Cumhurbaşkanı adaylarının vaatlerini değerlendiren Prof. Dr. Kerem Alkin, CHP’nin tek başına asgari ücreti 2 bin 200 TL’ye yükseltmesinin zor olduğunu söyledi. Alkin, Akşener’in 5 milyon kişinin borçlarını satın almasının ise ‘Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı’ bir vaat olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı adaylarının vaatleriyle, partilerin vaatlerinin yeni işleyiş esaslarıyla tam örtüşmediğini ifade eden Alkin, uyum içerisinde çalışabilir gözüken modelin ‘Cumhur İttifakı’nın gözüktüğünü söyledi. Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Üyesi, İstanbul Medipol Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kerem Alkin, seçimlere sayılı günler kala Cumhurbaşkanı adayları ve siyasi partilerin ‘seçim vaatlerini’ Yeni Akit’e şu şekilde değerlendirdi:
‘TEK ÖNCELİKLERİ SİSTEMİ GERİ GETİRMEK’
Esasen, Cumhurbaşkanı adayları arasında, 16 yıllık yürütme ve tecrübeye bağlı olarak, en somut vaatleri ortaya koyan Cumhurbaşkanı Erdoğan. Esas, kafa karışıklığına sebep olan husus, partilerin de ekonomik vaatleri olması. İki açıdan karmaşık bir durum söz konusu. Birincisi, Millet Cephesindeki muhalefet partilerinin ve HDP’nin cumhurbaşkanı adaylarının vaatleri söz konusu olsa da, söz konusu partiler en kısa sürede, seçmenin önüne, 25 Haziran sabahından itibaren sona erecek olan parlamenter sistemi geri getirmeyi vaat ediyorlar. Bu durumda, ilgili partilerin cumhurbaşkanı adaylarının en öncelikli vaadi sistemi bir an önce geri getirmekse, o zaman cumhurbaşkanı adayı olarak vaatlerinin bir anlamı yok. Çünkü, tek öncelikleri sistemi geriye döndürmek. Gerçi, aday İnce 2 yıl yeni sistemde cumhurbaşkanı olup, sonra eski sisteme geri dönmekten söz ediyor. Bu nedenle, madem parlamenter sisteme geri dönülecek, seçmen Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adaylarının vaatlerinin hangisini ciddiye alabilecek ki?
‘SEÇMEN BU DENKLEMİ DİKKATE ALMALI’
İkinci karmaşık konu, yeni sistemde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grup kurabilecek olan partiler, içinden artık hükümet çıkaramayacak. Yani, yürütmeyle doğrudan ilişki bitiyor. Bu nedenle, aynı partiden cumhurbaşkanı adayı seçilse ve aynı parti veya ittifak Meclis’te çoğunluğu elde etse de, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde, yeni model yürütme, Meclis’teki partilerin vaatlerini mutlaka hayata geçirecek diye bir garanti yok. Bu nedenle, denklem hayli karışık. Bu durumda, en uyum içerisinde çalışabilir gözüken model, Çumhurbaşkanı’nın Erdoğan olduğu ve Cumhur İttifakı’nın Meclis’te çoğunluğu elde ettiği siyasi aritmetik olarak gözüküyor. Örneğin, CHP’nin asgari ücreti 2 bin 200 TL yapma vaadini, kendi Cumhurbaşkanı adayları dahil, yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde, hükümet, yürütme hayata geçirilmesi zor bir vaat olarak değerlendirebilir. Bu durumda, Meclis’in tek başına asgari ücreti 2 bin 200 TL’ye yükseltmesi zor. Seçmenin tüm bu denklemleri dikkate alarak oyunu kullanması gerekir.
‘AKŞENER’İN VAADİ EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRI’
Adaylardan İnce’nin ekonomik vaatleri, daha çok ekonomi yönetiminin işleyişine yönelik. Bakanlıklar, merkez bankası ve Hazine’ye yönelik ‘araç bağımsızlığı’ vurgusu öne çıkmakta. Öğrencilere 19 Mayıs ve 29 Ekim’de biner lira destek en somut vaat. Aday Akşener ise, 5 milyon kişinin borçlarını satın almaktan söz ediyor. Bu nedenle, bir Dayanışma Fonu kurulacağından söz edilmekte. Bununla birlikte, farklı gelir grubundaki vatandaşlar arasında, bir bölümünün borçlarının satın alınması veya silinmesi, 10 yıla yayılarak yeniden yapılandırılması, Anayasa’nın eşitlik ilkesinden başlayıp, kamuya yükü boyutuyla ve bankacılık sektörüne getireceği ek yük boyutuyla hayli kafa karıştırıcı bir vaat. Bu vaat için 8 milyar TL’lik bir kamu kaynağı ihtiyacı dile getirilmekte. Ancak, tüm tarafların bu konudaki tutumu ne olur, kestirmek zor. Öğrenci, dar gelirli ve emeklilerin şahsi borçlarının yeniden yapılandırılması veya yüzde 80’inin silinmesi en önemli vaat olarak öne çıkıyor. Tasarrufların arttırılması ve genişletici maliye politikası, kamu harcamalarının daraltılmasına yönelik vaatler de sıralanmış.
CHP VE HDP’NİN VAATLERİNİ GERÇEKÇİ BULMUYORUM
Aday İnce, Akşener, Karamollaoğlu’nun vaatleri içerisinde, AK Parti hükümetleri tarafından 16 yıldır titizlikle yürütülen mali disiplin ve ekonomi yönetiminde ‘özerklik’ ve ‘araç bağımsızlığı’na hızla dönüleceğine dair vaatler söz konusu.
AK Parti ise, ortaya koyduğu verilerle, kamuda mali disiplinin aynı titizlikle devam ettiğini, örneğin mayıs ayında bütçenin fazla verdiğini belirtiyor. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti, ekonomide sanki bir krize doğru sürüklenme tablosu varmış, mali disiplinden hızla uzaklaşılıyormuş izlenimi verilerek, diğer adayların vaatlerinde ekonomiyi hızla kriz riskinden uzaklaştıracak tedbirlere atıfta bulunmalarını eleştiriyor; ekonominin yanlış gösterildiğini ifade ediyor.
Bu noktada, üretim ekonomisinden uzaklaşıldığı noktasındaki iddialar da, buna dönüleceğine dair vaatler de AK Parti tarafından doğru bulunmamakta. HDP ise, adil vergilendirme ve asgari ücrette 2 bin 700 TL vaadi ile öne çıkıyor.
Sosyal haklara da atıf söz konusu. Açıkçası, CHP’nin asgari ücrette 2 bin 200 TL ve HDP’nin 2 bin 700 TL vaatlerini gerçekçi bulmuyorum. Çünkü, bu veriler reel sektör tarafından karşılanabilecek asgari ücretler değil.
GÖREV VERİLİRSE ÜRETİME ODAKLANIRIM
Bana bir görev verilse, önce Türkiye’de reel sektörün mal ve hizmet üretirken katlandığı maliyetlerin hızla envanterini çıkarır ve bu maliyetleri iyileştirecek ne adım var ise, bunların dökümünü çıkararak, ilk 2 yıl tümüyle üretim maliyetlerini sürekli iyileştirecek adımlara odaklanırdım. ‘Kârlılık’ ve ‘küresel rekabet’ açısından ‘sürdürülebilir’ kılacak bir vergi politikası, ‘dış ticaret’ politikası, ‘gümrük ve ticaret’ politikası ve ‘bilim-teknoloji-inovasyon’ politikası ekosistemi oluştururdum.
SİSTEMİN SAĞLIKLI ÇALIŞMASI ÖNEMLİ
Türk halkı, iki tarihi nitelikte referandum kararıyla, önce Cumhurbaşkanı’nı kendisinin seçmek istediğini deklare etti; ardından da, kendi seçtiği Cumhurbaşkanı’nın kendi hükümetini profesyonel bir anlayışla seçmesi gerektiğine hükmetti. Şimdi, 3. bir aşama olarak, iki referandumda aldığı kararla doğrultusunda, onayladığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sağlıklı, etkin ve verimli çalışması adına, yapılması gereken yasal düzenlemeler için, tercihini Cumhurbaşkanı Erdoğan lehine kullanacak ise, Meclis’te de Cumhur İttifakı’nın çoğunluğu yakalayacağı şekilde oyunu kullanmalı.
‘16 YILLIK TECRÜBE TÜRKİYE’NİN LEHİNE’
Prof. Dr. Kerem Alkin: “Seçmenler, bu noktada, Cumhurbaşkanı ile Meclis çoğunluğu arasındaki olası uyumsuzluğun,
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde, kendi ekonomik ve sosyal yaşamlarını da iyileştirecek birçok düzenlemeyi tıkayacağını, birçok atılabilecek adımı kadük hale getireceğini ve bir süre sonra, bu nedenle tekrar bir seçimin kaçınılmaz görüleceğini iyi okumaları gerekiyor. Seçmenin cumhurbaşkanı adayı ile parlamento noktasındaki farklı tercihleri, daha şimdiden görülüyor ki, Türkiye’ye en iyimser koşullarda 1 yıl, hatta 1.5 yıl ekonomide pek çok iyileştirici tedbirin alınamadığı ve Cumhurbaşkanlığı Hükümeti ile Meclis arasında toplumu ve ekonomiyi yoracak bir çok gerginliğin yaşanabileceğine işaret ediyor. Bu nedenle, tecrübesi, yürütmedeki başarısıyla kendisini son 16 yılda kanıtlamış bir model üzerinde odaklanılması Türkiye’nin lehine bir tercih olacaktır.”
