• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Akkuyu, enerji şoklarına karşı stratejik bir adım

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
Akkuyu, enerji şoklarına karşı stratejik bir adım

Yıldız Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam, “Akkuyu, elektrik üretiminde kaynak çeşitliliğini artırıyor ve gaz şoklarına karşı sistemi güçlendiriyor. Bu santral, ülkenin enerji arz güvenliğini artıran stratejik bir adım” dedi.

Sebahattin Ayan  İstanbul

Türkiye, artan enerji ihtiyacı, dışa bağımlılığı azaltma hedefi ve karbon nötr vizyonu doğrultusunda nükleer enerji çalışmalarını stratejik bir eksene taşıyarak enerji güvenliği ve yüksek teknoloji hamlesinde kritik bir aşamaya ilerliyor. Devletin uzun vadeli enerji planlaması çerçevesinde şekillenen nükleer yatırımlar; arz güvenliği, fiyat istikrarı ve sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle birlikte değerlendirilirken, Türkiye’yi enerji ithalatçısı konumundan bölgesel bir enerji merkezi ve yüksek teknoloji üreten bir ülke haline getirme vizyonunun da önemli bir ayağını oluşturuyor.


 

Kaynak Çeşitliliğinden İnsan Kaynağına

Akkuyu Nükleer Güç Santrali başta olmak üzere yürütülen projeler, Türkiye’nin yalnızca elektrik üretiminde kaynak çeşitliliğini artırmayı değil, aynı zamanda nükleer mühendislikten yakıt teknolojilerine, ileri malzeme bilimlerinden insan kaynağı yetiştirilmesine kadar geniş bir alanda teknolojik kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda Yıldız Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam ile Türkiye’nin nükleer enerji çalışmaları, Akkuyu Nükleer Güç Santrali ve devletin uzun vadeli enerji planlaması çerçevesinde şekillenen nükleer yatırımları konuştuk.


 

Elektrik Üretiminden Kurumsal Tecrübeye

Akkuyu faturayı düşürür mü, yoksa pahalı elektrik mi getirir?

Akkuyu’nun faturaya etkisini sadece “bugünkü kWh fiyatı” üzerinden okumak eksik kalır. Santral devreye girdiğinde, elektrik üretiminde doğal gazın payını azaltarak yüksek gaz fiyatı dönemlerinde sistemi rahatlatan ve maliyet oynaklığını düşüren bir denge unsuru olacaktır. Üstelik Akkuyu, Türkiye için yalnızca bir üretim tesisi değil; nükleer teknolojiye giriş kapısıdır. Proje sayesinde Türkiye, güvenlik kültürü, kalite güvencesi, lisanslama, denetim disiplini ve acil durum hazırlığı gibi alanlarda sahaya dayalı kurumsal kapasite kazandırıyor. En somut kazanım ise insan kaynağı: mühendis ve teknisyenler için devreye alma, işletme ve bakım süreçlerinde uygulamalı bir okul işlevi görüyor ve gelecekteki projelere taşınacak güçlü bir tecrübe birikimi oluşturuyor. Bu nedenle Akkuyu, kısa vadeli fiyat tartışmalarının ötesinde, Türkiye lehine arz güvenliğini güçlendiren ve ülkenin yüksek teknoloji yönetme kapasitesini büyüten stratejik bir girişim olarak değerlendirilmelidir.


 

Akkuyu enerji bağımsızlığı mı sağlar, yoksa bağımlılığı artırır mı?

Akkuyu, Türkiye’ye “tam enerji bağımsızlığı” getirmese de enerji güvenliğini güçlendirecektir. Devreye girdiğinde elektrik üretiminde kaynak çeşitliliğini artıracak ve doğal gazın payını azaltacaktır. Bu da gaz fiyatlarının yükseldiği veya tedarikin zorlaştığı dönemlerde sistemi daha dayanıklı ve daha öngörülebilir hale getirir. Yani katkısı, bağımlılığı sıfırlamak değil; gaz şoklarına karşı kırılganlığı azaltmaktır. Nükleerde yakıt ve bazı kritik ekipmanlarda dış bağlantılar tamamen bitmez; ama Akkuyu Türkiye’ye çok önemli bir kazanım sağlayacaktır. Yüksek teknoloji işletme tecrübesi ve insan kaynağı. Bu birikim, Sinop ve Trakya gibi yeni projelerde daha dengeli ortaklıklar kurmayı, tedarik ve finansmanı çeşitlendirmeyi ve riskleri sözleşmelerde daha net yönetmeyi kolaylaştıracaktır. Bölgesel güç açısından da nükleer, Türkiye’nin elini güçlendiren bir adımdır. Kaynağını çeşitlendiren ve kendi altyapısını yöneten ülke, dışarıdan gelen baskılara daha az açık olur. Basitçe söylemek gerekirse; enerjide tek kapıya bağlı kalmayan Türkiye, masada daha rahat ve daha güçlü oturur.


 

Neden yap-sahip ol-işlet seçildi: En iyi model mi, en kolay finansman yolu mu?

Yap-sahip ol-işlet modelinin seçilmesinin en önemli nedeni, nükleer gibi çok büyük sermaye gerektiren projelerde finansmanı büyük ölçüde proje şirketinin üstlenmesidir. Bu sayede devlet bütçesine “peşin” ve ağır bir yatırım yükü binmeden proje ilerleyebilir. Ayrıca uzun vadeli alım ve fiyatlama düzenekleri, yatırımcı için öngörülebilir bir gelir akışı sağlar. Bu da projenin finansman bulmasını kolaylaştırır ve yatırımın “bankalanabilirliğini” artırır.

Öte yandan her büyük altyapı yatırımında olduğu gibi, yap-sahip ol-işlet modelinde de asıl mesele riskin nasıl paylaşıldığıdır. Yani maliyet artışı, gecikme, kur riski ve piyasa fiyatlarındaki değişimler karşısında kimin ne kadar sorumluluk aldığı net olmalıdır. Bu çerçeve doğru tasarlanır ve şeffaf yürütülürse, yap-sahip ol-işlet modeli Türkiye açısından hızlı kapasite kazanımı, öğrenme ve tecrübe birikimi ve yatırımın finansal sürdürülebilirliği bakımından güçlü bir avantaj sunmaktadır.


 

Sözleşmeler şeffaf mı? Kamu ne kadarını biliyor?

Akkuyu ile ilgili temel çerçeve büyük ölçüde biliniyor. Türkiye ile Rusya arasındaki hükümetler arası anlaşmanın (IGA) ana metni kamuya açık ve burada yakıt, atık yönetimi gibi ana başlıklar yer alıyor. Yani projenin “hangi hukuki zeminde yürüdüğü” ve temel prensipleri konusunda kamuoyunun erişebildiği önemli bir kaynak var. Buna karşılık, alım mekanizmasının bazı ticari ayrıntıları her büyük altyapı projesinde olduğu gibi her zaman tamamen açık olmayabiliyor. Bu durum, şeffaflık tartışmasını metinden çok uygulama ve denetim kalitesi üzerinden şekillendiriyor. Düzenli raporlama, bağımsız denetim ve kurumların açık iletişimi güçlendikçe, kamuoyunun güveni de artar ve şeffaflık daha somut hale gelir.


 

Türkiye açısından en kritik başarı ölçütü nedir? Bütçe yükü mü, takvime uyum mu, arz güvenliği mi?

Nükleer projelerde “gerçek maliyet” sadece beton, çelik ve ekipman bedeli değildir. Asıl farkı oluşturan iki unsur vardır: finansman maliyeti ve takvim. İnşaat uzadıkça faiz yükü artar; bu da toplam maliyeti büyütür. Bu nedenle Akkuyu gibi projelerde en kritik hedef, işi planlı ilerletmek ve finansmanı kesintisiz yönetmektir. Akkuyu’nun yap-sahip ol-işlet modelinde, yatırımın büyük bölümü proje şirketi tarafından finanse edildiği için Türkiye açısından önemli bir avantaj vardır: Kamu bütçesine “peşin” ağır bir yatırım yükü binmez. Ayrıca uzun vadeli alım düzenekleri, projenin gelir tarafını daha öngörülebilir kılar ve finansman bulmayı kolaylaştırır. Elbette her büyük projede olduğu gibi gecikme ve maliyet artışı riski vardır; ancak bu modelde yükün önemli kısmı yatırımcı tarafında taşınır. Türkiye açısından önemli olan, yeni finansman akışlarının ve takvim yönetiminin güçlü tutulmasıyla projenin güvenli biçimde tamamlanması ve santralin devreye girerek arz güvenliğine somut katkı vermesidir.


 

Atık ve kullanılmış yakıt Nerede ve nasıl yönetilecek?

Akkuyu’da oluşacak radyoaktif atıklar türlerine göre sınıflanır ve her sınıf için uluslararası standartlara uygun ayrı bir yönetim yöntemi uygulanır. En kritik başlık olan kullanılmış yakıt, önce santral sahasındaki yakıt havuzlarında güvenle soğutulur ve sürekli kontrol altında tutulur. Gerekirse kuru depolama gibi ara çözümler de devreye girer. Bu, dünyada yaygın kullanılan “adım adım ve güvenli” yöntemdir. Bir diğer önemli nokta da şudur: Nükleer atık stratejik bir konu olsa da hacim olarak küçüktür. Uzun işletme sürecinde oluşan atık miktarı, evsel atıkla kıyaslandığında çok daha az yer kaplar. Bu yüzden atıklar izlenebilir, denetlenebilir ve doğru altyapıyla güvenli şekilde depolanabilir.


 

“Teknoloji transferi” somut olarak nerede görülüyor?

“Teknoloji transferi” Akkuyu’da en somut biçimde insan kaynağında ve iş yapma standartlarında görülüyor. Proje, Türkiye’ye nükleer alanda çalışan mühendis ve teknisyenler için gerçek sahada bir “okul” gibi işliyor. Devreye alma, test, işletme ve bakım süreçlerinde yetişen kadrolar; nükleer güvenlik yaklaşımını ve disiplinini uygulamalı olarak öğreniyor. Bu, kâğıt üzerindeki eğitimden çok daha kalıcı bir kazanım. İkinci somut alan ise kurumsal kalite ve güvenlik sistemi. Akkuyu, kalite güvencesi, belgelendirme, izlenebilirlik, denetim kültürü ve güvenlik standartları gibi konularda Türkiye’de çıtayı yükseltiyor. Yerli tedarikçiler de bu standartlara uyum sağlayarak daha güçlü bir sanayi altyapısı geliştiriyor.


 

Yerli katkı gerçek mi? “Yerli sanayi” nerede devreye giriyor?

Evet, yerli katkı gerçek; ancak nükleer gibi yüksek standart isteyen projelerde “yerli katkı”yı sadece parça üretimi olarak görmek eksik olur. Asıl kazanım, yerli firmaların nükleer kalite kültürüne uyum sağlamasıdır. Kalite güvencesi, belgelendirme, izlenebilirlik, denetim hazırlığı ve iş güvenliği gibi alanlarda çıta yükselir. Bu sayede yerli sanayi, yalnız Akkuyu’ya iş yapmakla kalmaz; daha disiplinli ve daha rekabetçi bir üretim ve tedarik kapasitesi de kazanır. Yerli sanayi Akkuyu’da özellikle inşaat ve montaj, çelik ve metal imalat, borulama, vana, armatür sistemleri, kablolama ve elektrik işleri, ısıtma, soğutma, havalandırma, lojistik ve saha hizmetleri gibi geniş bir alanda devreye girer. Kritik nokta şudur: Bu işler nükleerde “normal sanayi işi” gibi yürütülmez; her adımın belgesi, kontrolü ve standardı vardır. Firmalar bu sistemi kurdukça, Türkiye’nin sonraki projelerinde yerli tedarik zinciri daha hazır, daha hızlı ve daha güvenilir şekilde devreye girecektir.


 

Sinop ve Trakya’da karar kriteri ne olmalı? “En rekabetçi teklif” ne demek?

“En rekabetçi teklif” sadece en düşük fiyat demek değildir. En iyi teklif; ucuz finansman, net takvim, gecikme ve maliyet artışı riskinin yüklenicide kalması, güvenilir yakıt, bakım zinciri, yerli sanayiye gerçek iş payı, şebekeye sorunsuz entegrasyonu, lisanslama ve güvenlik uyumu gibi başlıklarda en güçlü toplam paketi sunandır.

Sinop ve Trakya’da karar verirken Türkiye’nin amacı, “tek tedarikçi ve tek modele” sıkışmamak olmalı. Bu yüzden farklı ülkelerle görüşüp seçenekleri artırmak doğru bir stratejidir. Seçenek arttıkça Türkiye’nin pazarlık gücü yükselir, riskler daha iyi dağıtılır ve daha dengeli bir sözleşme kurulabilir.


 

ABD ve Güney Kore ile ortaklık “Rusya bağımlılığını” azaltır mı?

Potansiyel olarak evet: çeşitlendirme sağlar. Ancak çeşitlendirme “bağımlılık biter” demek değildir. Bağımlılığı daha dengeleyen bir portföy kurmak demektir. ABD ve Güney Kore ekosistemi devreye girdiğinde lisanslar, ihracat kontrolleri ve tedarik zinciri koşulları gibi yeni parametreler de gelir. Bu nedenle hedef, bir tarafa yaslanmak değil; model, finansman ve tedarikte denge kurmaktır.

Net-sıfır hedefiyle uyum nükleer çözüm mü, tamamlayıcı mı?


 

Türkiye’nin 2053 net-sıfır hedefi, enerji dönüşümünü hızlandırmayı zorunlu kılıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin kayıtlarında, Türkiye’nin güncel Ulusal Katkı Beyanının sunulduğu görülüyor. Bu, Türkiye’nin iklim hedeflerini daha net bir takvime oturtma iradesini gösteriyor. Bu tabloda nükleer enerji, tek başına “mucize çözüm” değil; ama doğru kurulursa çok güçlü bir tamamlayıcı olabilir. Çünkü nükleer, düşük karbonlu ve kesintisiz üretim sağlayarak sistemi dengeler. Yenilenebilirler büyürken şebeke güçlendirme, depolama ve esneklik yatırımlarıyla birlikte planlanırsa hem emisyonları azaltmaya hem de arz güvenliğini korumaya katkı verir. Örneğin rüzgâr ve güneşin üretiminin düştüğü saatlerde, nükleer sistemin omurgasını destekleyerek kesintisiz elektrik sağlayabilir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23