tartışması var. Sizin de açıkça tavır aldığınız ve sizin hükûmetten ayrılmanızın sebeplerden biri olan Galataport ihalesi emrivakisini özetler misiniz?
- Benim ayrılmama çok şey sebep oldu. Galataport’tan önce de başka ihtilaflarımız vardı Cumhurbaşkanıyla. AKP döneminde hükümetteyken “Neye Niye İtiraz Ettim?” isimli yeni bir kitapta bütün bunlar yazılı.
Bir kere Ofer’e verilen kısım Fatih Sultan Mehmet’in gemileri Halice karadan yürüttüğü yerin alt tarafı. Başlangıçta düzgün bir taksit yoktur. 49 yıllığına veriliyor; ve bu 49 yıllık taksit ilk yıllarda küçük küçük gidiyor. -Birinci yıl 800 bin, ikinci yıl 800 bin, üçüncü yıl 800 bin TL.- Milyarlık ihalenin ödemelerinden bin liradan bahsediliyor.
Toplam itibariyle Euro cinsinden verilmiş bir tablo var. 4.5 milyar dolarlık bir iş bu. Taksitler otuz yıldan sonraki yıllara yığılmış ki ben de taksitleri hesaplayıp güncelleştirince; yani 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl, 45 yıl sonra ödeyeceği paranın bugünkü değeri güncelleştirme, eskalasyon ve enflasyon oranıyla vs. 4.5 milyar dolarlık ihalenin güncel değeri 200 milyon lira. Hatta o dönemde bazı iş adamları “bu kadar ucuz vereceklerini bilseydim ben de ihaleye girerdim” demişlerdi. Eş-dost işi tabi. Benim itiraz ettiklerimin hepsinde kulağıma yolsuzluklar geliyordu. Ancak hükûmetin içinde biri olarak burada yolsuzluk var diye nasıl bağıracaksın?
Yolsuzluk varsa, içinde devleti söğüşleme vardır. Düzgün iş yapılmadığını görüyorsun; “yolsuzluk vardır” demek yerine, “bu kamu menfaatine uygun bir ihale değildir” diyorsunuz ama bir şeyi de göstermiş oluyorsunuz.
ALİ BABACAN İLE ŞİMDİ YANYANA. AMA TELEKOM İHALESİNİ DE ELEŞTİRİYOR
Telekom ihalesi sebebiyle CHP’nin Yüce Divan’a göndereceğini daha önce açıkladığı Ali Babacan’ın “Cumhuriyet tarihinin en karlı işi” diye tanımladığı telekom ihalesini, şimdi Babacan ile ittifakta olduklarını unutarak eleştiren Abdüllatif Şener şöyle dedi:
“Telekom’u özel dirsek temasıyla verdiler. Yani Telekom ihale edildiği zaman, ben daha önce Özelleştirme İdaresini vermiştim. Yani AKP’nin yaptığı hiçbir özelleştirmede benim imzam yoktur. Bu Telekom özelleştirmesinde de bana imzaya falan gelen bir konu olmadığı halde, içinden gelen pis kokular nedeniyle bakın Milliyet gazetesi 11 Temmuz 2005 tarihli nüshasında “Arjantin’e döneriz” diye manşete çekmiş.
Telekomu henüz Özelleştirme Yüksek Kurulu imzalamıştı. O sırada ben bu açıklamayı yaptım. O zaman vergi rekortmeni Telekom ve paranın tamamını içerde kazanıyor. Hariri bir Suud firmasına veriyorlardı. Yabancıya verdiğin zaman bütün parayı içeride kazanacak firma, Türkiye’de bunu dövize çevirecek ve kâr transferi ile ülkesine götürecek. Ofer de yarıda bıraktı gitti, kârının yüzde 90’ınını dışarı götürdü ve bir ton da borç bıraktı.
Cari açık, Türkiye’de bütün krizlerin sebebi olan döviz eksikliğidir. Onun için “Telekom’un yabancı sermaye verilmesi doğru değildir” ekonomik izahıyla arkasında yine yolsuzluklar olduğu için itiraz etmiştim. Mesela Aria ve Aycell birleşti sonunda “Avea” oldu. Tek başıma bana imzalattıramadılar; “Neye, Niye İtiraz Ettim” kitabında hikâyesi var.
Bu ihalede basın iki gece Başbakanlığın önünde bekleyip gittikten sonra benim odada toplanıldı. Ve sonunda ben imza alamıyorum dedim. Kanunlar soyut ve genel olur, buradaki yapılan sözleşmeyi kanun maddesi olarak Meclis’te geçirerek uyguladılar. Dedim ki “yahu bu memleket nasıl bir memleket, tek başıma beni geçemiyorlar, koskoca Meclis’ten geçirdiler maalesef…”
İkincisi, ben toplumun her kesimine kucak açmayı savunuyordum. Ayrışmalara gitmenin doğru olmadığını, ülkeye zarar vereceğini, renkli çeşitlilik içerisinde bir olabilmeyi becerebilmek gerektiğini düşünüyordum. Ve buna yönelik de mesajlarım var. Ondan sonra daha hükümetteyken adım “iktidardaki muhalif”e çıkmıştı. Daha iktidarın ilk yılları, Milliyet’in 4 Aralık 2004 tarihli nüshasındaki röportajın başlığı “iktidardaki muhalifi, Mülkiye şekillendirdi” şeklindeydi.
DERTLERİ DİN DEĞİL, OY DEVŞİRİP İKTİDARDA KALMAK…
- Zaman zaman bir kısım medyadaki tartışmalarda AKP’nin “din devleti, şeriat getireceği” ile ilgili yapılan yorumlara sizin “dertleri din değil, rant ve ihale” dediğinizi izliyoruz. AKP iktidarında, özellikle “tek kişilik ucube rejim”de vahim “dünyevileşme”ye dikkat çekiyorsunuz. Fevkalade önemli olan bu hususu yeniden değerlendirir misiniz?
- Zaman zaman muhalefetin uslubu, AKP’yi, Erdoğan’ı besliyor, değirmenine su taşıyor. Meşhur bir söz vardır “en güçlü şahadet rakibin şahadetidir” diye. Siz kendinizi anlatmaya çalışırsınız, ama insanlar sizin “ben böyleyim dediklerinize inanmaz ama karşı tarafın sana yakıştımaları “şak” diye yapışır. Maalesef Türkiye’de bazı kesimler Erdoğan’ı ve iktidarını yanlış kavramlarla eleştiriyor. Bu doğru değil.
Yanlış kullanılan ifadelerden biri de “bunlar şeriat getirecekler, din devleti kuracaklar” denilmesi. Baştan beri söylüyorum; “bunların öyle bir amacı yoktur, öyle bir yürüyüşü, bir niyeti de yoktur” diye. Ama zaman zaman oy devşirmek için kullanırlar.
“Niyetleri de yoktur” dedim. Zira son yirmi yılda Türkiye’de ne kadar bozulduğu ortada. Ne ahlâk, ne mâneviyat ne âile kaldı, hepsi darmadağın oldu. Yani İslâmî hassasiyetleri olan ve asıl amacı din olan bir iktidar, başta dinin reddettiği ve en çok dinin zarar göreceği, toplum yapısını çürüten olayların baş mimarı olabilir mi?
RÜŞVET TE AHLAKSIZLIK DA, YOLSUZLUK DA CHP’Lİ BELEDİYELERDE, AMA EN ÇOK İSLÂMA ZARARI İKTİDAR VERİYORMUŞ
CHP’li onlarca belediyede rüşvet yolsuzluk sebepli ceza davaları açılıp sürdürülürken, CHP’nin Denizli milletvekili eşcinsel sapkınlıklarda suçüstü olurken, CHP İstanbul milletvekili Özgür Karabat yeni tanıştığı bir kadınla gittiği evde ahlaksız görüntüleri çekilerek şantajı uğradığı bilinirken, Abdüllatif Şener bu yanlışları görmezden gelerek İslam’a en çok zararı iktidarın verdiğini iddia ederek şunları söyledi:
“Suç oranları artmış. Dinin en fazla kerih gördüğü şeyler günübirlik hale gelmiş. Devleti, kamu kaynaklarını yağmaladılar. O da yetmedi, piyasada onun - bunun malına çöktüler, herkese açık olması gereken alanları kendilerine hasr ettiler. “Her tarafı biz bölüşelim” derdindeler. Yani dinin açıkça reddetiği bir yağma düzenin peşinde oldukları net olarak görülüyor. Bunca tamahkârlık en çok dine de zarar vermiş ve veriyor. Halbuki Hadis-i Şerifte “Müjdeleyin nefret ettirmeyin; kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” emrediliyor.
Bunların yaptığı işlere bakanlar, bunların yüzüne bakanlar, “bunlar ne güzel insanlarmış” diyemiyor. İnsanlar, bunlara memleketin başında “bir belâ”, “bir felâket” diye bakıyorsa, insanlar öyle bakar hale getirildiyse, hatta bunların yüzünden insanlar dinden uzaklaşıyorsa bu iktidar en çok İslâma zarar veriyor. Gençler arasında “bunlar Müslümansa ben Müslüman değilim” sloganı yayılıyor. Bu durum, dine karşı tepkiye, soğukluğa bahane ediliyor. Namazı bırakanlar, başını açanlar var maalesef…”
ERDOĞAN’IN ÜÇÜNCÜ ADAYLIĞI ANAYASAYA AÇIKÇA AYKIRI İMİŞ
20 yıldır Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıktıkları hiçbir seçimde başarı kazanamayan Abdüllatif Şener’in son partisi CHP’nin, eski yıllarda yargı eliyle engellediği adaylık süreçlerini şimdi yeniden hayata geçirmeye çalışan Abdüllatif Şener tetikçiliğini şöyle sürdürdü:
- Bilindiği gibi hiçbir Anayasal ve hukuki mesnedi olmadan seçimlerin beş hafta öne alınması garabetinin sebebi sizce neydi? Şimdi de Anayasanın kesin ve açık hükümlere rağmen YSK’nın iki kez mazbata verdiği Erdoğan’ın “üçüncü kez adaylığı” yine YSK’nın oldu bittisiyle dayatılıyor. Bunun için neler söylersiniz?
- Öncelikle Anayasaya baktığımda Erdoğan’ın aday olamayacağını anlıyorum. Çünkü Anayasada açıkça “iki kez aday olur” diyor; “sistemin sıfırlanmasından önceki dönem”-“sonraki dönem” diye de bir ayrım yapmıyor. “Üçüncü kez aday olması için Cumhurbaşkanının değil, Meclis’in erken seçim kararı almasını şart koşuyor.
Birincisi, burada Meclis bir erken seçim kararı almış değil. İkincisi, zaten seçime bir ay kala yapılan seçim, “erken seçim” değil; orada da problem var. Yani neresinden bakılsa bakılsın Sayın Erdoğan’ın aday olamaması lazım.
YENİ ASYA’NIN ÇİZGİSİ HİÇ DEĞİŞMEDİ... HEP MİLLİ GÖRÜŞ DÜŞMANLIĞI YAPTI
Yeni Asya’nın Erbakan düşmanlığını da görmezden gelen ve 1970 lerden bu yana hep milli görüş karşıtlığı yayın hayatı ile bilinen Yeni Asya‘yı öven Abdüllatif Şener, sözlerini şöyle tamamladı
- Yeni Asya aracılığıyla, kamuoyuna mesajınız, vatandaşlara çağrınız nedir?
-Çok teşekkür ediyorum. Yeni Asya Gazetesini öğrencilik yıllarımdan beri biliyorum. Çizgisi hiç değişmeyen bir gazete. Çünkü doğrular hiç değişmez. İlginizden dolayı teşekkür ediyorum. Ülkemizin ve milletimizin geleceği aydınlık olsun…
SON