Dünyayı azaltma planı başarıya ulaştı! "GDO ve aşılar neslimizi yok ediyor"

Kemal Özer Editörümüz Nurullah Alpay'a konuştu. Kemal Özer GDO ve aşıların neslimizi yok ettiğini söyledi.

30 Eylül 2017 Cumartesi 20:20
Dünyayı azaltma planı başarıya ulaştı! "GDO ve aşılar neslimizi yok ediyor"

Gıda Hareketi Başkanı ve Yeni Söz Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile gerçekleştirdiğimiz röportajın ilk bölümünde GDO terörünü ele almıştık. "Bir kıyamet silahı: GDO" başlığıyla yayınladığımız röportajın devamını sizlere sunuyoruz. 

ÜST AKIL DEĞİL ŞEYTANİ AKIL

Bugün dünya nüfusunu azaltma planını uygulayan şer odakların Türkiye'de insan sağlığını tehdit eden başka yöntemleri var mı? Üst akıl dünya nüfusunu azaltmak için ne tür çabalar sarf ediyor?

Öncelikle Üst Akıl diye bir şey yok. bu kavram yanlıştır. ‘Şeytani Akıl’ ve ‘Rahmani Akıl’ vardır. Biz ‘Rahmani Akıl’a tabiyiz. Onlar da ‘Şeytani Akıl’a tabiler. Kendi mefhumlarımızla konuşacağız.

Bir kıyamet silahı: GDO

DÜNYA NÜFUSUNU HIZLA AZALTIYORLAR

Dünyanın nüfusunu azaltmayı başardılar zaten. Başarılı olmasalar da - ki kısmi bir başarıdır budur - dünya nüfusu 10 milyar olması gerekirken şu anda nüfus 7 milyar dolayında ve bu hızla azalacak. Doğurganlık oranı şu anda Fransa'da yüzde 1, Avrupa zaten dip yaptı. Almanlar bitmek üzere... Almanlar yeni fark ettiler de iş işten geçti. Doğurganlık oranınız yüzde 2.3’ün altına düşüyorsa geleceğiniz yok demektir. 50 yıl sonra ayvayı yediniz demektir.

TÜRKİYE’DE DOĞURGANLIK ORANINI DÜŞÜRDÜLER

Türkiye yüzde 8-9’lardan 2’ye düşürüldü. Hatta 1.8’e kadar düştük. 2- 2.1’lerde dolanıyoruz. Bir çocuk 2 fertten meydana geliyorsa 2 çocuğunuz varsa 0 görünüyor değil mi? Hayır. Buradan ölümleri de düşeceksiniz. Yani ölümleri düştüğünüzde yüzde 2.3 sıfır noktasıdır. 2.3’ü geçtiğinizde, 2.4’e vardığınızda nüfus artışı başlar. Nüfus artışı yoksa bir memleketin geleceği yoktur. İnsanların sadece kendi dönemini, kendi çağını, kendi zamanını, kendi refahını düşünüyor olması egoizmin tavan yaptığını gösterir. İnsanlar nesillerini, memleketlerinin geleceğini düşünürlerse, o zaman kendilerini dünyaya getiren unsurları dikkate alarak çocuklarını iyi bir insan olarak büyütürler.

TÜRKİYE’DE DOĞURGANLIK ORANININ DÜŞMESİNİN NEDENLERİ...

Bugün mevcut üniversite sistemi gençlerin evlenmesinin önünde büyük bir engeldir. Bugün kız erkek herkesi okutuyorsunuz. Geleneksel meslekleri de yok ettiniz. Kariyer planlaması adı altında kadınların ve erkeklerin evlenmesini engelliyorsunuz. Askerlik de evlenmenin önünde bir engel.Evlenme maliyetleri de evlenmenin önündeki başka bir engel. Ve bu, otuzlu yaşlara kadar evlenememe anlamına geliyor. Zaten menopoz yaşı 30'lu 40'lı yaşlara kadar düştü. 10 yıl içerisinde ya bir çocuğunuz olur, ya iki çocuğunuz olur, ya da hiç olmaz. Zaten yeni nesil iki çocuktan fazla istemiyor. Ailelerde ‘bakamazsın’ deyip kışkırtıyor.

EBEVEYNLER ÇOCUKLARININ AİLE HAYATI KURMASINI ENGELLİYOR

Üniversite okutacaksanız, gençler üniversiteye geldiğinde evereceksiniz. Hem gayrimeşru hayatı hem iffetsizliği ortadan kaldırırsınız, hem de nesil emniyeti ve bereketi ortaya çıkarırsınız. Ailelerin iş garantisi, kaliteli meslek gibi dayatmaları o ailelerin ebeveyn olmadıklarını, yamyamlaştıklarını gösterir. Bir çocuğun evlilikle meşru cinsel hürriyetini elinden almak, aile hayatı ve düzeni kurmasına engel olmak o ebeveynin ebeveyn olmadığının en açık göstergesidir. Bir çocuğu 18-19 yaşlarında evermelisiniz ki, gözü dışarıda olmasın. Birbirlerine ünsiyetleri artsın. 40 tane erkekle veya kızla birlikte olduktan sonra evlilik kuruyorsanız, herkesin gözü başkasında olur. Böyle bir düzen olmaz.

DEVLETİN EVLİLİK VE ÇOCUK TEŞVİKLERİ SAÇMALIK

E bankada para biriktireceksiniz de, 20 sene sonra devlet de size katkı yapacak da, para verecek. Bu Davutoğlu döneminde çıkarıldı. Rezalet bir yasa. Kabul edilebilir bir şey değildir. Böyle bir saçmalık olamaz. Bankaya para yatıracaksınız da… Kimin aklıysa, kimin fikriyse, kim onay verdiyse yazıklar olsun. Böyle bir saçmalık olamaz.

Devletin verdiği 50-100 liralık teşvikler de teşvik değildir. Verdiniz mi şöyle okkalı bir teşvik vereceksiniz. Bir genç ilk defa evlenmek şartıyla adamın hemen ihtiyaçlarını karşılaşacaksınız ki evlenebilsin. Bir defalık evliliğini desteklemek anlamında söylüyorum, o zaman suistimaller artar.

HÜKÜMETİN TARIM POLİTİKASI YOK

- Bu hükümetin 15 yıllık tarım politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hükümetin 15 yıldır tarım politikası diye bir politikası yoktur, Hiç evirip çevirmeye gerek yok. Geçmiş hükümetlerin tarım politikalarıyla bizim hükümetin tarım politikaları arasında bir fark yok.

TARLALAR BOŞALTILDI, İNSANLAR ASGARİ ÜCRETLERE KÖLE YAPILDI

AK Parti iktidara geldiğinde Türkiye nüfusunun yüzde 38-40’ı, yani her 5 kişiden 2'si kırsal bölgelerde yaşıyordu, ziraat ile geçiniyordu. Bu şu anda yüzde 12-15’e kadar düştü. Yani yüzde 25'lik bir nüfusu şehirlere taşıdınız. Bunları asgari ücretlere köle yaptınız. Bu adam şehirde hasta, üretemez hale geldi. Köyde olsaydı kadını-erkeği çalışacaktı. Tabii gıdalarla beslenecekti. Kendi imkanları olacaktı, tavuğu olacaktı, hayvanı olacaktı. İnsanları şehirlere taşıyarak tarlaları boşaltınız.

Yeni neslin zirai faaliyetlerini 8 yıllık zorunlu eğitimi 12 yıla çıkararak engellediniz. Yani 20 yaşına gelmiş bir lise mezunu tarla-tapan hiçbir bilgiye sahip değil. Hiçbir mesleki bilgiye sahip değil. Sonra bu insanların sıhhat maliyetlerini karşılamak için bütçeden habire para ayırıyorsunuz. Halbuki bu insanlar orada kalsalardı işsizlik diye bir sorununuz olmazdı.

AVRUPA İNSANLARIMIZI KÖLELEŞTİRİYOR

Avrupa Birliği'nde yüzde 5’miş kırsalda yaşayan nüfus. Avrupa Birliği'nde kırsal ile şehirde yaşayan arasında bir uçurum yok ki. Avrupa Birliği'nin köyü şehir gibidir. İmkanlara sahiptir ve orada zirai faaliyet yapar. Ben Avrupa Birliği üyesi en az 10 tane ülkeye gittim. Küçük, kasabalarını gezdim. 50 bin nüfuslu yere bizde il, orada kasaba diyorlar. 50 bin nüfuslu kasabanın nereden baksan 30 bini ziraat ile geçiniyor. Var mı bizde öyle bir şey? Ama şehirli gözüküyorlar. Avrupa size kazık atıyor, farkında değilsiniz. Sizin insanınızı işsiz, mesleksiz bırakıyor, köleleştiriyor farkında değilsiniz.

AVRUPA TOPLUMUMUZU BOZMAK İÇİN GELİYOR

Bu bürokrasi böyledir işte. Avrupa Birliği'nden gelen masallara inanırlar. Ben de katıldım Avrupa Birliği'nden gelenlerin toplantılarına. Profesyonel yalancılar. Bu toplumu bozmak için geliyorlar buraya. Ve biz de ağzımız açık dinliyoruz onları. Kurtuluş insanları şehirlerden köylere göndermektedir. Eğitimi ilkokuldan sonra zorunlu olmaktan çıkarmaktır.

İNSANA ÖNCE İNSAN OLMA BİLGİSİ ÖĞRETİN

Çok okumak değil doğru okumak insanı ıslah eder. Herkes doğru şeyleri ihtiyacı olan şeyleri bilmesi gerekir. Biz buna ilmihal bilgisi diyoruz. Siz İlmihal Bilgisi vermiyorsunuz, fiziğin bilmem ne kanununu öğretiyorsunuz. Ya önce şu insana insan olma bilgisini öğretin. Var mı böyle bir bilgilendirme? Yok.

BİR TOPLUMDA ZİRAİ FAALİYETLER KÜÇÜMSENİYORSA O TOPLUM ÇÖKMÜŞ DEMEKTİR

Zirai faaliyetler bir toplumda küçümsenir hale gelmişse o toplum kendi geleceğine atom bombası atmış demektir. Kendi geleceği ile savaşır haldedir. Ziraat bu ülkenin bir numaralı, en çok sevilen baş mesleği haline gelirse işte o gün kurtuluşa erilir. O hale gelmediği müddetçe vay bizim halimize. 15-20 milyon insanı İstanbul'da toplamak marifet değildir. Köyler kırsallar yıkılıp gidiyor. Kimse o köyleri imar etmiyor.

BİZ BİR ÇARKIN İÇİNE ÇEKİLDİK

Biz bir çarkın içine çekildik. Bunu yeni yeni görmeye başladı toplum ve siyaset. Ama bu hızla gidersek o çarkın içinde kaybolur gideriz. Kurtuluş hızında değiliz henüz.

Peki bu çarkın içinden nasıl çıkacağız?

Bir kere “Rahmani Akı”la sahip olacağız. Bu şeytanların söylediğine itibar etmeyeceğiz. Avrupa’nın akademisyenleri, bürokratları ve siyasetçileri ne söylüyorsa söylediğinin yüzde 99’u kesin yalandır, yanlıştır. Siz kendi sisteminizi kendiniz kuracaksınız. Kendi düşünce dünyanızı inşa edeceksiniz. Kendi geleneğinizi ortaya koyacaksınız.

ÜNİVERSİTELERDE İLİM ADAMI YOK

Şu anda “film adamları” var üniversitelerde, ilim adamı yok. İlahiyatçılar ilim adamı mı film adamı mı? Başkalarının İslam’ı bozmasına yardım eden adamlara dönüştüler. Geleneği yıktınız. Tecrübeyi, bilgiyi ortadan kaldırdınız. Kitabi bilgilerle doldurdunuz. Kitabi bilgi hayatın hiçbir yerinde karşılığı olan bir bilgi değildir. O zaman ben kitap okuyup doktorluk yapayım. O zaman ben de kitap okuyup mühendislik yapayım, pilotluk yapayım, ziraatçılık yapayım.

İNÖNÜ ZİRAAT BAKANLIĞI’NIN ADINI NEDEN DEĞİŞTİRDİ?

Hiç düşündünüz mü, bakanlığın adı Tarım Bakanlığı da bankasının adı ziraat, fakültesinin adı ziraat, mühendisin adı ziraat? Bu kazığı kim attı bize? 1962'de İsmet İnönü attı. Niye bankamızın adı ziraat? Ziraat ile tarım aynı şey değil midir? Aynı şey ise niye değiştirdi İnönü? Bu kelime kalpazanlığıdır. Niye ısrar edip bakanlığın adını değiştirdiniz, “Gıda, Tarım ve Hayvancılık” yaptınız? Ziraat Bakanlığı deseniz hepsini kapsar. Ne bu laf ebeliği? Bakanlığının adına 40 tane şey ekleyin o zaman. Onun adının böyle büyük olması büyük işler yaptığı anlamına gelmez. Adının değil altının nasıl doldurulduğu önemlidir. Adınız da mühimdir. Ziraat Bakanlığı dersiniz olur biter.

- Halk tarafından da sevilen Ahmet Eşref Fakıbaba son olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'na getirildi. Sizce Fakıbaba nasıl bir performans sergileyecek?

Halk tarafından sevilip sevilmemesi önemli değil. Biz icraatlarına bakarız. İsterse babam gelsin, isterse ben geleyim, hiç önemli değil. Toplumun yüzde 100’ü beni seviyor olabilir, sizi seviyor olabilir, Bakanı da seviyor olabilir. Ama gelir gelmez ilk icraatı GDO’lu yemlere izin vermek oldu. Sevilmek önemli değil bakın dünyanın en sevilen insanları sporcular ve sanatçılardır. Bunun bir önemi yok. Önemli olan icraattır. Çok iyi konuşursunuz, çok iyi fıkra anlatırsınız, herkes sizi çok sever. Türkiye'nin en çok satılan kitabının yazarı Yahudidir ama ifsat ediyor. Bizim kanallarımızda filmleri çekiliyor. Ne yapalım yani şimdi? Dünyanın en çok sevilen hocalarından biri Kadiyani’dir. Bazı gençlerimiz tapıyorlar şu anda. Sözde İslam’ı anlatıyor. Sevecek miyiz? Sayın bakanı da göreceğiz daha. 6 aylık zamanı var. Bu 6 ay içerisinde ne yaptığına bakacağız. Bu 6 ayda anlarız. Şu anda kredisi açık. Ama 6 ay sonra iyi ya da kötü olduğuna kanaat getireceğiz. Şu anda henüz erken. Bir icraatından dolayı da hemen hüküm vermeyelim. Ama şablonlarla hareket etmemiz lazım.

MODERN TIP DENİLEN ROCKEFELLER TIBBI İNSANLARI MUTLU BİR ŞEKİLDE ÖLDÜRÜYOR

- Peki konusuna gelirsek bu aşılar insan sağlığına zararlı mıdır?

Faydası olduğu ispatlanmış bir şey değil ama zararı çok. Yüz kere bin kere ifsat olmuş şeyler. Modern Tıp denilen kimya tıbbının gerçek adı “Rockefeller Tıbbı”dır. Rockefeller Tıbbı’nın hamilelere şeker yüklemesi, doğacak çocukları diyabet etmek ve anne karnında öldürmek içindir. Rockefeller Tıbbı’nın ‘kortizon’ vermesi insanı mutlu kılıp içten içe öldürmek içindir. Rockefeller tıbbının ağrı kesicileri, insanların ağrılarının dindirilerek hastalıklarından haberdar olmasını engellemek içindir.

GEBELİK BİR PROBLEM DEĞİL Kİ NEDEN DOKTORA GİDİYORSUNUZ?

Bunların sezaryeni, bir nüfus kontrol politikasıdır. Aynı zamanda sıhhatsiz bebeklerin dünyaya gelmesi içindir. Bir kadının gebe kalmadan veya gebe kaldıktan sonra doktora gitmesi akıllı bir insanın yapacağı bir iş değildir. Gebe olan akılllı bir kadın, doktora müracaat etmez. Niye ediyorsun kardeşim? Fıtri bir şeydir gebe kalmak. Hz. Havva’dan beri böyledir bu iş. Hz. İsa'yı doğuran ana da Hz. Muhammed'i (S.A.V.) doğuran ana da, senin anan da, benim anam da böyle doğurdu. Peki ne oldu şimdi de doktora müracaat ediyorsun? Neden radyasyona ve kimyasallara maruz bırakıyorsunuz bebeklerinizi? Sonra da “engelli doğdu çocuk, ne yapalım Allah’tan geldi” diyorsunuz. Hayır o özür Allah'tan gelmedi, siz istediniz Allah da yarattı. Bu musibete davetiyeyi siz çıkardınız. Ama sıhhatte problem varsa gidin. Gebelik bir problem değil ki... Gebelik fıtri bir durumdur.

BUNLAR DOĞUM KONTROL ARACIDIR

Yok cinsiyetini merak ediyormuş, yok şunu merak ediyormuş, yok busu varmış, yok hastalık kontrolü varmış… Gitmeyeceksin kardeşim. Biz sana rahatsızsan ‘gitme’ demiyoruz, tehlikeli bir durum varsa ‘gitme’ demiyoruz, ama durup dururken gitmeyeceksin. Gidersen müşterisin çünkü sen ona. Sezaryen kabul etmeyeceksin kardeşim. O değilse 5 tanesine 10 tanesine göstereceksin. 20 tane Doktor gelsin, hayati tehlikesi göstersin.

“Senin çocuğun engelli doğacak bilmem ne doğacak, kürtaj yapalım mı” yalanlarına da inanmayın. Bunların hepsi nüfus planlaması, nüfus kontrol aracıdır. Baştan size bu üniversiteleri anlattığım için tekrar anlatmama gerek yok. Bunların zihinleri böyle kodlanmıştır.

BU SÖYLEDİKLERİMİZİ SALDIRI OLARAK KABUL EDECEKLER

Bu söylediklerimizin hepsini saldırı olarak kabul edecekler. Karşı terzleri de yoktur. Papağan gibi ezberlediklerinin dışında da bir şey söyleyemezler söylediklerimizin dışında. Bunların aksi cümle kuramazlar. Bir fikirleri yok. Sadece gidip ilaç firmalarının finansörlüğünde gidip katıldıkları kongrelerde kendilerine ezberletilenlerin dışında söyleyecek bir şeyleri yok.

BU ÜLKEDE DOKTOR YOK, REÇETECİLER VAR

Muayene edip reçete yazıp ameliyat etmek dışında hiçbir marifetleri yok. Bu ülkede hekim yok, reçeteciler var. bu ülkede hekim ve tabip yok. doktor var. doktorluk bir meslektir, tabiplik bilgi demektir, hekim hikmet ehli demektir. Hekimlik zaten yok. tabip tek tük bulursunuz. Ama doktor 150 bin tane bulursunuz.

Bizzat yaşadığımız için söylüyorum, gerçekten dediğiniz gibi hekim yok. Doktora gittiğimiz zaman ‘Neren ağrıyor’ sorularının ardından hiç yüzümüze bakmaya tenezzül bile etmeden direk reçete yazıp gönderiyorlar. Yaptıkları ne yazık ki sadece bu.

Bakın ben size bir şey söyleyeyim. İlahiyatçılar genelde Müslüman bir doktora danışın derler. Bu cümleye geçenlerde ilahiyatçılarla bulunduğum bir grupta itiraz ettim. Müslüman bir doktora danışın diyorsunuz da Müslüman olan bir doktor ile Müslüman olmayan doktorun bilgisi ve davranışları arasında bir fark yok. Geçin bu masalları. Bize anlatmayın artık. Önce Müslüman Doktorlar yetiştirin, Müslüman hekim ve tabipler yetiştirin.

AŞILARIN İÇİNDE NELER VAR?

- Bu aşıların içinde neler var?

İyilikten, derde devadan başka her şey var. GDO, ağır metaller, rekombinant teknolojisi, başka canlıların organizmaları gibi şeyler var. Biyoteknoloji denilen şey bu. Aşılara ihtiyacımız yok. Bir çocuk çeşitli hastalıklar geçirirse bağışıklık kazanır. Aşıyı ilk geliştiren de 1600-1700'lü yıllarda Osmanlı’dır. Ama bu aşı sistemi çoktan bitti.

- İkisinin arasındaki fark nedir?

Adları aynı sadece. Birisi gerçek mikrobu düşük dozda vücuda verilmesinden ibarettir. Şimdiki ise tamamen insan metabolizmasını kontrol etmeye yöneliktir. Tehlikeli kimyasallar ve biyolojik araçlardan söz ediyoruz.

- Yeni doğan bebeklere vurulan aşıların amacı nedir?

Bunu vuran doktorlar rant için yapıyorlar. Her yaptıkları faaliyetten dolayı para kazanıyorlar. Ayrıca bu bir devlet politikasıdır.

- Devlet veya hükümet milyonlarca lira vererek aldığı aşının iyi veya kötü olduğunun farkında değil mi? Devlet buna nasıl izin veriyor?

GDO’ya ve diğerlerine niye izin veriyorsa bunun için izin veriyor. Mevcut Sağlık Bakanı, bakan olduktan bir kaç gün sonra, sezaryen doğumların fazlalığı konusunda kurduğu cümlelere bakın son derece yumuşak. Bir bakanın söyleyeceği yumuşak cümleler olur mu bu konuda? Rüzgar gibi eseceksiniz. Engel olacaksın buna. Müeyyide ortaya koyacaksınız. Doktorluk yapma hakkını elinden alırım senin diyeceksin. Kimse hiçbir kadını ikna etmeye çalışmayacak, ikna etmeye çalışanlardan bunun hesabını sorarım, o hastaneyi kapatır, o doktorun doktorluk yapmasına izin vermem diyeceksin. Ama siz yumuşak yumuşak konuşuyorsunuz.

Mesela serumlar Türkiye'de eskiden cam şişelerde verilirdi. Şimdi bunların yerini plastik torbalar aldı. Bu plastik torbaları o halde yumuşak tutmayı sağlayan madde fitalattır. Fitalat nedir? Östrojen hormonu gibi davranır. Siz ilacınızı östrojen hormonu gibi davranan fitalat maddesi içeren bir ambalaja koyuyorsunuz. Yazık be!

- Kadınlık hormonu yani…

Evet. Sonra onları açık olarak yakacaksınız. Yaktıklarınız ne olacak? Küllerini ne yapacaksınız? Sonra doğaya karışacak. Yani bunu bütün olarak düşüneceksiniz. Yaptım oldu yok. Müslümanca bir zihin olarak üreteceksiniz. Sahabe gibi düşüneceksiniz. Hz Ömer, Hz Ali gibi düşüneceksiniz. Böyle düşünürseniz çözersiniz bunu. böyle düşünmezsiniz çözemezsiniz.

ERDOĞAN: BENİM ADIMA KONUŞMA, BEN AŞI OLMAYACAĞIM

- Bir de domuz gribi aşısına da değinmek istiyorum. Hatırladığım kadarıyla, Cumhurbaşkanımız Erdoğan başbakan olduğu dönemde, o zaman ki Sağlık Bakanı Recep Akdağ domuz gribi aşısı vurulduktan sonra bunu “Başbakanımız da vurulacak” demişti ve ardından Erdoğan “Hayır ben vurulmayacağım” sözleriyle cevap vermişti. Bu durumda Erdoğan’ın da aşılara güvenmediğini söyleyebilir miyiz?

Olay tam olarak söyle gelişiyor: Sağlık Bakanı aşı oldu ve “Başbakanımız da aşı olacak” dedi. bir süre sonra Cumhurbaşkanımız o zaman ki başbakanımız Meclis kürsüsünden “Benim adıma karar verme. Ben aşı olmayacağım.” demişti. Zaten o sırada Dünya Sağlık Örgütü Başkanı’na aşı olup olmayacağı sorulmuştu O da “Gerek duymuyorum” demişti.

HANİ DOMUZ GRİBİ AŞISI OLUNMAZSA 3 MİLYON KİŞİ ÖLECEKTİ

İşte o sırada film koptu. İkisi bir arada geldi. Hani aşı olunmazsa Türkiye'de 3 milyon insan ölecekti. Niye sormuyor medya bunun hesabını? Sayı veriyorlardı tek tek. Küsuratlı sayılarla istatistik veriyorlardı. Ne oldu, niye ölmedi bu insanlar?

BU GIDALAR NESLİMİZİ VE İRADEMİZİ BOZAR

Bunun oyun olduğunu görmek basiret ve feraset işidir. Bu gıdaları yiyen, bu aşıları vurulan insanlarda basiret ve feraset olmaz. Allah'ın nehyettiği şeyleri ihtiva eden şeyler neslimizi de nefsimizi de irademizi de bozar. Bunları bozduğu için Allah nehyediyor zaten. Down sendrom, otizm de dahil olmak üzere modern hastalıkların hepsi gıdalarla, aşılarla, ilaçlarla ilişkilidir. Onların yaptığı sonuçtur bu. İnsan neslini böyle ifsat ediyorlar.

50 YIL SONRA HER 2 ÇOCUKTAN BİRİ DOWN SENDROMLU DOĞACAK

Yarın her doğan iki çocuktan birini Down sendromlu olarak doğduğunu düşünün bakalım. Oraya doğru gidiyoruz. Bu söylediklerimiz arşivde olacak. Çok değil 50 sene sonra her 2 veya 3 insandan biri Down Sendromlu olduğu zaman görecekler böyle giderse.

AŞI YAPTIRMAMANIN HUKUKİ SONUÇLARI YOK

Aşı yaptırmak zorunlu mu? Yaptırmamanın hukuki sonuçları var mıdır?

Hayır, yok. Tıbbi müdahaleler kişinin rızası olmadan yapılamaz. reşit olmayan çocuklardaki tıbbi müdahaleler ise velisinin iznine bağlıdır. Onların izni olmadan aşı yapılamaz.

KİMSE VATANDAŞI ZORLAYAMAZ

- Bazı vatandaşlardan hemşire ve doktorların zorlayıcı tavırlara girdiğini duyuyoruz.

Aile Bakanlığı dava açıyor ve açtı çok miktarda. Ama mahkemelerin çok büyük bir kısmı bunu reddetti. Çocuğunuzu elinizden alırız gibi şeyler yalandır, uydurmadır. Aşı yaptırmadı diye böyle bir şey söz konusu olamaz. Bir tane var mı? Devlet elindeki çocukları ailelere dağıtmaya çalışıyor, çocuk mu toplayacak devlet? çocuk bakıcılığı mı yapacak? 1 milyon çocuğa aşı yaptırmadık, hepsini toplayacak mı devlet?

KISIRLIK BU KADAR NEDEN ARTTI?

Türkiye'de doğurganlık oranından bahsettiğiniz. Doğurganlık oranlarının düşmesinin nedeni sadece GDO ve aşılar mıdır? Neden kısırlık bu kadar arttı?

Tek neden o değil. Geç evlilik, çocuk yapma konusundaki baskılar, geçim korkusu, Allah'a olan imanın zayıflaması, Allah'a güvenin azalması, rızık endişesi, modern hayat yaşama arzusu, kendi nefsi için yaşama arzusu, çocuk yapmak istese de sperm ve yumurtanın yeterli olmaması, kadın ve erkeğin kısırlaşması… Türkiye'de her 3 yeni evli çiftten 1’i kısır. Bunun gıdalarla ilişkileri var. Yaşanılan hayat, şehirler, hava kirliliği, kullanılan elektronik cihazlar, radyasyon, çocuklara tablet verilmesi, yüksek ateşli hastalıklar vs. de kısırlaştırıcı etkenlerdir. Bir sürü neden sayabiliriz. Ama bunlara yol açan nedenler modern hayattır. Modern hayatın toplumdaki bütün unsurlara tezahürüdür. Köylerde nadiren,şehirlerde yoğun görülür. Bu da bir soykırım faaliyetidir. insanlığı bu hale getirmek istiyorlar.

İNSANI YOK ETMEK İSTİYORLAR

- Nüfusu azaltma planlarının bir sonucu mu bunlar?

Şeytanın düşmanı Allah değildir, insandır. Şeytan Allah'ın varlığına ve birliğine iman eder ama insanla savaşır. Bunlar da insanla savaşıyorlar. İnsanı yok etmek istiyorlar. Bu bundan ibaret.

- Aşı konusunda tavsiyeniz nedir?

Akıllı olan ibret alır. Değilse zaten dileyen dilediğini yapsın. Kendi hesabını kendisi görecek ama onların sonucu toplumu da etkilediğini bilmeleri lazım.

MODERN TIPTAKİ İLAÇLAR HASTALIĞI YOK ETMİYOR

- Modern tıp ilaçları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Modern tıpta ilaç diye bir şey yok, kimyasal maddeler var. Market rafındaki bir yoğurda yoğurt demek caiz olmadığı gibi, onlara da ilaç demek caiz değildir. Ben size çok basit bir örnek vereyim. 1989'da benim bir yakınımın yüzünde sivilce türü rahatsızlık veren ve sürekli gelişen bir hastalık vardı. Çok çeşitli doktorlara gitti. En son askeri bir dermatoloğu tavsiye ettiler, ona gittik. Ben o zaman öğrenciydim. O bir reçete yazdı. Eczaneye gittik. Eczacı yaşlı bir adamdı. Hasta “Burada mı?” dedi. “Evet” dedik, çağırdı hastaya baktı. Dedi ki, “Bu verilen ilaç bunu arttırır. Tedavi etmez. Atın bu reçeteyi” dedi. “Ben size bir ilaç yapayım, onu 3 defa sürerseniz şifa olur” dedi. Tabii attık reçeteyi. Doktor doktor dolaşıp reçeteler alıp kullanan biz, sonunda bu eczacının kendi yaptığı krem ile bir haftada o hastalıktan kurtulduk.

Evet, ilaç budur hastalığı yok ederse ilaçtır. Hastalığı baskılayan şeye ilaç denmez, kimyasal maddedir o.

GIDA, TOHUM, İLAÇ, MEDYA, ENERJİ, FİNANS SEKTÖRLERİ AYNI KİŞİLERİN ELLERİNDE

- Peki bu sözde ilaç sektörü kimlerin elinde?

Tohum, ilaç, medya, enerji, finans sektörlerini yönetenler aynı kişiler, aynı aileler, aynı gruplardır. Bunların sayısı da dünyada 10’u geçmez. Dünya medyası ve sineması, tohumlar ellerindedir. Kimyasal ilaçları, aşıları, tıbbi aletleri bunlar üretirler. Petrolü, finansı bunlar yönetirler. Daha doğrusu bu garibanlar(!) bütün dünyayı idare ediyorlar. Bizde bunların yaptığı şeyleri konuşmaktan başka bir şey yapmıyoruz.

TÜRKİYE’DE İLAÇ SEKTÖRÜ YOK, PAZARLAMASI VAR

- Peki Türkiye'de ilaç sektörü ne durumda?

Türkiye'de ilaç sektörü yok, fason üretim ve pazarlama var. Türkiye'de ilaç üretimi diye bir şey yok. İlaç pazarlamacıları var. Kimyasal ilaç “toptancıları” ve “bakkalları” var. Eczacılık öldü artık, eczacılık diye bir şey yok. Önüne gelen herkes eczacılık yapabiliyor artık.

BU TEHDİTLERİ BERTARAF ETMEK İÇİN ÖZE DÖNMELİYİZ

- İnsan sağlığını tehdit eden kimyasal ilaç, GDO ve aşılar karşısında ne tür çözümler öneriyorsunuz? Türkiye'de bunca ifsada karşılık neler yapılmalı?

Öze döneceğiz, “Rahmani Akıl”a döneceğiz. Kur'an'a, vahye döneceğiz. Hayatımızı Kur'an'a endeksleyeceğiz. Kur'an'ın emirlerine riayet edeceğiz, sünnete uyacağız.

Bilgi kaynaklarımızı kendi kütüphanelerimizde hapsetmeyeceğiz. Gavura mahkum olmayacağız. Kendi kütüphanelerimizdeki bilgileri yeniden hayata kazandıracağız. Batılılar gibi herkesi 20-30 yaşına kadar okutmayacağız. Rastgele saçma sapan şeylerle onları oyalamayacağız. Hepsini bir araya cem etmeyeceğiz. Kimisini ziraatte istihdam edeceğiz, kimisini başka alanlarda istihdam edeceğiz.

BİZ MÜ’MİNCE ÜRETİRSEK 10 YIL SONRA DÜNYA BİZE GIPTA İLE BAKAR

Biz öze ruha kendimize döneceğiz, kendimiz olacağız. Mü’mince yaşayacağız, Mü’mince davranacağız. Meselelere Mü’mince bakacağız. O zaman bizi kimse tutamaz. 10 yıl böyle bir nesil yetiştirin, birinci neslin sonunda bütün dünya bize gıpta ile bakar. Ne üretirse Müslümanca üreteceğiz. Hiçbir canlıya zararı dokunmayan şeyler üreteceğiz. Bunu yapmıyorsak zillete mahkumuz. İslam dünyasının zilleti bu yüzdendir. Gavurların çabasını yüzde 5’e kadar çabalasın Müslümanlar, gavurları 10 yılda alt ederler. Gavurların bin yılda alacağı mesafeyi 5 yılda alırlar. Yeter ki çabalasınlar.

NURULLAH ALPAY / RÖPORTAJ

Röportajın 1. Bölümü: Bir kıyamet silahı: GDO

Aşılar biyolojik savaş silahı mı?

Aşılar ile ilgili korkunç gerçekler

Haber Tarihi: 30 Eylül 2017 Cumartesi 20:20

YORUM YAZ

    Günün Karikatürü

    23 Eylül 2018