• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

'İslami sisteme hazır mıyız?'

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
'İslami sisteme hazır mıyız?'

Faruk Köse Mirat haber'de çok konuşulacak bir yazı kaleme aldı. 'İslam Davası, “Tevhidin egemenliği”ni sağlamaktır. “İslam inancı”na isyan edenleri, kayıtsız kalanları “Tevhid otoritesi”ne boyun eğdirmektir. ' ifadeleriyle okuyucunun dikkatini çekti. İşte o yazı...

Faruk Köse Mirat haber'de çok konuşulacak bir yazı kaleme aldı. 'İslam Davası, “Tevhidin egemenliği”ni sağlamaktır. “İslam inancı”na isyan edenleri, kayıtsız kalanları “Tevhid otoritesi”ne boyun eğdirmektir. ' ifadeleriyle okuyucunun dikkatini çekti. İşte o yazı...

Derdimiz ve davamız ne? Bu soruya farklı açılardan farklı cevaplar verilebilir. Ancak bir Müslümanın dünya hayatı için, “İslami bir sistem içinde yaşamak”tan daha önemli bir derdi yoktur, olmaması gerekir. Ancak işte asıl problem burada başlıyor. Çünkü hiç kimsenin, böyle bir derde derman olacak nitelikte bir hazırlığı yok. “İslam davası” için “plânlı-programlı” ve “sonuç almaya yönelik” nitelikte çalışmalar yapılamıyor. Bundan da önce, “İslam davası”nın ne olduğu gereği gibi bilinmiyor.

İslam Davası, “Tevhidin egemenliği”ni sağlamaktır. “İslam inancı”na isyan edenleri, kayıtsız kalanları “Tevhid otoritesi”ne boyun eğdirmektir. İslam’ı hayatımıza ve hayata egemen kılmaktır. İnsanlara İslam’ı “eksiksiz-fazlasız, dosdoğru” öğretmektir. Düşüncesiyle, inancıyla, ahlâkıyla, şuuruyla, hareketiyle ve tasarruflarıyla “İslam’ı yaşayan bireyler” yetiştirmektir. “İslami aileler” kurmak; bunun için kadın-erkek, genç-ihtiyar, yetişkin-çocuk herkese önem vermektir. “İslami esaslar”dan ayrılmayan “müslüman bir toplum” oluşturmaktır. İnsanları, toplumları İslam yoluna sevk eden “İslami bir nizam, İslami bir rejim, İslami bir sistem” kurmaktır. “İslam kanunları”nın uygulandığı, “İslami iktidar”ın kurulduğu, mesela “Hilâfet”in yeniden tesis edildiği bir dünya kurmak; küçük küçük devletçiklere ayrılan İslam ülkesinin her parçasını, tek bir “Hilafet devleti çatısı” altında bir araya getirmektir. Kısaca İslam davası bu.

Şimdi bu yazıda, İslam davasını hakkıyla yerine getirebilmek için mutlaka gerekli olan olmazsa olmaz hazırlıklardan, bu zamana kadar çok da üzerinde durulmayan birkaç hususa dikkat çekeceğim.


 

Organize Olmak

İslam davasını sürdürdüğünü söyleyenler, çalışmalarını muhakkak organizeli, plânlı-programlı bir şekilde yapmak zorundalar. Hak olsun batıl olsun, bir hareketi başarıya ulaştırabilecek organizasyon için ise olmazsa olmaz nitelikte 3 ana kriter var. İşte bizim en önemli stratejik hatalarımızdan biri, organizasyonlarımızda bu üç kritik esasa dikkat etmemiş olmamız. Şimdi bunlar nedir, ona bakalım.

Birincisi; şahıslar etrafında değil, prensipler, ilkeler, müesseseler etrafında organize olmak: Organizasyon, şahıslar etrafında, şahısları esas alarak, şahıslara göre vs. değil, belirlenmiş ilkeler, prensipler, kurallar, müesseseler vs. etrafında gerçekleştirilmeli. Çünkü şahıslar fanidir, zamanla yetersiz kalabilir, fikir değiştirebilir, şahsi çıkar ilişkilerine girebilir, nefsani duygularına kapılabilir, hareketin esas rotasından ayrılmasına sebep olacak tutumlar takınabilir. Eğer bir hareket, organizasyonunu şahıslar üzerine bina ederse, o hareketin ömrü o şahsın ömrü kadardır, ufku o şahsın ufku kadardır, niteliği o şahsın kanaatlerine göre yön ve biçim değiştirir. Oysa şahısların duygu ve düşüncelerinden bağımsız olan ilkeler, prensipler ve müesseseler uzun solukludur; hareketin güçlü, köklü ve kalıcı olmasını sağlar. Eğer hareket, kurallar, prensipler ve ilkeler üzerine kurulur, hareketi yönetenler o ilke ve prensiplere uymak zorunda olursa, hareket ideallerini gerçekleştirebileceği müeesseseleri kurar da kurumsallaşarak kendi ayakları üzerinde durursa, işler sadece subjektif olan muhabbetle değil de reel olan kurallarla yürürse, aniden önüne çıkan durumlara karşı “çok seçenekli plânlar”ı hazırsa, gerçek başarıya ulaşabilir. İşte bizim organizasyonlarımızda bu yok. Birini bulup etrafında toplanıyoruz, onunla muhabbet ilişkimiz veya başka işlerimiz bitince de paydos ediyoruz.

İkincisi; hangi hedef gerçekleştirilmek isteniyorsa, o hedefi gerçekleştirebilecek bir program ve çalışma takvimi takip etmek: Bu çok önemli. Mesela, diyelim ki bir hareket Müslümanları, üzerinde oynanan oyunlar hakkında bilgilendirmeyi amaç edinmiş olsun. Bunun için, finansmanını sağlayıp gazete, dergi, kitap, broşür, ilan, afiş, radyo, televizyon, film, tiyatro, web sitesi gibi iletişim araçları ile bilgilendirme çalışmaları yapması yeter. Veya bir hareket, insanlara Kur’an okumayı öğretmeyi amaç edinmiş olsun. Yapacağı şey, yine finansmanını sağlayarak Elif-Ba hocaları istihdam etmek ve gerekirse ev ev dolaştırıp Kur’an okumayı öğretmektir. Ancak, eğer mesela hareketin amacı devlet yönetmek, hatta kendi ideallerine uygun bir devlet kurmak ise, bunun için daha köklü, daha esaslı şeylere ihtiyacı olacaktır. Örneğin; Kuracağı devleti nasıl, neye göre ve kiminle yönetecek? Devletin hukuki ve adli mevzuatı ve işleyişi ile bu kapsamda anayasası, her husustaki yasaları, adli örgütlenmesi ve işleyiş sistemi hangi nitelikleri taşıyacak? Siyasi-idari yapı, teşkilat ve işleyiş; bürokratik ve hiyerarşik sistem modeli; iktisadi, sosyal, kültürel ve diğer sistem modelleri ve bunların kurumsal ve hukuksal yapı ve işleyişi nasıl olacak? Adli, idari ve bürokratik teşkilatın hiç değilse kilit noktalarında ve amir mevkilerinde görev yapacak yeterli ve yetkin kadrolar hazır mı? Devletin işleyişi global dünya sistemi içinde nasıl sürdürülecek? Bunlar ve benzeri hususlarda hareketin mümkün olduğunca, önceden hazır olması gerekir. Yani İslami Devletin yasaları, kadroları, yapısı ve işleyişi, lüzumlu diğer unsurları hazırlanmalı, İslami hareket, cemaati “İslam Devletinin Rol-modeli” olarak buna göre hazırlamalıdır.

Üçüncüsü; hareketin bugününe ve geleceğine yönelik lüzumlu eleman yetiştirmek: İslam davası başarıya ulaştığında, ortaya çıkacak olan hasılayı yönetecek ve işleri yürütecek olan, insandır. Bu bakımdan, İslami çalışmaların bugününe yönelik lüzumlu eleman yetiştirmek çok önemli. Bu elemanların hiçbiri ölümsüz olmayacağına ve İslam davası insan ömrüyle sınırlı kalamayacağına göre, hareketin geleceğine yönelik olarak da nitelikli insan yetiştirilmeli. Nihayetinde, İslami çalışmalar “devlet” olmayı başarırsa, devlet yönetiminde ihtiyaç duyulan kadroların, en azından ana noktalardaki teknik elemanların ve amir mevkiinde görev alacak olanlarının da yetiştirilmesi lazım. Bir de mücadele edilen düzenin kurum ve kuruluşlarındaki kadroların el değiştirmesi gerekir. Eğer İslami çalışmalar, İslami devlete dönüştürmeye çalıştığı bir devlet düzeninde kadroları kendi yetiştirdiği kadrolarla ikame etmemişse, tağuti sisteme karşı verdiği mücadelede başarılı olması mümkün olmaz. Çünkü atacağı her adım engellenir, yapacağı her hamle boşa çıkarılır. Bir diğer husus, sivil hayatta, iş hayatında ve diğer tüm alanlarda da İslami çalışmalar, lüzumlu elemanları, kadroları yetiştirmelidir. Mesela sanayi ve ticaretle birlikte tüm iş hayatında iş adamları, sivil toplum organizasyonları, basın mensupları, yazarlar, edebiyatçılar, her alanda sanatçılar; gazete ve dergiler, sinema ve tiyatrolar… kısacası, aklınıza gelen her alanda İslami çalışmalar var olmalı, kendi kadrolarını hayatın her alanında faal duruma getirmelidir.

Bu saydıklarımız asgari düzeyde, olmazsa olmaz esaslardır. Eğer İslami çalışmalar, organizasyonunu asgari bu üç esasa uygun olarak yapılandırmazsa, iktidara ve İslami sisteme hazır değil demektir ve bu, zaten başaramayacağı anlamına gelir.


 

İslami Sisteme Hazırlık

Gerçek bir İslami çalışma, İslami sistem için lazım olan tüm kurumsal ve hukuksal gerekleri, sosyal ve iktisadi gereklilikleri hazırlayan bir çalışmadır. Zira; bir gün deseler ki, “Ey müslümanlar! Buyurun teslim ediyoruz size devleti, kurun sisteminizi ve yönetin dilediğiniz gibi.” İnanın, bir gün bile yönetemeyiz. Yönetiriz yönetmesine de, İslam adına Müslümana zulmederiz, İslam adına dar ufuklarımızın kısır boyutlarında şekillendirdiğimiz bir “teorik inanç sistemi”nin diktatörlüğünü kurar, İslam’a yazık, Müslümana hayatı zehir ederiz. Niye mi? İslam, devlet olmaya müsait bir din olmadığı için değil elbette. İslam devlet olmaya müsait de, biz değiliz; biz buna hazırlanmamışız. Bakın mesela, şu problemleri çözmedik:

İslam fıkhını ve hukukunu inceden inceye araştırmadık. Değişik kitapların değişik yerlerinde dağınık olarak var olan hukuk kaidelerini konularına göre ayrı ayrı ve her konuya dahil hükümleri de kendi içinde sistematik olarak düzenlenmek suretiyle tedvin ve tasnif etmedik. İslam hukukunu; şahıs, aile, miras, borçlar, alacaklar, haklar, ticaret, sözleşmeler, tüzel kişilikler, kurumlar, ceza, mükâfaat vb. bütün hususlarıyla sistemli birer hukuk külliyatı olarak hazırlamadık. Mesela, İslam ceza hukukuna göre, İslami Ceza Kanunu hazırlamadık. Hepsinden de önce, İslami bir anayasa hazırlamadık. İslami Ticaret Kanunu, İslami Medeni Kanun, İslami Sosyal Kanunlar hazırlamadık. Peki, “alın devleti İslam’a göre yönetin” deseler, elimizde hukuk metinlerimiz yok, neyle yöneteceğiz?
İslam Devletine gidecek yolda gerek duyulacak olan Şer’i ilkeleri, prensipleri, müesseseleri tespit, tayin ve tedvin etmedik. Sağlıklı bir şekilde İslami müesseseler kurmadık; ya da var olan müesseselerin nasıl İslamileştirileceğine dair hiçbir çalışmamız, modellememiz, prototiplerimiz olmadı.

İslami Devletin kurumsal ve hukuksal yapısının nasıl olacağını belirlemedik. Mesela bürokratik ve hiyerarşik yapı nasıl şekillenecek? Bu hususta lüzumlu çalışmaları yapmadık. Kurulacak İslami devletin siyasi sistemi, hükümet şekli, yönetim yapı ve örgütlenmesi, bürokratik yapısı, hükümetin organları, bu organların kuruluş, işleyiş, görev ve yetkileri, hükümet ve devlet ilişkileri, hükümetin kuruluş, işleyiş, görev, yetki, geliştirme ve değiştirme esasları, birimler arası münasebetlerin ve koordinasyonun tâbî olduğu ilkeler, idari sistemin teşekkülü ve yapısı gibi çok önemli hususlarda ne biliyoruz, elde neyimiz var? Bunlara dair hiçbir hazırlık yapmadık.
İslam iktisat sistemi, bunun mahiyeti, uygulama şekilleri, kaideleri, bugünkü dünya sistemi içinde nasıl işleyeceği, nasıl uygulanacağı ve bunun gibi hususları tespit etmedik.
İslam’a göre iş-işçi-işveren münasebetleri, iş hukuku, emek-değer münasebetleri nasıl olacak, belirlemedik.
İslam Devletindeki toplumsal yapı ve beşeri-ahlaki münasebetlerin dayandığı esasları tespit ve tedvin etmedik. İslami sosyal sistemin esaslarını ve niteliklerini belirlemedik.
İslam Devletinde ihtiyaç duyulacak kadroları yetiştirmedik. Mesela, her yerleşim merkezi için birer “kadı” esas alınsa, -ki pek çok yerleşim merkezi için bir kadı yetmez-, en az bin kadıya ihtiyaç var. Bugün kadılık yapacak ilme sahip bin alim var mı? Bundan da önce, kadı’nın hüküm vermede esas alacağı İslami hukuk kitaplarını, yasa metinlerini hazırlamadık. Yine her yerleşim merkezi için birer kişi hesabıyla bin amir, bin amil, bin Cuma imamı, bin muhtesip vb. gerekli olacak ki, hiçbir kadro yetiştirilmese bile, ilk aşamada en az beş-on bin kişilik bir ilim adamı kadrosuna ihtiyaç var. Bütün bunlara idari, iktisadi, sosyal, kültürel vb. kurum ve kuruluşlarda, makamlarda istihdam edilecek kadroları da eklersek, “hiç olmazsa” diye ifade edilebilecek kadro sayısı on binleri bulur. Yani kadro hazırlığımız, yok.
İslam Devletinin bugünkü küresel dünyada dış işleri nasıl olacak ve kimler tarafından yürütülecek? Uluslararası ilişkileri nasıl olacak, nasıl ve kimler tarafından yürütülecek? Bunları belirlemedik, gerekli kadroları İslami anlayışa göre ve İslami donanımla yetiştirmedik.
Bütünleşmiş dünya ekonomisi içinde İslami iktisat sistemi nasıl tatbik edilecek? Bunlar için gerekli kuralları tespit etmedik. İslam iktisat sistemiyle ilgili elimizde hiçbir şey yok. Ekonomi politiği ve pratiği hazır değil. İktisadi kurumların nasıl tesis edileceğine dair çalışmaları yapmadık. Kadroları hazırlamadık. Esasları belirlemedik.
Evet, fazla ayrıntıya inmeden, kabaca düşündüğümüzde akla ilk gelen bütün bu problemlere, hatta bir tekine bile olumlu cevap vermek mümkün değil. Bu hazırlıklar yapılmadan İslam davasını başarıya ulaştırmak mümkün mü, siz söyleyin. Hayal edelim, ama hayal aleminde yaşamayalım; hayallerimizi gerçekleştirmek için, gereken neyse ona göre çalışalım.


 

Planlama ve Liderlik

İslami sisteme hazır olmak, akşamdan sabaha, bugünden yarına başarılacak bir şey değil. Bu yüzden bizim en az 100 yıllık bir stratejiye ihtiyacımız var. Yani kimse davayı kendi ömrüyle sınırlı tutmamalı, büyük bir planın kendine düşen bölümünü başarmayı hesap etmeli.

Uzun soluklu plânlama çok önemli. Bir mimar gibi uzun soluklu bir süreç için İslami çalışmalar binasının temellerini atmak lazım. Bu kapsamda “günlük”, “haftalık”, “aylık”, “3 aylık”, “6 aylık”, “1 yıllık”, “5 yıllık”, “10 yıllık”, “25 yıllık”, “50 yıllık” ve “100 yıllık” plânlar, programlar, çalışma takvimleri, ilkeler ve idealler; varılması gereken hedefler, geçilmesi gereken aşamalar, katedilmesi gereken mesafeler, aşılması gereken engeller belirlenmeli ve bunlar, İslam davasını sürdürenlere miras bırakılmalı. Yani davayı kendi ömrüyle sınırlı tutmayacak; bilakis kendi ömrünü, dava sürecinin içindeki bir halka olarak adayacak zihniyet, duyarlılık ve hazırlık gerekiyor.

Bu arada “liderlik” problemini de çizmek lazım. Çünkü bu hususta temel bir yanlışımız var. Tevhid davasını yürütecek hareketin bir lideri olacak da, her şey tek bir liderde toplanmamalı; bir “liderlik kadrosu” olmalı. Liderin daima ve birden çok, davayı omuzlayıp yürütebilecek yetkinlikte alternatifi bulunmalı. Rasulullah gibi en mükemmel liderin vefatından sonra bile, pek çok sahabe, davayı yürütebilecek yetkinlikteydi. Liderlik kadrosu, lideri ve istişare meclisini kapsamalı. Lider, kendisinin yerine geçebilecek yetkinlikte liderleri yetiştirerek, yerine hazırlayarak, davayı omuzlayacak çalışmaların sürekliliği için en önemli adımlardan birini atmalı. Ancak bunu da yapmadık. Herkes, davayı kendine has kıldı, kendi liderliğine hapsetti. Bu da İslam davasını akamete uğrattı.

Liderliğin uluslararası sistemin yapısını, dünya sistemlerini ve küresel dengeleri, politik çıkar ve oyunların neler olduğunu ve nasıl işlediğini, bunlara karşı hazırlanacak alternatifleri, küresel sistemin çarklarını nasıl durdurmak veya yönlendirmek, hiç değilse etki etmek veya etkisi altından kurtulmak gerektiğini bilmesi lazım. Buna dair çalışma takvimlerinin olması, İslam’ın diplomatik kaidelerinin belirlenmesi, bunlara işlerlik kazandırılması lazım.

Ayrıca liderliğin, problem çözmeyi bilmesi lazım. Çünkü yaşanan gerçeklik şu: Müslümanlar, aralarında bulunan problemleri çözmeyi bilmiyorlar, beceremiyorlar. Diyelim ki kâfirlerin arasında 100 problem var. Çözmek için bir araya geliyorlar. Belki ilk birkaç buluşmada hiç ilerleme sağlayamıyorlar, ama çözüm toplantılarına devam ediyorlar. Ta ki tek tek çözene kadar. Diyelim ki 10. buluşmada 100 sorunun 2’sini çözdüler. “Geriye 98 sorun kaldı, çözülemez” demiyorlar ve görüşmeye devam ediyorlar. Ancak biz Müslümanlar, diyelim ki aramızda 2 sorun var ve bunları çözmek için bir araya geldik. Eldeki 2 sorunu çözemediğimiz gibi, 50 sorun haline getirip eskisinden daha kötü bir şekilde ayrışıyoruz. Bu normal mi sizce? Böyle bir sorun çözme sistemi, İslami olur mu? İşte liderlik, problem çözmeyi becerebilecek yetkinlikte olmalı.


 

Sonuç

Bu birkaç örnek bile, “İslami sisteme hazır mıyız?” sorusunun cevabını vermeye yetiyor: Hazır değiliz maalesef! Bence herkes şapkasını önüne koyup düşünmeli. İslam davası mı yürütüyoruz, İslam üzerinden vicdani tatmin mi sağlıyoruz? Bence ikincisini yapıyoruz gibi duruyor. Yani İslam davası sahipsiz. Çünkü yapman gerekenleri yapman gerektiği gibi yapmıyorsan, ne yaparsan yap, İslam davası için hiçbir şey yapmıyorsun demektir. Artık gündemimizin ilk sırasına İslam davasını almalı değil miyiz? Artık “İslami sisteme hazır mıyız?” sorusunun cevabını “hazırız”a dönüştürecek adımları atmak zorunda değil miyiz? “İslam davası” diye bir derdimiz varsa tabiî…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Tuğrul

Maalesef İslama uymuyoruz. İslamı kendimize uydurmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla iki yakamız bir araya gelmiyor.

Ahmet Kar

İslami ülkere bakıyoruz hepsi saraylarda oturan,Halkın sırtından servet sahibi olup halkına yansımayan bir sistem,Gerçek İslami bir İdare olsa İdare edecek adam bulamazsınız,Dini bile kendi çıkarlarına göre değiştiren bir cüruh Sarayda oturanlar Kuranı Kerime uygun idareci olmak istemezler.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23