Kalbi temiz olanlar kurtulacak mı?
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Son zamanlarda bir çok insandan sıkça duyduğumuz bir ifade var: “Benim kalbim temiz” Ve genellikle bu ifade, ibadetleri yerine getirmemenin bir mazereti veya gerekçesi gibi kullanılıyor. Peki bu ifade ne kadar doğru? İşte detaylar...
Acaba kalbim temiz diyen o kişiler, kendi kalplerinin bir Mevlana Celaleddin-i Rumi’den, yahut bir Aziz Mahmud Hüdayi’den, ya da Hz. Ömer’den (r.a.), Hz. Ali’den (r.a.); ve hepsinin de ötesinde Alemlerin Efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in kalplerinden (haşa) daha temiz mi olduğunu düşünüyorlar?
Onlar Allah’a ibadeti hepimizden daha fazla ve daha güzel yerine getirdiler. Kalp temizliği ibadet şartını ortadan kaldırsaydı onların da yapmaması gerekmez miydi?
Yok eğer gerçekten kalplerinin daha temiz olduğunu düşünüyorlarsa söyleyecek sözümüz yoktur; daha fazla konuşacak, veya tartışacak bir durum da yoktur...
İbadetler kalp temizliği gibi şartlara bağlanmamıştır. Bağlanmış olsa nice Allah dostu insan namazı-orucu terk etmesi gerekirdi. Ama hiç böyle olmamış, aksine kalpler temizlenip maneviyat aleminde ilerledikçe daha fazla ibadet etmeye başlamışlardır.
Zira, kalbi gerçekten temiz olan önce Allah’ı emirlerini yerine getirmek için yanıp tutuşur; O’nun rızasını kazanmak için çırpınır durur. Hiç secdeden kalkmak istemez; Kur’an okumayı hiç bırakmak istemez. O insana ibadetler asla bir zahmet değil, en büyük bir mükafat, en büyük bir lezzet haline gelir. Hz. Osman (r.a.) ne kadar güzel ifade etmiştir bu hakikati: “Şayet kalpleriniz gerçekten temiz olsaydı, Kur’an okumaya doyamazdınız!”.
Peki kalp temizliğinin önemi yok mu, ya da nasıl anlamalıyız bu kavramı? Kalp temizliği en çok Müslümanlar’a yakışır. Namazını kılan, ibadetlerini yerine getiren, güzel ahlak ve takva sahibi insanın kalbi temiz olur.
Ancak malesef günümüzde şeklen ibadetlerini yerine getiren, ancak kıldığı namazda ihlas olmayan; okuduğu Kur’an’ı kalbine, ahlakına ve ameline yansıtmayan insanlar pek çoktur.
Sanırım dine en büyük zararı verenler de bu insanlardır. İşte böyle insanları görüp, ondan sonra da demek ki bu işler ibadetle olmuyormuş, böyle olacağıma ibadetleri yapmam ama kalbim temiz olur diyenler türüyor. Yani esasen ibadet etmeye yüksünen, kibirlerine yediremeyen ve esasen de kalplerinin özü kirli olan bir takım insanlar dini sözde ve şekilde yaşayan müslümanları görüp onları kendilerine mazeret yapmaktadırlar.
Oysa biz Müslümanlar okuduğumuz Kur’an’ın hakkını yaşantımızda da versek, kıldığımız namaza layık takva sahibi, ihlaslı Müslümanlar olsak bu neviden insanlar kendilerine böyle bahaneler bulamazlar.
Kalp temizliği Müslüman’ın malıdır. Müslümanlar Allah’ın emri olan ibadetlerine tam bir sadakatle sarıldıkları gibi güzel ahlaka ve halis niyete ve kalp temizliğine de sahip çıkmalı ve örnek olmalıdırlar. İşte o zaman o kalbim temiz deyip ibadetlerden kaçanların foyası ortaya çıkacaktır... Zira onların kalp temizliği göstermeliktir, başka insanlar için veya nefisleri içindir. Gerçek anlamda takva sahibi olmadıkları için başkalarının görmediği bir anda veya ortamda, şeytanın bir ufak hilesi karşısında çok kirli işlere bulaşabilirler. İnsanı bu kirli hallerden koruyan ise Allah’a iltica etmek, O’ndan istemek ve ibadetlerle O’nun rahmetine yaklaşmaya çalışmaktır. Ancak bu şekilde bir çabanın sonunda insan kalbini temizleyebilir, ancak asla hiç bir insan (Peygamberler hariç) kalbinin %100 temiz olduğunu da iddia edemez. Zira nefis her an insanla birliktedir. Bu yolda gayret edilir, manevi olarak gelişim sağlanmaya çalışılır ve Allah’ın izni ile manevi mertebelere de nail olunabilir; ancak asla %100 kalp temizliğinden bahsedilemez.
(Hergenc)
.