Kıtlık Kanunu ve İnsanın Doyumsuzluğu! (5)
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Kıtlık Kanunu ve İnsanın Doyumsuzluğu! (5)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
İktisat ve ekonomi; sınırlı mal ve hizmetlere mukabil insan ihtiyaçlarının (arzularının) sınırsızlığı ve bu sınırlı ile sınırsızı dengelemeye çalışan bilim dalı diye tarif edilir. "Sınırlı kaynaklar ve sınırsız ihtiyaçlar" verileri, insanın fıtratından (eşyanın tabiatından) doğan esaslı donelerdir. Hatalı veya uyduruk tespitler değil.
Fakat sınırlı kaynaklar ile sınırsız ihtiyaçlar nasıl karşılanabilir? Tam bir karşılama ve tatminin olamayacağı daha baştan bellidir! "Gökte Samanyolu benim olmalı, dipsizlik gölünde inciler benim!" diyen şair, "bu dünya iki padişaha dar!" diyen sultan (insan) nasıl tatmin olacaktır? Hemen akla, 'şair ve sultan uçmuşlar' fikri gelebilir ama, insan psikolojisi temelde böyle çalışır. Fakir bir adam, başını sokabilecek basit, küçük bir ev aldığında dahi çok mutlu olur. Ama on binlerce ev yapan ve binlecesine sahip olan büyük bir müteahhit 5+1 lüks bir konutun yüzüne bakmaz. İstanbul boğazında çok odalı, havuzlu bir yalı ister. Koçlar ise 5/10 tane ister. Yani herkes bir fazlasını, daha üstününü ister. İlk arabasını alacak bir adam 4 tekerlekli üstü kapalı, ucuz bir arabaya razıdır. Zaten üç arabası olanlar için, daima en son model, en pahalı, çeşit çeşit, renk renk, arabalar arzu edilir.
Bu "sınırlı kaynaklar, sınırsız arzular", ihtiyaçlar tespiti, ekonomi biliminin esas ilkeleri ve tanımıdır. Herşey bunun üzerine kuruludur. Dahası bu durum iktisat biliminde, "kıtlık kanunu" diye anılır. Ekonominin bu temel donesine göre tarih boyunca, daimi, genel ve bitimsiz bir kıtlık ile karşı karşıyayızdır. Mal ve hizmetlerin azlığı, sınırlılığı ve en kötüsü kıtlığının esas sebebi, kaynak azlığından çok, ihtiyaçların sonsuzluğu tezine dayanır. Buna göre, bir insan için değil üçyüz binlira, otuz milyon, hatta üçyüz milyon gelir dahi yetmez. Şöyle ki, aylık otuz milyon kazanan için bu kazanç tatmin edici, razı olunan, daha fazlası istenmeyen iyi bir kazanç sayılmaz. Hep daha fazlası istenir, eldekilerin değeri yoktur. Kapıda büyüyen tosunun kıymeti olmaz. Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
İktisatsız iktisat bilimi (ekonomik olmayan ekonomi): Mal ve hizmetler sınırlı fakat ihtiyaçlar sınırsız ise burada gerçek tatmin ancak ihtiyaçları sınırlı tutmakla, daha azla yetinmekle, tutumlu davranmakla, israf etmemekle mümkün olabilir. Ancak hakim, yaygın, cari kapitalist ekonomi modelinde, bu mümkün değildir. Tasarrufun, tutumluğun, israf etmemenin adı dahi anılmaz. Mevcut ekonomiler, daha fazla üretim, kar, gelir vs. üzerine inşa edilmiştir. Tüketim, çok tüketim, daha fazla tüketim, ekonominin acımasız çarklarının dönmesi, sistemin işleyişi için zaruridir! 'Ayağını yorganına göre uzat', kapitalist iktisadın defterinde yazmaz. Şu halde, böyle bir iktisat anlayışı, iktisattan yoksundur. Ekonomik olanın modern ekonomide itibarı yoktur. Hırs, arzular, sonsuz istekler olmaksızın iktisat düzeni ayakta kalamaz! Kanaat, rıza, bereket, vs. demode, sistem dışı, yersizdir.
Bu izah ve örneklerden anlaşılacağı gibi, ekonomi ilmindeki "kıtlık" herkesin bildiği ve günlük lisanda kullandığı "kıtlık" çok farklıdır. Uzun süren yaygın bir kuraklık, zirai don, pandemi, savaş, çekirge istilası, zararlı böceklerin yol açtığı rekolte düşmesi, arz darlığı falan değildir. Üretim, bereket, rekolte, ne kadar çok olursa olsun, insan hırs ve tama'sına nazaran bir türlü yetmemesi, tatmin etmemesidir. Elbette iktisat biliminde bunun çaresi yoktur. Sınırsız, hevesler ve iştahlar, sınırlı kaynaklarla nasıl tatmin olabilir? O halde insan doyumsuzdur, doymayacaktır. Onun gözünü ancak toprak doyurur! Kapitalist ekonomi çarkları ise, doyumsuz insan iştahına, hırsına ve sonsuz heveslerine göre kurgulanmıştır.
Bu verilere göre, mal ve hizmetler çok daha bol olsa, ücretler şimdikinin birkaç katı fazla da olsa, insanoğlu yine doymayacaktır. Çok acıkmış bir insan taze bir simidi iştahla yer. Belki ikinci, üçüncü simidi de öyle yer. Ama bu sekizinci, onuncu simit olunca iştah kalmaz. Daha fazlasını yiyemez. Dahası, yiyebilecek olsa dahi yememelidir. Bıkkınlık, tiksinti olur. Olmasa da, hazımsızlık ve obeziteye yol açar, sağlığı bozulur. Marjinal fayda, azalan marjinal fayda yasası ve negatif marjinal fayda ilkeleri bunu gösteriyor.
Hedonik adaptasyon ise, en geniş ve bol imkanlara sahip olanlar için dahi durumun sıradanlaştığı, eski zevki vermediği bir gerçek. Keza insan, hastalığa ve fakirliğe ilk düştüğü zamanki elemlerine de belli bir süre sonra uyum sağlayarak, ilk elemleri kadar şiddetli hissetmez. İnsan zenginliğe de fakirliğede alışır.
Minimalizm, kanaatkarlık, az ile yetinme, hırs etmeme, tutumluluk, saadet icablarıdır. Ama bunu bir türlü kabul etmiyor, kabul edenler ise tatbik etmiyor. Hep daha fazlasının, daha pahalısının, daha gösterişlisinin peşinde maksimalistleriz. Hiç erişemeyeceklerimizin, eriştiğimizde alışacaklarımızın, sıradanlaştıracaklarımızın peşinde yuvarlanıp duruyoruz.
Bediüzzaman Said Nursi bir Kur'an müfessiri olarak, Risale-i Nur'da, Ramazan, Şükür ve bilhassa İktisat risalesinde, bazı ayet ve hadislere ve Kur'anın umumi perspektifine uygun izahlar yapmış, örnek ve anektodlardan bahsetmiştir. Marjinal fayda, hedonik adaptasyon, minimalizm gibi tabirler yerine kendi (İslami) tabirlerini kullanarak, açıklamıştır. 6. yazıda bunlara değinelim.