Karahasanoğlu, Sözcü'nün ikiyüzlülüğü bir kez daha deşifre etti!
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Yeni Akit gazetesi Ali Karahasanoğlu, bugünkü köşesinde kardeşi FETÖ’den tutuklu bulunan AK Partili Şaban Dişli’nin Lahey Büyükelçiliği’ne atanmasını eleştiren Sözcü gazetesinin ikiyüzlülüğünü gözler önüne serdi.
Yeni Akit gazetesi yazarı Ali Karahasanoğlu, "FETÖ ile mücadelede torpil mi, adalet mi?" başlıklı bugünkü köşe yazısında Sözü gazetesinin samimiyetsizliğini ortaya koydu. Kardeşi Mehmet Dişli’nin FETÖ’den tutuklu bulunduğu için AK Partili Şaban Dişli’nin Lahey Büyükelçiliği’ne atanmasını eleştiren Sözcü gazetesinin ikiyüzlü tavrını gözler önüne seren Karahasanoğlu “Nasıl bir ahlaksızlık ile karşı karşıyayız görüyor musunuz?” dedi.
İŞTE O YAZI;
Sözcü diyor ki: “Darbeden tutuklu generalin kardeşi büyükelçi oldu!”
Verdikleri isimler, 15 Temmuz darbe girişiminde karargahtaki olaylar sebebi ile tutuklanan Mehmet Dişli ile, AK Parti yönetiminde uzun yıllar görev alan, şimdi de Lahey Büyükelçiliği’ne atanan Şaban Dişli..
“Kardeşlerden birisi cezaevinde iken.
Diğeri, nasıl büyükelçi olabiliyor” diye soruyorlar..
Ben dahasını söyleyeyim: Darbe yapan örgüte üyelikten tutuklu olan Celal Bayar Üniversitesi eski rektörü Mehmet Pakdemirli’nin kardeşi Bekir Pakdemirli, 24 Haziran’dan sonra Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı koltuğuna oturtuldu..
Bu iki olayı, ve daha onlarca verilebilenecek somut olayları; zihniyetinize göre, iki türlü yorumlayabilirsiniz:
Birinci yorum tarzı şu:
AK Parti iktidarı, aslında FETÖ ile mücadele etmiyor. Mücadelesi görüntüde olan ve sahte bir mücadele..
İçten içe, FETÖ ile anlaşma yapılıyor. Kardeşlerin bakan, büyükelçi yapılması da bundan..
Bu bir yorum.
İkinci yorum ne?
Birincinin tam zıddı:
AK Parti FETÖ ile ölümüne mücadele ediyor. Ancak bu mücadele sırasında, suçlu ile suçsuzu da ayırıyor. Haksızlık etmiyor.. Kimsenin hatasını, bir başkasına yüklemiyor.. At izini, it izine karıştırmıyor.. Kardeşlerin bakan olabilmesi, büyükelçi olabilmesi de, bu objektif uygulamalardan, hukuka bağlılıktan kaynaklanıyor.
Hangi yorum daha haklı?
Şu partiden insanları.
Bu partiden insanları konuşturursak..
Olayı çözemeyiz..
AK Partililer olayı kendi lehlerine yorumlarlar.
CHP’liler, muhalefet partisine mensup kişiler de, karşı yorumu tercih ederler..
O zaman, siyasi parti mensubiyeti gözetmeden..
Kimi CHP’li.. Kimi Vatan Partili.. Hatta kimi İyi Partili.. Kimi MHP’li..
Kimi Ergenekon’dan tutuklanmış sanık.
Kimi Balyoz tutuklusu..
Ama çok büyük çoğunlukla, hemen hepsi AK Parti’ye oy vermedikleri halde..
FETÖ bağlıları tarafından hedef seçildikleri için, bu örgütü iyi tanıyanlar şunu demiyorlar mı?
“Tayyip Erdoğan olmasaydı, FETÖ ile bu kadar net bir mücadele yapılamazdı. Türkiye’de hiçbir siyasetçi, bu denli sert bir mücadeleyi göze alamazdı. Bugüne kadar zaten, hiç kimse FETÖ ile bu netlikte ve sertlikte mücadeleyi göze alamadığı için, örgüt bu kadar büyüdü.”
AK Partili olmadıklarını açıkça beyan edenlerden bu yorum geldikten sonra..
Artık hiç kimsenin, “AK Parti, FETÖ ile muvazaalı bir dövüş içinde” demeye hakkı olmasa gerek..
Bu durumda da..
Kardeşlerin birisi FETÖ’den tutuklu iken.. Diğerinin devlet kademesinde göreve getirilmesinin yorumlanmasında tek çıkış noktası kalıyor:
“FETÖ ile mücadelede, mümkün olduğu nispette, adaletli davranılmaya çalışılıyor. At izi ile it izi birbirine karıştırılmamaya çalışılıyor. Suçların şahsiliği prensibine bağlı kalınmaya çalışılıyor..’
•
“FETÖ ile mücadelede muvazaa hakim mi?” sorusuna, siyasi iktidar açısından cevap vermiş olduk..
Peki..
FETÖ’cü olmadıklarını iddia ederken..
Hatta FETÖ ile yeterince mücadele edilmediğini iddia ederken..
Karşımıza çıkanların, FETÖ ile mücadele samimiyetlerinde durum nedir?
Buyrun..
“Darbeden tutuklu generalin kardeşi büyükelçi oldu” diyen Sözcü’den örnek vereyim..