Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal 'Hukuk ve yanılgı (4)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
Cumhurbaşkanı Erdoğan'nın adil değil zalim, demokrat değil diktatör olduğu ve o gitmeden hiçbir şeyin düzelemeyeceği, o gider ve İmamoğlu da gelirse herşeyin çok güzel olacağı gibi söylemler var!
Bunu anlamak için Erdoğan'nın sosyal ve siyasal konumuna bakmak gerekmektedir. Öncelikle Erdoğan beyaz Türklerden değil, kara, hatta zenci Türklerden, aşağılanan kesimden. Dahası eğitimi İngilizce olan elit kolejlerden değil, fakir Anadolu çocuklarının gönderildiği Fatih İmam-Hatip lisesinden mezun. İmamoğlu gibi sular seller gibi İngilizce bilmiyor! Arapçası dahi çok iyi değil. İmam-Hatip dediğin ise, azıcık biti kanlanmış Batıcılarımız nezdinde dahi bir "ölü yıkayıcılığıdır." En düşük ve sevilmez bir meslek!
İmam-Hatip yıllarından beri Milli Görüş siyasetine gönül vermiştir ki, Kürt partileriyle (!) birlikte en çok horlanmış, aşağılanmış ve defalarca kapatılmış partilerdendir. Üstüne üstlük eşi ve kızları da çağdaş ve modern kıyafet yerine, başörtüsü gibi zenci (Arap) kıyafetindeler. Evlatları da İmam-Hatip okullarında okumuş. Kadıköy, Moda, Çankaya, Karşıyakalı da değil, bildiğin Kasımpaşalı. Meşhur, esmer vatandaşlarımızın yaşadığı Hacıhüsrev'den çocukluk ve gençlik arkadaşları var.
Bir de, ilk defa İttihatçıların 1909 kanlı darbesi sırasında icad etmiş oldukları "mürteciler" ahalisindendirler, hiçte ilerici değiller. Nasıl söylesem bilmem ki, toplumsal iktidarı temsil eden üst kültürden değil, horlanan, aşağılanan, toplumsal muhalefete dahil alt kültürdendirler. Üstelik bir de Anadolu köylüsü veya bir İmam gibi de bıyık bırakmış. Hayır, bunlar yüzünden Batılı dostlar bizi Ortadoğulu bir Arap sanacaklar! Malum, Türkiye Ortadoğuda değil de, Orta Avrupa veya Kuzey Amerikada bir yerlerde! Mekke-i mükerreme, Medine-i münevvere, Aziz Kudüs ve Şam-ı şerif'le ne ilgimiz var Allah aşkına. Londra, Paris ve Roma'nın suyu mu çıktı? Konya, Sivas, Erzurum, Kayseri ve İstanbul mu? Zulüm 1453'te başlamamış mıydı?
Sen kalk hiç olmazsa yarısı Avrupada ve de Avrupai olan İstanbul'a bütün doğulu (İslami) defolarınla belediye başkanı seçil. Patlayan çöp dağlarını temizleyip park yap, trafiği rahatlat, şehrin susuzluğunu bitir. Tamam su medeniyettir de, sizin niyetiniz kötü! Suyla namaz- boy abdestleri de alıyorsunuz! Bunlar yetmezmiş gibi, resmi ideoloji ideologlarından Türkçü Kürd Ziya Gökalpten şiir oku. Efendim, "camiler kışlamız, müminler asker" miş! Yanına mı bırakacaklardı? İBB başkanlığından hoop kodese. En özgürlükçü gazetemiz Hürriyet; "Muhtar bile olamaz" manşeti attı, haksız mı?
Bu kadar sövdüğümüz, dövdüğümüz, kapattığımız Milli Görüş gömleğini mi çıkardın? Kalbinden imanı, zihninden İslamı, dudağından bıyığı, kızlarının da tesettürünü çıkarmadın ya! Hala Anadolulu değil misin? Ankara valisi Nevzat Tandoğanın size ne isimler takdığını bilmez misin? Bütün bu yakıştırmalardaki kibri, enaniyeti, aşağılamayı ve horlamayı iyice öğrenmiş bulunuyoruz. Binlerce defa yaşayarak öğrendik
Şu halinle bir parti kur, seçimleri kazan ve tek başına da iktidar ol öyle mi? Orada dur. "İktidar olamazsın demedik, muktedir olamazsın dedik!" Sen kalk Türkiye'nin sosyal, siyasal, ekonomik, demokratik, bütün problemlerini çözmeye giriş. Devlet-i sağire resmi ideolojimiz yerine Devlet-i Aliye adımları at. Yanına kalır sanmıyorsun değil mi? Partini kapatırız, olmadı muhtıra veririz, olmadı uçakları uçurur, tankları yürütür, kanlı bir darbe yaparız.
Tamam, Türkiye'de vesayeti ve PKK ile FETÖ terör örgütlerini bitiripde muktedir olmaya çalışıyorsun. Küresel iktidara (hegemonyaya) kafa tutmakta nedir öyle? Amerikan ve Avrupa emperyalizmine ve Siyonist egemenlere karşı durabilir misin? "One munite", "Dünya beşten büyüktür" diyerek, dahil olmaya çalıştığımız Batı medeniyeti ailesine huzursuzluk veriyorsun!
Cumhurbaşkanı muktedir olsun mu olmasın mı?
Türkiye'de Cumhurbaşkanı muktedir olursa otokrasi ve diktatörlük sayılıyor. Muktedir olamaz, darbelere, muhtıralara, vesayete ve küresel emperyalizme direnmezse diktatör olmuyor. Cumhurbaşkanı mutlaka zayıf, mızmız, sünepe, etkisiz ve yetkisiz olacak, darbelerde şapkayı alıp
gidecek. Cuntalara direnen ve dağıtan Cumhurbaşkanı, halkın emanetine ne pahasına olursa olsun sahip çıkıyorsa, o güçlü bir liderdir ve otokrat sayılır. Ülkemizde bir Cumhurbaşkanı davulu boynuna alacak fakat tokmak, asker- sivil bürokrasinin ve küresel patronlarının elinde olacak! MGK toplantısında emekliliği gelmiş general, kendisi dahil bütün dindarları ve dini hizmetleri krıminalize ve tehdid ettiği uzun azarı sabırla dinleyip, sineye çekecek. "Kes lan" diyerek sözünü kesmeyecek!
Erdoğan Başbakanken, Emine hanımla birlikte sanatçı Nejat Uygur'u GATA hastanesinde ziyaret etmek ister. Kapıdaki asker, başörtüsü sebebiyle Emine hanımı içeri almaz. Başbakan ziyareti tek başına yapar. Hiç demokrasi sorunu olarak görülmez bu durum. Kanun ve nizamların gereği yapılmıştır. Türkiye'de demokrasiden bunu anlayan bir muhalefet var. İktidar adayı, son yerel seçimde birinci oldu.
Senin her izzetli davranışın ve şekli iktidarla yetinmeyip gerçekten muktedir olmaya çalışman ne demek? Biz buna düpedüz diktatörlük deriz. Müesses nizama, resmi ideolojiye, vesayet kurumlarına ve küresel patronlarımıza itiraz etmek senin harcın mı? Menderes, Demirel, Özal ve Erbakanların başına neler geldi bilmez misin? Hepsi resmi ideolojiye ve müesses nizama az çok karşı çıkmışlar ve bunun bedelini de ödemişlerdir!
Yerel -genel seçimleri, referandumları, kazanıyorum, milletin tevdi ettiği emaneti taşıyorum diye cesaretlenme. Seçimleri kazanmaktan başka özel kıstaslarımız var. Öldükten sonra da ülkesini yöneten tek lider Atatürktür. Eski padişahlar gibi ölmekle iktidarı bitmez. O ölümsüzdür, onun adına bitimsiz bir monarşi kurmuşuzdur! Gerçekte ve fiilen yöneten odur. Seçim sonuçlarına da aldanma. Diktatör sayılmak istemiyorsan, milletin emanetini taşıyorum diyerek bürokratik sınırların dışına çıkma. En fazla Mustafa Kemalin partisi CHP'nin az bir farkla versiyonu olabilirsin. Zira, CHP Atatürkün kurduğu ve ebedi genel başkanı olduğu tek partidir. Anayasa ve yasalar lafzı ve ruhuyla bunu söyler. Kanlı darbeci generallerin
12 Eylül anayasası da otoriter, totaliter, jakoben bir tek adamı öngörür. Bunun dışına çıkmak, hem hukuku ihlal, hem de bildiğin diktatörlük olur. Biz diktatörlük istemeyiz. Daha doğrusu tek bir diktatör tanırız ve o bizim için bir yarı Tanrıdır!
Müesses nizam ve CHP seçmeni ikinci bir Atatürk bekliyor. Burası Atatürk Türkiyesi ve hepimiz Mustafa Kemalin askerleriyiz! Bunu aşan siyasetler, daha önce defalarca olduğu gibi tedip edilmelidir!
Erdoğan mutlaka gönderilmelidir ki, Türkiye'ye adalet, demokrasi ve seçkinler hukuku egemen olsun. Alternatifler şunlar; Ekmek için Ekmeleddin, Gel bakalım Muharrem, Ben Kemal geliyorum. Herşey çok güzel olacak Ekrem veya yancı Özgür. Ancak şu varki, geçen seçimin kurtarıcısı Kemal bey, kurtaracakları tarafından hain ilan edilip hemen gömüldü. Muhalefet, seçim döneminde göklere çıkardıklarını seçim gecesi tarihe gömüyor. Şöyle bir tablo, Cumhurbaşkanı Erdoğan için içleracısı bir durum değil midir? Ne kadar ciddiyetsiz, eğreti, koftiden bir muhalefet!
Bugün Türkiye'de fail-i meçhuller, sistematik işkenceler, yakılıp yıkılan köyler, sağ-sol çatışması, infiale yol açan, tüm toplumu terörize eden cinayetler, PKK ve FETÖ, terör örgütleri, hükümetlere zart-zurt eden ulusal ve küresel vesayet kurumları dağıtılmıştır. Alevi, Kürd, Roman, Ermeni açılımları ilk defa bu hükümet zamanında yapılmıştır. Eğer bunlar adalet, demokrasi ve hukuk devleti değilse hukuk devleti nedir? DEM'in aldığı 5 milyon oy çok önemli ve değerli. Peki AKPARTİ'nin aldığı 25 milyon oy neden değersiz? Kaldı ki Kürtlerin yarısından fazlası da AKPARTİ'ye oy veriyor. AKPARTİ'nin defalarca kazandığı seçim ve referandumlar hiçe sayılırken, herkes kendi yoğurt gönlüne göre subjektif, ilave, demokratik kriterler koyuyor.
Türkiye'de Jitem ve beyaz Toros'lar dönemi bitmiştir. PKK cinayet ve terörü, Suriye'ye kadar bitmiştir. PKK'nın kendi içindeki iç infazları ve dağa kaçırılan çocuklar dönemi de bitmiştir. 24 yıldır darbeler de başarılı olamıyor, sivil demokratik nizam devam ediyor.
Kemalist resmi ideoljiyi, bitimsiz monarşiyi, vesayet rejimini, askeri darbeleri, İsrail soykırımını ve destekçisi, alkışçısı, ABD ve Avrupa emperyalizmini sorun görmeyenler, HAMAS'a terör örgütü diyenler, Erdoğan'ı elbette adaletsiz, totaliter ve hukuk dışı sayacaklar!
Dünyanın hiçbir demokrasisinde, hukuk devletinde, demokrasi kriteri olarak, zayıf, aciz, etkisisiz, iktidarsız, olma şartı koşulmaz. Hükümetin iktidarsız olması, sivil siyasetin mutlaka zayıf kalması, asker-sivil bürokrasi ve ulusal-küresel vesayet odaklarını aşabilmesi antidemokrasi değil demokrasi sayılmalıdır. Hz. Musa'nın Hz. İsa'ya göre sert bir mizaca sahip olması, kavminin 400 yıl boyunca yaşadığı köleci eziyetleri şahsında toplayıp da adeta patlaması hali diye açıklayan ulema vardır.
Erdoğan ötekileştirilen, aşağılanan, hırpalanan, muhtıra ve darbelere defalarca maruz kalan bir sosyolojiden geliyor. Zenci, mürteci, öteki, ezilen alt sınıflardan. Bu kendisine defalarca hatırlatıldı, yaşatıldı. Kaç kez hücumlara maruz bırakıldı. Seni öldürmeyen her saldırı seni güçlendirir. Atlattığın ve kenara koyduğun her engelden sonra karizman ve gücün artar. O nasıl olur da A Necded Sezer gibi bir Cumhurbaşkanı olur? Etkisiz, zayıf, suya sabuna dokunmayan, sokağı bilmeyen, resmi ideoloji bekçiliğinden memnun, AYM' den gelen, bir defa yurtdışı proğrama katılmayan bir lider, lider midir? Türkiyenin ihtiyacı, demokrasinin gereği bu mu?
15 Temmuz darbesinde halkı meydanlara çağırıp onlarla beraber direnen bir Cumhurbaşkanı 14 Temmuz'da ki ile bir olabilir mi? İlk tehdidte şapkayı alıp giden, "başörtülüler Arabistan'a gitsin" diyen bir Cumhurbaşkanı mıdır aranan? Kaldı ki, Menderes, Demirel, Özal'da otokrat ve diktatör değiller miydi? Türkiye'de diktatör ithamından sadece tek parti ebedi şefi ve milli şefi'mi masundur? Zira diktatörlüklerde diktatöre diktatör denilemez, demokrasilerde denilebilir!