• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

'Çin’in Karşılıklı Kazanç Diplomasisi: Tek Taraflı Çıkar Stratejisi'

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
'Çin’in Karşılıklı Kazanç Diplomasisi: Tek Taraflı Çıkar Stratejisi'

Gazetemiz okurlarından Abdülhalik Kara 'Çin’in Karşılıklı Kazanç Diplomasisi: Tek Taraflı Çıkar Stratejisi' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Çin’in iç ve dış müzakere stratejileri ne tek biçimlidir ne de kolayca tahmin edilebilir. Çin Komünist Partisi (ÇKP), karşılaştığı duruma göre agresif baskıdan stratejik tavizlere kadar geniş ve esnek bir yöntem yelpazesi uygular. Özellikle dış politikada, Çin karşılıklı kazanç ve iş birliği söylemiyle hareket eder; ancak yapılan anlaşmalar çoğunlukla Çin’in uzun vadeli çıkarlarını ön planda tutacak şekilde tasarlanır. Bu söylem ile fiili uygulamalar arasındaki fark, Çin’in müzakere süreçlerinde karşı tarafın genellikle dezavantajlı olduğu bir tablo ortaya çıkarır.

Bu dengesizliğin önemli araçlarından biri ise borç diplomasisidir. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) gibi programlar aracılığıyla altyapı yatırımları yaparak etkisini artırmayı hedefler. Başlangıçta cazip görünen bu finansmanlar, Sri Lanka, Pakistan gibi daha çok Güney Doğu Asya ve Afrika ülkelerinde ekonomik bağımlılığa dönüşmüştür.

Benzer bir dengesizlik, Türkiye ile Çin arasındaki dış ticarette de kendini açıkça göstermektedir. Çin, Türkiye pazarına büyük oranda ucuz ve çeşitli ürünler ihraç ederken, Türkiye’nin Çin’e ihracatı sınırlı kalmaktadır. 2024 verilerine göre, Türkiye’nin Çin’e ihracatı yaklaşık 3 milyar dolar seviyesinde kalırken, Çin’den yapılan ithalat 45 milyar dolara ulaşmıştır. Böylelikle Türkiye’nin Çin kaynaklı dış ticaret açığı yaklaşık 42 milyar dolar olup, Türkiye’nin toplam cari açığı olan 82,2 milyar doların yarısının yalnızca Çin ile olan ticaretten kaynaklanmıştır. Bu durum iki ülke arasındaki ticaretin Türkiye açısından ne denli dengesiz ve bağımlılık yaratan bir yapıda olduğunu ortaya koymaktadır.

Çin’in borcunu ödemeyen Sri Lanka’nın Hambantota Limanı’nı 99 yıl Çin’e kiralaması gibi somut sonuçlara yol açmıştır. Bu örnekler, Çin’in ekonomik gücünü zayıf ülkeler üzerinde stratejik bir baskı aracı olarak kullandığını göstermektedir.

Çin, uluslararası ilişkilerinde karşılıklı fayda ve iş birliği söylemini sıkça kullanmasına rağmen, uygulamada genellikle dengesiz ve tek taraflı çıkarları öne çıkar. Ticaret müzakerelerinde diğer ülkelerden piyasa erişimi talep ederken, kendi iç pazarını koruma altına alır. Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması (RCEP) da bu stratejinin somut bir örneğidir. Benzer şekilde, ASEAN ile yürütülen güvenlik diyaloglarında Çin bazı sorunları kabul ediyor görünse de, Güney Çin Denizi gibi kritik konularda ciddi tavizler vermez.

Pekin’in tutumu, siyasi ve ticari ilişkilerin tümünde daima katı değildir. Çin, karşısında kararlı bir direniş gördüğünde taktiksel esneklik gösterebilmektedir. Örneğin, tarihsel olarak gerilimli olduğu Vietnam ile 1999’daki sınır müzakerelerinde, bazı kara sınırları konusunda uzlaşmaya varmıştır. Bu durum, Çin’in bölgesel istikrarı sağlama ihtiyacından doğan pragmatik bir taviz olarak değerlendirilebilir. Ancak Hindistan-Çin sınırı gibi daha stratejik öneme sahip bölgelerde, Çin’in yaklaşımı çok daha katı ve tavizsizdir; burada müzakereler çözümden ziyade zaman kazanma taktiği olarak kullanılır.

İklim değişikliği gibi uluslararası iş birliğinin zorunlu olduğu alanlarda bile Çin, taahhütlerini stratejik esneklik sağlayacak şekilde yapılandırır. 2060 yılına kadar karbon salımını nötrleştirme hedefi iddialı görünse de, kısa vadeli bağlayıcı adımların olmaması Çin’in önceliklerini uluslararası baskıdan çok ekonomik ve endüstriyel çıkarlarına göre şekillendirdiğini gösterir.

Sonuç olarak, Çin’in uluslararası alanda etkisini artırma stratejisi, karşılıklı çıkarlar yerine kendi çıkarlarını ve avantajlarını ön planda tutan tek taraflı bir yaklaşımdır. Bu gerçekliğin anlaşılması, Çin ile ilişkide bulunan devletler ve kurumlar için kritik öneme sahiptir. Pekin ile müzakere süreci, yalnızca diplomatik bir alışveriş değil; Çin Komünist Partisi’nin uzun vadeli stratejik hesaplarını anlamayı, dikkatli denge kurmaya çalışmayı gerektiren karmaşık bir süreçtir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Zoran

Kendisi yazmamış Chat gpt'ye yazdırmış
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23