Baronların tahterevalli oyununu birlikte bozduk
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Kamuoyunda paylaşımcı, akılcı ve yol gösterici kimliği ile tanınan Doç. Dr. Ömer Bolat, son haftalarda Türkiye’nin kötülüğünü isteyen bazı ruh hastası çevrelerin yaşanılan türbülanstan kendilerine bir pay çıkarmaya çalıştıklarına dikkat çekerek, “Kimse dolar üzerinden bu oyuna alet olmasın, ekonomiyi dolar ve döviz kuru üzerinden okumaktan artık herkes vazgeçsin” uyarısında bulundu. Birçok STK’da görev alan ve akademik yönlü çalışmalarını da sürdüren Albayrak Holding CEO’su Bolat, Topkapı’daki ofisinde Ekonomi Müdürümüz Mehmet Canıtatlı’ya gündemi değerlendirdi.
Dünyanın umutlu bakışlarla daha iyi bir noktaya geleceğini düşünen değerli insanlardan birisi olarak tanıdığımız Doç. Dr. Ömer Bolat ile sohbetimizde bir çok konuya değinmek istesek de ekonomi odaklı gelişmeleri konuştuk.
Sohbetimize, ‘’Karşı karşıya olduğumuz risklerle bize karşı olan meydan okumaları bilirsek, bunlara göre de ev ödevlerimizi doğru yaparsak kaygılarımızın geride kaldığını görmüş oluruz’’ sözleriyle başlayan Bolat, son dönemde yaşanılan gelişmelere dair görüşlerini şöyle dile getirdi:
MİLLETÇE FOTOĞRAFI İYİ OKUMALIYIZ
Gerek 70’li, gerekse 90’lı yıllarda yaşadığımız çalkantılı koalisyonlar dönemi, hem siyasi istikrarsızlık hem de ekonomi başarısızlık getirdi. Halkımız geçmişin acı tecrübelerinden yola çıkarak 2002’den bugüne siyasi istikrarın devamından yana eğilim gösteriyor. Türkiye siyasi yönden 16 yıla yakın bir süredir istikrarlı bir dönem yaşıyor. Siyasi istikrar ekonomik kalkınmayı getirmemiş olsaydı zaten seçmen sandıkta değişimi yapardı. Türkiye’de 1959 ile 2011 yılları arasında 16 adet ekonomik kriz yaşandı. Bu krizlerin neticesinde halkın hükümetleri cezalandırdığını gördük. Son 16 yıl içerisinde ise 2008 yılındaki küresel ekonomik krizden etkilenen ülkelerden olduk. Bugünlerde ise döviz ve faiz lobisinin elbirliği ile Türkiye ekonomisini sabote etmeye çalıştığını görüyoruz. Özellikle son iki haftadır ABD’nin direkt siyasi ve ekonomik yaptırımlarla bu sabotajın liderliğini üstlendiği bir türbülans yaşıyoruz. Buna bakarak, yaşadıklarımıza asla ‘Bu bir ekonomik krizdir’ tanımlaması yapılmamalıdır. Dikkatlice bakıldığında hâlâ bu oyunu oynayanların Türkiye’de maşalarının var olduğunu söylemek mümkün. Özellikle siyasi yönden hükümetin yara almasına odaklanmış olan bir ana muhalefet partisi var. Onun beklentisi ancak böyle bir yolla iktidara gelmek. Türkiye’nin kötülüğünü isteyen bazı ruh hastası çevreler yaşanılan türbülanstan kendilerine bir pay çıkarmaya çalışıyorlar. Finansal açıdan da gerek faiz gerekse döviz üzerinden büyük rantlar elde etmeye alışkın olan çevrelerde, kendi yapamadıklarını ABD’nin yapması veya Londra – Newyork merkezli küresel finans baronlarının yapması karşısında hem ceplerini doldurmaya çalışıyorlar hem de hazmedemedikleri bu hükümetten kurtulmaya çalışıyorlar. Ama bu yaşadığımız süreç bir Türkiye sorunu değil, bir ekonomik kriz asla değildir. Türkiye ekonomisinin temel göstergeleri oldukça sağlıklı ve istikrarlıdır.
BU SÜRECİ NEDEN YAŞIYORUZ?
Tek sebebi yok. Üç tane sebep sıralayabiliriz. Bunlardan birisi dünyada içe kapanmacı kaos yanlıları ile küreselciler arasında meydan okuma savaşının varlığıdır. ABD’nin mevcut yönetimi, Trump başkanlığında dünya ticaret savaşını başlattı. ABD Merkez Bankası (FED) tarafından da faiz artırım politikası izleniyor. Bu da, ABD dolarına olan talebi yükseltti. Bu iki önemli politika yüzünden dünya genelinde gelişmekte olan piyasaların mart ayından bugüne sıkıntıda olduğunu görüyoruz. Türkiye de bundan olumsuz etkileniyor. Türkiye’nin 2017’yi yüzde 7.4 gibi büyüme trendi ile başarılı bir şekilde geride bırakması, 1.5 milyon istihdam, yüzde 10 ihracat artışı, BİST 100 endeksinin 120 binler seviyesine gelmesi, dövizin kontrol altında kalması gibi gelişmeler karşısında mart ayının ortalarından itibaren kredi derecelendirme kuruluşlarının rol almaya başladığı bir sabotaj dönemi geçirdik. Ardından da dünya ticaret savaşının olumsuz etkileri yansıdı. Bir de nisan ayında erken seçim kararı alınınca, seçim sonucu belirsizliği faktörünü koz olarak kullandılar. Seçim akşamına kadar döviz kurunu yükselt, faiz oranını yükseltmeye mecbur kalsınlar’ gibi bir tahterevalli oyunu oynandı. Bu oyunun hedefi sayın Erdoğan ile Türkiye ekonomisi idi.
HİÇBİR SENARYOLARI MAYA TUTMADI
AK Parti’nin 16 yıldır hükümette olmasını sağlayan bir çok faktörden söz etmek mümkün. Bunlar arasında demokratik kazanımları, uluslararası alandaki güçlü girişimlerimiz, büyük ölçekli kalkınma projeleri, kamu hizmetlerinde kalitenin yükselmesi ve en önemlisi ekonomi cephesinde refah sürecinin halkın büyük kesimine yansıyacak şekilde gelişmesi … O zaman, dış çevrelerde içerideki uzantılarında şu fikir ortaya çıktı: Biz Taksim Gezi olayları ile başlatılmak istenen ayaklanma girişiminden sonuç alamadık dediler. Ardından Kobani ayaklanması geldi. Oradan da sonuç alamadılar. MİT Tırları operasyonu ile de sonuç alamadıklarını gördüler. 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’yi parlatarak denemelerini sürdürdüler ama ondan da sonuç alamadılar. 15 Temmuz darbe girişimi de hüsrana uğradıkları, buna karşılık Türkiye Cumhuriyetinin yeniden şahlanışının miladı oldu. Gördüler ki, bu ülkenin ekonomisi güçlü olduğu müddetçe hükümeti yıkmadan ve Erdoğan’ı itibarsızlaştırmadan yol almak mümkün değil. İşte 24 Haziran seçimleri süreci bu kesimin eline büyük bir koz verdi. Seçime kadar olan 66 gün boyunca faizler üzerinden operasyon yapmakla meşgul oldular. Bu oyunu seçmen gördü ve tercihini Tayyip Erdoğan ile AK Parti’den yana yaptı. Bu defa da açık bir savaşa döndüler.
ŞU ANDA YAPILMAK İSTENEN NEDİR?
Her şey artık apaçık ortada. Kullandıkları taşeronlarla bu işin mümkün olmadığı görünce, Türkiye’ye karşı direkt kabadayılık yapma planını devreye soktular. Türkiye’nin döviz kurunu şişirelim faiz arttırmaya mecbur kalsın, döviz kurunun aşırı yükselmesi ekonomiye sabotaj etkisi yapsın ve bunun neticesinde Tayyip Erdoğan’ı halkın gözünde itibarsızlaştırma politikasını izlemeye başladılar. Tahterevallinin bir yanında Türkiye’deki faiz ve döviz köpüğü üzerinden rant elde etmeye çalışan küresel baronların finans sistemi var, diğer yanında ise ’’Ben, istediğime kabadayılık yaparak, müeyyide uygularım, doları silah olarak kullanıp istediğimi perişan ederim’’ diyen siyasal liderlik var. Tabi ki bunun da başını ABD çekiyor.
DERS ALIP YOLUMUZA DEVAM ETMELİYİZ
Olup bitenler hepimiz için ders niteliğindedir. Her şeyden önce birincisi ekonomiyi dolar ve döviz kuru üzerinden okumaktan artık herkes vazgeçmeli. Şimdi gördük ki, o sarsılmaz denilen doların gücünü sarsıp, oluşturulan köpüğün yarısını hükümetin aldığı tedbirler, Merkez Bankası ve BDDK’nın açıklayıp devreye soktuğu uygulamalar ve en önemlisi de Türk halkının dayanışması ile iki günde silip süpürdük. Türkiye’nin akıllıca ortaya koyduğu tavır, kim ne derse desin destansı bir direniştir. Bu durum dünya milletlerine de cesaret verdi. Türkiye’ye ard arda gelen destek açıklamaları bunun bir ispatıdır. Bugün AB’nin en güçlü ülkeleri Almanya ve Fransa’nın yanı sıra İtalya’dan, Çin’den, Rusya’dan, Azerbaycan’dan, İran’dan, Pakistan’dan ve sayısız ülkelerden gelen destek mesajları karşısında ABD yine Türkiye karşısında yalnız kalmıştır. Bu noktada Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani’nin Türkiye’ye gelerek sayın Başkan Erdoğan’a ülkesinin verdiği desteği 15 milyar dolarlık yatırım paketi ile taçlandırması da moral kaynağı olmuştur.
FAİZ LOBİSİNİN BELİ KIRILACAK
Döviz kurunu şişirerek Türkiye’yi faiz girdabına sokmaya çalışan faiz lobisinin belini kırmak için önemli bir fırsat yakaladık. Şu anda faizi yükselterek kuru frenlemenin mümkün olmadığı görmüş olduk. Bir konuda da üzülerek haklı çıktığımı söylemek istiyorum; bu bir siyasal operasyondu, Türkiye ekonomisine karşı küresel finans terörünün bir senaryosunu devreye sokma süreciydi. 15 Temmuz darbe girişiminin dolar versiyonu idi. Bunun ne piyasa gerçekleri ve ekonomik temellerle bir ilgisinin olmadığını aklı ve vicdanı olan herkes görmüş oldu. En başta da fesatçı ve hasetçi olanlar gördü.
ÜLKEMİZİN BÜYÜMESİ BİZLERİN BÜYÜMESİDİR
CEO’luğunu yürüttüğü Albayrak Holding’in sanayi, inşaat ve hizmet sektörünün yanı sıra medya sektöründe de büyümeye devam ettiğini söyleyen Bolat, “17 bin 500 çalışanımız ile biz, her zaman Türkiye ekonomisinin dinamiklerine güvendik ve güvenmeye de devam ediyoruz. Sonuçta Türkiye ekonomisi büyürse biz büyürüz. Türk halkı mutlu olursa biz mutlu oluruz. Sanayi yatırımlarımıza son olarak Erzurum ve Erzincan şeker fabrikalarının özelleştirilmesi sürecinde bu fabrikaları bünyemize ekleyerek devam ediyoruz.
DİJİTALE YATIRIM YAPIYORUZ
Medya alanında 24 yıl öncesinden bugüne Yenişafak, TV net, 12 civarında dergilerimiz ve dijital medya yayıncılığımızla etkin bir grubuz. Kurumsallaşmaya önem verdik. Teknolojik gelişmeleri de yakından takip ederek işlerimizi ona göre uyarladık. İyinin rakibi daha iyidir, daha iyinin rakibi ise en iyidir. Biz, en iyisi için çalışmalarımızı artırarak hizmetlerimize devam ediyoruz. Gazetemiz, bağımsız ve etkindir. Biz Yenişafak’ı basılı gazete olarak çıkarmaya devam edeceğiz. İnternette ise Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak yayınlarını sürdürüyor. Gençliğe yönelik de yayınlarımız var dış dünyaya yönelik de. Dijital internet yayıncılığını televizyon yayıncılığımız ile birleştirme ve bir sinerji meydana getirme çalışmalarımız da devam ediyor. İnternet yayıncılığında Facebook üzerinden yaklaşık 10 milyon takipçisi olan etkin bir medya kuruluşuyuz” ifadelerini kullandı.
DOLAR TEHDİT ARACI OLDU
“ABD dolarının nükleer silahtan daha tehlikeli olduğunu bir kez daha gördük” diyen Bolat, “Bugün sadece Türkiye’yi değil Rusya’dan Avrupa’ya, Venezüella’dan Çin’e birçok ülke ABD Doları silahı ile tehdit edilmektedir. Bu gerçekten hareketle özellikle özel sektörümüzün ders çıkarması gerekiyor. Özel sektör olarak asla döviz gelirimiz yoksa dövizle borçlanmamayı öğrenmiş olmamız lazım. Elin parası ile yol almak ne kadar doğru? Çünkü o parayı ne biz basıyoruz ne de kontrol ediyoruz. Rusya, AB, Çin ve BRICS’e üye olan diğer ülkeler bir araya gelip somut adım attığı takdirde Amerikan dolarının egemenliği sallanacaktır. Görüldü ki, ABD’nin başına gelen yönetim, dünya ekonomisini dolar aracılığı ile alt üst edebiliyor. Eğer Twitter üzerinden ve ekranlardan yapılan tehditlere pabuç bırakırsanız bitmişsiniz demektir. Ama Türkiye böyle yapmadı” şeklinde konuştu.
BİRİKİM VE TECRÜBELERİMİ PAYLAŞIYORUM
Sebahattin Zaim Üniversitesi’nde kısmi süreli öğretim üyesiyim. Ekonomi ve işletme bölümünde, tecrübemi ve bilgi birikimimi gençlere ve öğrencilere aktarmaktan gerçekten büyük memnuniyet duyuyorum. 200’den fazla makalem yayınlandı, 30’a yakın raporum var, MÜSİAD’taki görevlerim ve MÜSİAD sonrası dönemde çıkardığım Medeniyet İdeali, Liderlik Gönül İşidir ve Kardeşlik Ruhu adlı üç kitabım yayınlandı. Yeni tecrübeler kazandıkça kitap çalışmalarım ile bunları okurlarla paylaşmak istiyorum.
STK’LARDA DA VARIM
AK Parti’de bir dönem MKYK üyeliği görevini yürüttüm, bir dönem de siyasi erdem ve etik kurulu üyeliği yaptım. Şu anda aktif siyasette değilim. Ama farklı alanlarda hizmetlerim devam ediyor. Bunlar arasında Diyanet Vakfı İstanbul Şubesi, İlahiyat Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti gibi kuruluşlarda ve MÜSİAD’ın Yüksek İstişare Kurulu Üyeliği görevim söz konusu. Sosyal alanlarda ve STK’larda zaten çok aktifim. Bunlardan dolayı yeni birşeylere vakit kalmıyor.
Siyasete ise şöyle bakıyorum; Siyaset yapmak sadece milletvekili ve bakan olmak değildir. Her ülkesini milletini seven, inancına bağlı, dinini seven insanımız, ülkesinin daha iyi yönetilmesi, halkının daha iyi şartlarda yaşaması için mutlaka aktif olmalıdır. Bunu da yazarak, çizerek, konuşarak ortaya koymalıdır.
BEN OLSAYDIM...
Yaşadıklarımızdan ders alarak sanayiye daha çok önem vermek isterdim. Sıkıntıya düşmüş olan ve kurtarılmayı bekleyen binlerce işletmeler var. Bunların bir planlama yaparak ayağa kaldırılması aslında çok kolay. Küçük can suyu kaynakları ile ve yeniden yapılandırılma ile bu firmalara güç kazandırılabilir. Nitekim, önceki gün de Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Mustafa Varank ile ekibinin gayretleri ile bu konuda önemli adımlar atıldı. İsraf boyutlarını iyi biliyoruz. Bu konuda artık daha dikkatli ilerlememiz gerekiyor. İslam coğrafyasında Müslümanların birlik içinde olmasını ve kenetlenmesini arzu ediyorum.
FIRSATÇILARLA DA SAVAŞALIM
Vatandaşlarımızı, yaşadığımız son dolar türbülansında fırsatçılık yaparak mal ve hizmetlerine zam yapanlara karşı da duyarlı olmaya davet ediyor. Kimse kur artışını ganimete dönüştürmemelidir. Tüketicilerin bu konuda da bir direnç göstermeleri gerek. Astronomik zamlar yapanlar da herkesçe bilinmeli. Zam furyası yüksek enflasyon demektir. O da faizi tetikler, böyle olunca da kur saldırıları yeniden başlar. İşler rayına otururken, buna herkes katkı sağlamalıdır.
ÖMÜR SU GİBİ GEÇİYOR
Mümkün olduğunca aileme de zaman ayırmaya çalışıyorum. Yaş ilerledikçe aile de genişliyor. İki kızım, bir damadım ve iki torunum var. Dede olunca hayatın sonbaharında olduğunuz anlaşılıyor. Yaşım 55 oldu. Hayırlı işlere imza atmaya devam ediyoruz inşallah. Tabi ki ailenin de sizden beklentileri oluyor. Ben de ilgileniyorum. Her fırsatta seyahat yapmayı da severim. Ülkemizdeki birçok yer kadar İslam coğrafyasında görmek istediğim ülkeler var. Afrika’ya ve Uzak Asya’ya gitmek için zaman ayırmak isterdim. Meyve beni diri tutuyor Sağlıklı bir hayatı kim istemez. Ama spor yapmaya vakit bulamıyorum. Buna karşılık beslenmeme dikkat ediyorum. Meyve tüketmeyi de severim. Bu da diri kalmam da etkili oluyor.
