AYM kararlarına rağmen zulüm sürüyor
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
İslami kimliklerinden dolayı kumpaslar kurularak yıllardır büyük mağduriyetler yaşayan Hizb-ut Tahrir oluşumu, yeniden hedefe konuldu.
28 Şubat’ın brifingli yargısı neticesinde adaletsizliği iliklerine kadar yaşayan Hizb-ut Tahrir, düşüncelerinden dolayı cezalandırılmaya devam ediliyor. Terör örgütü PKK ve FETÖ mensuplarını serbest bırakan yargı, ömrü boyunca eline bıçak bile almamış bir mazlumu daha hayali örgüt üyeliğinden esaret altına aldı.
Ambulans yakan dışarıda, mazlum içeride
Son 1.5 yıl içinde 7 kez ‘hak ihlali kararı’ vererek Hizb-ut Tahrir’li mazlumların yaşadıkları zulmü tescilleyen Anayasa Mahkemesi’nin tarihi kararları, bir kez daha ‘yerel mahkeme’nin direnişine takıldı. Kamu mallarını yağmalayan, ambulansları ateşe veren, polisleri linç eden vandalların cezasız bırakıldığı süreçte, Serdar Yılmaz isimli Müslüman, Hizb-ut Tahrir’e üyelik suçlaması ile tutuklandı. İslami camiada tevhid merkezli çalışmaları ile tanınan Serdar Yılmaz, hakkında kesinleşmiş hapis cezasından dolayı tutuklanarak cezaevine konuldu.
Samimi Müslümanlar neden cezalandırılıyor?
“28 Şubat Müslümanlar için bitmedi” diyen Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, yargı zulmünün son bulmasını talep etti. Hiçbir suçu olmayan özellikle samimi Müslümanların cezalandırıldığına dikkat çeken Mahmut Kar, “Yerel mahkemelerin bu keyfi uygulamaları, maalesef mağduriyetlerin devam etmesine, varsa adaletin gecikmesine ve 28 Şubatçı zihniyetin varlığını hâlâ sürdürdüğüne ya da paralel yargı zulmünün yargı sürecinde hâlâ etkili olduğuna dair şüphelerin haklı çıkmasına sebep olmaktadır” ifadelerini kullandı.
Telefondaki kişiye ‘kardeş’ demek suçmuş
AYM, tarihi kararlarında, Hizb-ut Tahrir’in ‘terör örgütü’ olarak kabul edilmesine ilişkin yeterli bir değerlendirme yapılmadığına hükmetmişti. Hizb-ut Tahrir oluşumuna ağır cezalar verilmesi için firari FETÖ mensuplarından hazırlanan iddianamelerde ise telefondaki kişiye ‘kardeş’ demek, evde dergi okumak, dini sohbet düzenlemek, pikniğe gitmek, çocuklara ve gençlere ders vermek “suç unsuru” olarak tanımlanmıştı.
