• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

'Birinci meclisin İslami ruhuna yeniden dönmek'

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
'Birinci meclisin İslami ruhuna yeniden dönmek'

'Birinci Meclis’in ruhuna dönmeliyiz; çünkü bugün siyaset çoğu zaman hakikat merkezli olmaktan çıkmış, çıkar, kutuplaşma, güç ve propaganda merkezli hâle gelmiştir. Oysa Birinci Meclis’in en önemli vasfı, milletin zor zamanında sorumluluk almasıydı. ' İslam Başaran Mirat Haber'de yazdı...

'Birinci Meclis’in ruhuna dönmeliyiz; çünkü bugün siyaset çoğu zaman hakikat merkezli olmaktan çıkmış, çıkar, kutuplaşma, güç ve propaganda merkezli hâle gelmiştir. Oysa Birinci Meclis’in en önemli vasfı, milletin zor zamanında sorumluluk almasıydı. ' İslam Başaran Mirat Haber'de yazdı...

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca bir savaş meclisi değil; aynı zamanda Anadolu halkının imanını, bağımsızlık iradesini, fedakârlığını ve İslamî-manevî direniş ruhunu taşıyan tarihî bir meşveret zeminiydi. 23 Nisan 1920’de açılan bu Meclis, işgal altındaki bir milletin sadece siyasî varlığını değil, aynı zamanda dinini, vatanını, namusunu, ezanını, toprağını ve haysiyetini koruma iradesini temsil ediyordu. Bu sebeple Birinci Meclis’in ruhuna dönmek, bugünün şartlarında geçmişi aynen tekrar etmek anlamına gelmez; aksine o Meclis’in taşıdığı temel ilkeleri yeniden anlamak demektir: Allah’a bağlılık, milletin manevî kimliğine sadakat, meşveret, adalet, emanet bilinci, zulme karşı direnç, şahsî iktidar yerine ortak akıl, Batı karşısında teslimiyet değil şahsiyetli duruş ve siyasetin ahlakla sınırlandırılması. Birinci Meclis’in asıl kıymeti, farklı görüşlerden insanları aynı çatı altında toplamasında ve bu farklılıkları milletin varlığı, İslam’ın izzeti ve vatanın bağımsızlığı için ortak bir iradeye dönüştürmesindedir.

Birinci Meclis’in İslamî ruhu, şekilsel bir dindarlık değil, mücadeleye yön veren derin bir iman ahlakıydı. O dönemde hutbeler, fetvalar, camiler, medreseler, âlimler, şeyhler, kanaat önderleri ve Anadolu’nun sade Müslüman halkı Millî Mücadele’nin manevî zeminini oluşturdu. İnsanlar yalnızca toprak kaybetmemek için değil, Allah’ın kendilerine emanet ettiği vatanı, ümmetin izzetini ve İslam’ın haysiyetini korumak için ayağa kalktı. Bu nedenle Birinci Meclis’in ruhuna dönmek, siyaseti yeniden ahlakla, devleti yeniden adaletle, milleti yeniden imanla, yönetimi yeniden meşveretle buluşturmak demektir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, geçmişi kuru bir övgüyle anmak değil; o Meclis’in taşıdığı hakikat bilincini çağımıza taşımaktır.


 

Birinci Meclis’in İslamî Karakteri

Birinci Meclis’in İslamî karakteri, onun açılış atmosferinden, konuşmalarından, dualarından, fetvalardan, halkla kurduğu bağdan ve Millî Mücadele’nin meşruiyet dilinden açıkça anlaşılır. Meclis, cuma günü dualarla, Kur’an tilavetiyle ve manevî bir atmosfer içinde açılmıştır. Bu tercih tesadüf değildir. Çünkü o gün milletin direnişini meşrulaştıran temel kaynak, yalnızca modern anlamda milliyetçilik değil; din, vatan, ümmet, bağımsızlık ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciydi. Ankara’daki mücadele, İstanbul’un işgaline, hilafetin baskı altına alınmasına, Anadolu’nun parçalanmasına ve Müslüman halkın esaret altına sokulmasına karşı verilmişti. Dolayısıyla Birinci Meclis’in ruhu, İslam’ı hayatın dışına iten değil, İslam’dan güç alan bir ruhtu.

Bu Meclis’in içinde farklı anlayışlar vardı; fakat bu farklılıkların üstünde ortak bir inanç zemini bulunuyordu. Milletin çoğunluğu Müslümandı ve Meclis de bu hakikati inkâr etmiyordu. Bugün Birinci Meclis’in ruhuna dönmekten kastımız, tarihî şartları aynen bugüne taşımak değil; milletin inanç kimliği ile devlet arasına yapay duvarlar örmeyen, İslam’ı kamusal hayattan dışlamayan, ahlakı siyasetin merkezine alan ve adaleti devletin temeli kabul eden bir anlayışı yeniden diriltmektir. Çünkü İslamî siyaset, dar anlamda iktidar hırsı değil; emaneti ehline vermek, zulmü engellemek, hakkı ayakta tutmak ve toplumu ifsada karşı korumaktır.


 

Birinci Meclis’in Ruhuna Niçin Dönmeliyiz?

Birinci Meclis’in ruhuna dönmeliyiz; çünkü bugün siyaset çoğu zaman hakikat merkezli olmaktan çıkmış, çıkar, kutuplaşma, güç ve propaganda merkezli hâle gelmiştir. Oysa Birinci Meclis’in en önemli vasfı, milletin zor zamanında sorumluluk almasıydı. O Meclis’te insanlar konfor için değil, bedel ödemek için bulunuyordu. Bugünün siyasetinde ise çoğu zaman dava fikri zayıflamış, makam ve güç arzusu öne çıkmıştır. Birinci Meclis’in ruhuna dönüş, siyaseti yeniden emanet bilinciyle düşünmek demektir. Kur’an’ın “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” buyruğu, siyasetin İslamî ölçüsünü açıkça ortaya koyar.

Birinci Meclis’in ruhuna dönmeliyiz; çünkü o Meclis, milletin manevî değerlerini siyasetin dışına itmemiştir. Bugün Müslüman toplumların en büyük problemlerinden biri, dinin bireysel vicdana hapsedilmesi ve hayatın düzenleyici ilkesi olmaktan çıkarılmasıdır. Oysa İslam, yalnızca ibadetlerden ibaret değildir; adalet, hukuk, ahlak, iktisat, aile, eğitim, siyaset ve toplumsal düzen konusunda da insana yol gösterir. Birinci Meclis’in ruhu, İslam’ı toplumun kurucu değeri olarak kabul eden bir ruhtu. Bu yüzden bugüne düşen görev, İslam’ı slogana indirmeden, devlet baskısına dönüştürmeden, fakat hayatın dışına da itmeden adalet merkezli bir medeniyet dili kurmaktır.


 

Birinci Meclis ve Meşveret Ahlakı

Birinci Meclis’in en önemli yönlerinden biri meşveret ruhudur. Meclis’te sert tartışmalar yapılmış, farklı görüşler dile getirilmiş, hükümet denetlenmiş ve şahsî otoritenin sınırlandırılması için mücadele edilmiştir. Bu yönüyle Birinci Meclis, sadece dinî duyarlılığıyla değil, aynı zamanda temsil ve denetim gücüyle de önemlidir. İslam’ın siyaset anlayışında meşveret temel ilkelerden biridir. Kur’an, müminlerin işlerini aralarında istişare ile yürüttüklerini bildirir. Bu ilke, yöneticinin keyfî davranmasını engeller, toplumu ortak akla taşır ve iktidarı ahlakî sınırlar içine çeker.

Bu nedenle Birinci Meclis’in ruhuna dönmek, tek adamcılığa, dar kadroculuğa, parti taassubuna, lider putlaştırmasına ve siyasetin şahıslar etrafında kilitlenmesine karşı durmak demektir. İslamî çizgi, şahıs merkezli değil ilke merkezlidir. Şahıslar hata yapabilir, liderler yanılabilir, partiler bozulabilir; fakat adalet, meşveret, emanet, liyakat ve hakkaniyet ilkeleri değişmez. Birinci Meclis’in ruhu da bu açıdan bize şunu hatırlatır: Milletin kaderi dar bir zümrenin iradesine bırakılamaz; yönetim, denetime açık olmalı; devlet, millete tepeden bakan bir aygıt değil, milletin emanetini taşıyan bir hizmet kurumu olmalıdır.


 

Birinci Meclis’in Tasfiyesi ve Ruh Kaybı

Birinci Meclis’in sona erdirilmesiyle birlikte yalnızca bir Meclis değişmedi; Millî Mücadele’nin çoğulcu, manevî ve denetleyici karakteri de zayıflamaya başladı. İkinci Meclis döneminde Cumhuriyet ilan edildi, Lozan onaylandı ve inkılaplar hızlandı. Fakat bu süreçte dinî hassasiyetleri güçlü muhalefet, geleneksel ulema, hilafet taraftarları, medrese çevreleri, tarikatlar ve İslamî toplumsal önderlik giderek şüpheli unsurlar olarak görülmeye başlandı. Bu durum, Millî Mücadele’yi taşıyan manevî zeminin devlet eliyle geri plana itilmesi anlamına geliyordu. Böylece savaşta meşruiyet kaynağı olan dinî ruh, barıştan sonra modernleşmenin önünde engel gibi gösterildi.

Bu noktada tavizsiz biçimde söylemek gerekir ki, bir milletin imanını seferberlik zamanında kullanıp zaferden sonra onu kamusal hayattan dışlamak ahlakî bir tutarlılık değildir. Eğer camiler, hutbeler, âlimler, dualar ve İslamî heyecan Millî Mücadele’nin kazanılmasında rol oynadıysa, aynı değerlerin yeni devletin kuruluşunda da saygın biçimde yer alması gerekirdi. Birinci Meclis’in ruhuna dönmek, işte bu tarihî kırılmayı yeniden düşünmek, milletin inanç kökleriyle devlet arasındaki kopukluğu gidermek ve siyaseti yeniden ahlakî bir zemine oturtmak demektir.


 

İslamî Ruh Ne Demektir?

Birinci Meclis’in İslamî ruhuna dönmek, yüzeysel sembollere sığınmak değildir. İslamî ruh; adaletin üstünlüğü, hukukun dokunulmazlığı, mazlumun korunması, zalime karşı durulması, yöneticinin hesap verebilir olması, halkın iradesine saygı duyulması, fakirin gözetilmesi, ehliyet ve liyakatin esas alınması, devletin zulüm aracına dönüşmemesi ve toplumun ahlakî bakımdan korunmasıdır. İslamî ruh, sloganla değil adaletle ölçülür. Bir yönetim çokça dinî kavram kullanabilir; fakat adaleti yitirirse İslamî çizgiden uzaklaşır. Aynı şekilde bir toplum camileri doldurabilir; fakat emanete ihanet eder, yalanı normalleştirir, kul hakkını çiğner ve zulme sessiz kalırsa İslamî ruh zedelenir.

Bu sebeple Birinci Meclis’in ruhuna dönüş, sadece tarihî bir özlem değil, bugünkü Müslümanların kendilerini yeniden muhasebe etmesidir. Biz o ruha döneceksek, önce adaleti merkeze almalı, sonra ahlakı siyasetin temeli yapmalı, sonra da ümmet bilincini dar milliyetçiliklerin, parti kavgalarının ve çıkar hesaplarının üstüne çıkarmalıyız. İslamî çizgi, ne Batı karşısında aşağılık kompleksine kapılır ne de kendi hatalarını kutsar. O, hakikati Allah’ın ölçüsünde arar.

Birinci Meclis’in İslamî ruhuna dönmek, geçmişe romantik bir özlem değildir; geleceği inşa etmek için köklerle yeniden buluşmaktır. O ruh, işgale karşı direnen milletin imanından, Meclis’te yapılan meşveretten, vatanı emanet bilen fedakârlıktan, Allah’a karşı sorumluluk duyan siyaset anlayışından ve halkın manevî kimliğine saygıdan doğmuştur. Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, geçmişin şekillerini aynen tekrar etmek değil; Birinci Meclis’in taşıdığı iman, adalet, meşveret, emanet, ahlak ve şahsiyet ruhunu yeniden diriltmektir.

Bu dönüş, ne öfke diliyle ne intikam duygusuyla ne de kuru bir tarih tartışmasıyla gerçekleşir. Bu dönüş, hakikati yumuşak ama tavizsiz biçimde söylemekle, zulmü meşrulaştırmamakla, dinî değerleri siyasî menfaatlere araç etmemekle ve İslam’ı hayatın bütün alanlarında adalet ölçüsü olarak yeniden anlamakla mümkündür. Birinci Meclis bize şunu hatırlatır: Bir millet, imanını kaybetmeden modernleşebilir; köklerinden kopmadan güçlenebilir; İslamî kimliğini gizlemeden dünyaya açılabilir; adaletten sapmadan devlet kurabilir. Asıl mesele, bu ruhu yeniden kuşanabilmektir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23