Şükür ile hamd arasındaki ince çizgiyi bilmemiz gerek...
Hamd, sadece Allahu Teala’ya yönelik bir fiildir. Nimetin Allahu Teala’dan geldiğini itiraf etmek, onunla Allah rızası için güzel amellerde bulunmak ve o nimete Allah’tan başkasını ortak koşmamaktır.
“Hamd, alemlerin Rabbine mahsustur.” (Fatiha, 1/1)
Şükür, nimetin sahibine açıkça övgüde bulunmak; bu nimetin bize ulaşmasına vesile olanlara ise gizlice dua etmektir. Şükür, hem Allah’a hem de kullara yönelik yapılabilen bir ameldir. Şükre anne baba da dahildir. Şükür yani teşekkür, insanlardan onu hak edenlere de yapılır.
İslam âlimleri şükrü şöyle tarif etmişlerdir:
Şükür, her nimetin Allah’tan geldiğini bilip dil ile de hamd etmektir. Allahü teâlânın emirlerini yapıp, yasak ettiklerinden sakınmak şükretmek olur.
Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, günahlardan kaçınmaktır.
Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azâlarla olur.
Kur’an’da mealen buyuruluyor ki:
(Bana şükredin, nankörlük etmeyin!) [Bakara 152]
(Allah’tan sakının ki şükredebilesiniz.) [Nisa 123]
(Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım.) [İbrahim 7]
Allahü teâlâ, şükredene bol bol nimet verir. (Fâtır 30)
İbrahim, Rabbinin nimetlerine şükretti, Rabbi de onu doğru yola iletti. (Nahl 121)
Allahü teâlâ, insanlara bol nimet vermiştir; fakat insanların çoğu şükretmez. (Bakara 243, Yunus 60, Neml 73, Mümin 61)
Allahü teâlâ, çeşitli nimetler verdiğini, fakat şükredenlerin az olduğunu, az şükredildiğini bildiriyor. (Secde 9, Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Nahl 78, Mülk 23)
Namaz, şükür ve kanaat
Namazı doğru kılan, Allahü teâlânın sayılamayacak kadar çok olan bütün nimetlerine şükretmiş sayılır. Hadis-i şerifte, (Namaz, şükrün bütün aksamını câmidir) buyurulmuştur. Demek ki doğru namaz kılan şükretmiş olur. Namaz kılmayan ise, nankörlük etmiş olur.
Hadis-i kudsilerde buyuruldu ki:
(Beni anan şükretmiş, beni unutan nankörlük etmiş olur.) [Hatib]
(Bir kimse, kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ.Gazali]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kanaat eden, en çok şükredenlerden sayılır.) [İbni Mace]
(Kıyamette “Şükredenler gelsin!” diye seslenilir. Onlar bir bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve genişlikte, her hâlükârda Allahü teâlâya şükredenlerdir.) [İ.Gazali]
(Bir nimet için, Elhamdülillah diyen, daha iyisine kavuşur.) [T.Gafilin]
(Yiyip içtikten sonra Elhamdülillah diyen Cennete girer.) [Hakim]
(Bir nimet için Elhamdülillah diyen, nimetin şükrünü eda etmiş olur.) [Beyhaki]
(İnsanlara teşekkür etmeyen kimse, Allahü teâlâya şükretmez. Aza şükretmeyen de, çoğa şükretmez. Allahü teâlânın nimetini söylemek şükürdür, hiç bahsetmemek ise nankörlüktür.) [Beyhaki]
(Nimete kavuşunca şükreden, belaya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af dileyen, zulme uğrayınca bağışlayan, emniyet ve hidayettedir.) [Taberani]
(İyiliği anmak şükür, iyiliği gizlemek nankörlüktür.) [Ebu Davud]
Şu iki şeyi yapan tam şükretmiş olur:
● Gelen her nimeti Allah’tan bilip şükretmek.
● Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak.
Şükür, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavuşturur.
DİPNOT:
(Bir kimse, kavuştuğu nimeti her hatırlayışta Allah’a şükrederse, Allahü teâlâ da, onun her şükrüne karşı yeniden sevap verir. Kim de başına gelen musibeti her hatırlayışta, "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" âyetini okursa, Allahü teâlâ da, onun her okuyuşunda sevabını artırır.) [Tirmizi]