'Keşke salmasalardı': Cezasızlık kıskacındaki çocuklardan TBMM'ye ibretlik itiraf!
TBMM Suça Sürüklenen Çocukları Araştırma Komisyonu’nda paylaşılan mektuplar, Türkiye’deki "cezasızlık algısının" çocukları nasıl bir uçuruma sürüklediğini gözler önüne serdi. Cezaevindeki hükümlü çocukların Meclis’e gönderdiği mektuplarda ortak feryat aynı: "İlk suçumuzda serbest bırakılmasaydık, bugün onlarca yıl hapse mahkûm olmazdık!"
Komisyon Başkanı Müşerref Pervin Tuba Durgut’un paylaştığı mektuplar, adalet sistemindeki "şefkat" dozunun, kötü niyetli odaklar ve çeteler tarafından nasıl suiistimal edildiğini kanıtladı.
16 yaşında cezaevine giren ve toplamda 69 yıl 182 ay hapis cezası alan bir çocuğun itirafı kan dondurdu:
"Suçum 160 olunca yakalandım"
"O zamanlar saldıklarında çok mutlu oluyordum, keşke salmasalarmış. İlk işlediğim suçlarda salınmasam bu kadar rahat davranmayabilirdim. Suçum 150-160 olunca yakalandım."
"Hükmün açıklanmasının geri bırakılması" çocukluğumu yedi
Bir başka mektupta ise 17 yaşında hırsızlığa başlayan ve bugün yüz yılın üzerinde cezası bulunan bir genç, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararlarının kendisini ıslah etmek yerine suça teşvik ettiğini yazdı. "Yaptıklarımın yanıma kâr kaldığını düşündüm" diyen genç, ağır olmayan bir yaptırımın bile kendisini çoktan ıslah edebileceğini belirtti.
Caydırıcılık ve adalet dengesi şart
Komisyon Başkanı Durgut, bu acı tablonun toplumda büyük bir infiale yol açtığını vurgulayarak şu noktalara dikkat çekti:
- Cezasızlık Algısı: Çocukların "çocuktur, bir şey olmaz" denilerek serbest bırakılması, suçlu davranışını ağırlaştırıyor.
- Mağdurun Sesi: Adalet sistemi sadece suçluyu rehabilite etmeyi değil, mağdur ailelerin de adalet duygusunu tatmin etmeyi hedeflemeli.
- Hassas Denge: Suçu teşvik eden yasal boşluklara izin verilmemeli; sistem çocukları korurken, suçu "yanına kâr" bırakmamalı.
Mektuplar, sokaklarda dehşet saçan suç makinelerinin aslında "vaktinde durdurulmayan" çocuklar olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu.


