• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

İyi yalan söylemenin bir marifet olarak pazarlandığı insan yığınları... Sorsanız çok eğitimliler, her konuda bilgileri var ama ruhları yok

Yeniakit Publisher
2024-06-18 15:35:00 -
İyi yalan söylemenin bir marifet olarak pazarlandığı insan yığınları... Sorsanız çok eğitimliler, her konuda bilgileri var ama ruhları yok

Oğuzhan Bilgin, modern insanın kimlik krizini ele aldı. Bilgin, modernliğin ve Batı'nın kültürel hegemonyasının insanları köklerinden kopardığını belirtti. Sosyal medyada mutlu görünmeye çalışan ama gerçekte mutsuz olan insanları anlatan Bilgin, bayramların, bu kimlik krizine karşı toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir zemin olduğunu ifade etti. Bilgin, Akşam gazetesindeki köşe yazısında şunları kaydetti:

Oğuzhan Bilgin, modern insanın kimlik krizini ele aldı. Bilgin, modernliğin ve Batı'nın kültürel hegemonyasının insanları köklerinden kopardığını belirtti. Sosyal medyada mutlu görünmeye çalışan ama gerçekte mutsuz olan insanları anlatan Bilgin, bayramların, bu kimlik krizine karşı toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir zemin olduğunu ifade etti. Bilgin, Akşam gazetesindeki köşe yazısında şunları kaydetti:

"Modern insanın gündelik hayata, zamana ve mekâna esir olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Hep bir yere yetişmeye çalışan ama tutunamayan, ânı fark edemeden akan zamanla oraya buraya bir yaprak parçası gibi savrulan...

İnsani duygulardan kurtulmanın bir hedef olarak dikte edildiği, iyi yalan söylemenin bir marifet olarak pazarlandığı, tüketmenin, tükettiğini de göstermenin prestij zannettirildiği insan yığınları...

Modernliğin rüzgârı yetmiyormuş gibi Batı'nın kültürel hegemonyasının fırtınalarıyla kökünden koparılmış, değerlerine yabancılaştırılmış, yalnızlaştırılmış, ruhsuzlaştırılmış eşimiz, dostumuz, tanıdıklarımız...
ÖNE ÇIKAN VİDEO

Sorsanız çok eğitimliler, her konuda bilgileri var ama ruhları yok, kökleri de toprağa tutunmaktan aciz... Yalnız, mutsuz ama sürekli ne kadar mutlu ve "cool" olduğunu ispat etme çabasıyla debeleniyorlar... Sosyal medyada herkesi mutlu olduğuna inandırmaya çalışıp özgüvensizce ilgi çekmek için çırpınırken başlarını yastığa koyduğunda kendi gerçeklikleri suratlarına tokat gibi çarpan şizofrenik insanlar yığını...

Annemiz, babamız gibi olmayı köylülük, cehalet, yobazlık sayan; onların yaptığını yapmamayı, yapmadıklarını yapmayı çağdaşlık sayan; kendilerini, köklerini, ruhlarını, kimliklerini muhafaza edememiş bu nesiller nereden peydah oldu? Mahrem duygusundan yoksunlaşmak, ayıbı ve günahı bile gizli olmaktan çıkarıp marifet gibi gözlere sokmak, ruhunu ve bedenini özel olana saklamak yerine estetikten yoksun bir teşhircilikle kamusal bir nesneye dönüştürmek nasıl yaygınlaştı? Bizim manevi ve kültürel genetiğimizle nasıl böyle oynandı?

Dedelerimiz cepheden cepheye koşup düşmanı yurda sokmamak için toprağa düşerken torunları nasıl oldu da kendi değerlerine, geleneklerine böyle ecnebileşti? Peki, ecnebileştiler de ne oldu? Hayatları güllük gülistan mı oldu?

Zaten modern hayat mücadelesinin zorlukları yetmiyormuş gibi bir de kimlik bunalımının içinde kalan, sürekli yalnız, sürekli mutsuz ve sürekli güvensiz hisseden, her bereketsiz rüzgarla savrulan bu yapraklar solmaktan nasıl kurtulacak?

İşte bu yalnızlık, mutsuzluk ve güvensizlik çağında, bu kimliksizlik ve ruhsuzluk zamanında kâdim gelenekle yine buluşmanın, toplumsal dayanışmanın, ailenin, özü, değerleri, izzeti, şahsiyeti korumanın önemi burada düşünülebilir.

Elbette toplum değişiyor, sosyolojinin öngördüğü dinamikler işliyor. Burada nostalji çoğu zaman anlamsızlaşıyor. Peki, ya toplumuzdaki değişim sosyolojik dinamiklerin de dışında bir kültürel hegemonya dinamiğine bağlıysa? Popüler kültüründen dizilerine, ünlülerin model olarak sunulmasından influencer'lara kadar geleneğe, kimliğe ve değerlere bir savaş açıldıysa? Köksüzlük bir model olarak kentli, yüksek-eğitimlilere, beyaz-yakalılara sunulduysa?

İşte tam bu noktada bayramlar büyük önem kazanıyor. Bayramları bayram gibi yaşamanın, dinlendirmeyen tatiller yerine bireyi güvensiz, mutsuz bir yalnızlıktan kurtarmanın; geniş aileyi, akrabalığı, dostluğu, komşuluğu anlatıldığı gibi gereksiz yükler değil de bütün bu savrulma hâline karşı toplum olma hâlinin bir aracı olarak yeniden düşünmenin zamanı gelmedi mi?

Bu noktada sunulanın tersine Batı'daki geleneksel bayramlara ve günlere ne kadar önem verildiğini hatırlamak bir örnek teşkil edebilir. Bireyleşmenin, kentleşmenin en ileri seviyelerinde bulunan Batı toplumlarının nasıl tüm noelleri ailece birlikte geçirdiğini, noel veya paskalyanın bir tatil vesilesinden çok kavuşma vesilesi görüldüğü, dükkanların ve hatta ulaşımın bile önemli oranda kapalı olduğu zamanlar olduğunu bilmek gerekiyor.

Hollywood'un nasıl binlerce "christmas spirit" temalı film çektiği, Amerikan müzik piyasasının noel konulu nasıl binlerce şarkı ürettiğini de...

Yani bizim artık bayramları günümüzde cazip, heyecan verici bir hâle getirip, coşkulu kutlayacak bir şekilde yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Sadece yaşlıların içselleştirdiği değil, bireysel krizlere de toplumsal yaralara da derman olabilecek, bizim toplumsallığımızı güçlendirecek bir zemin olarak inşa etmemiz gerekiyor."

 

 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23