Akit’e istediğini yap!..
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun davetleri üzerine çıktığımız 10 günlük Moskova-New York seferlerinin ayrıntılarını, haber sayfalarımızdan ve bu mütevazı sütundan takip ettiniz.
Dünkü yazımızı, “Uçakta bir gazetenin yazarına saldırı mevzuu da gündeme getirildi. Biz de orada, Akit’e yönelik şedit, rezil saldırıları hatırlattık. Yarın buradan devam ederiz kısmetse” diyerek bitirmiştik.
Devam edelim:
Sayın Davutoğlu’na New York yolunda “saldırı” hakkındaki değerlendirmesini soran o gazetenin yazarı bir “kardeşimiz”di.
Sayın Davutoğlu, bu saldırıyı kınadığını söyledi.
Hani şu adam; AHC mi ne, “zaman”ın Genel Yayın Yönetmeni kendisine “HERGELE” lâkabını takmıştı, o adam!
Saldırıya uğramış, burnu kırılmış...
Biz öyle, bire dört muhabbetine filan karşıyız.
Bendeniz, o adamı bir otel köşesinde sıkıştırıp gerekenleri söylemiş, titrediğini görünce de acıyıp kendi haline bırakmıştım!.
Nice yazısını bize saldırıya ayıran o adam (adam dedikse lafın gelişi) bizim bu hareketimizi köşesine taşıyamadı.
Biz taşıdık.
Ondan sonra o bizden bahsetmedi, biz de ondan!
Böylesi iyi.
Neyse...
O adam saldırıya uğramış...
Aynı gazetede yazan “kardeşimiz” Sayın Davutoğlu’na bu saldırı hakkında ne düşündüklerini sordu.
Sayın Davutoğlu bu saldırıyı kınadığını söyledi.
Biz de...
Soruya bir “tespitle” ilâvede bulunduk.
Özetle şöyle:
“Biliyorsunuz, Akit gazetesine ne saldırılar oldu. Akit’in merkez binasının camları olduğu gibi aşağı indirildi, araçları parçalandı, bilahare elemanları darp edildi. Yetmedi, Ankara’da bir partinin genel merkezinde saatler boyunca dövdükten sonra garaja götürdüler iki muhabir arkadaşımızı. Orada da saatlerce dövdüler ve baygın halde Eskişehir yolundaki bir köprünün altına attılar. Öte yandan Sayın Ethem Sancak’ın oğlu Sayın Murat Sancak da saldırıya uğradı...”
Demek istediğimiz son derece açıktı:
“O biçim gazetelerin bir camı kırılsa ya da elemanlarından birinin burnu kırılsa ortalık ayağa kalkar ama Akit gibi bu ülkenin ruhunu temsil eden bir gazetenin başına ne gelirse gelsin gündemde fazla yer tutmaz! Kimseye saldırı olmasın ve gazeteler arasında da çifte standart olmasın. Bu sözümüz geneledir, istisnai tavır sahiplerini ilgilendirmemektedir.”
Sayın Davutoğlu, bu “tespitlerimizi” dile getirmemiz üzerine Akit’e ve diğer gazetelere saldırılara sonuna kadar karşı olduğunu ifade etti.
Gazeteler ve gazeteciler arasında bu bakımdan ayrım gözetmediklerini belirtti.
Şiddet nereden gelirse gelsin ve kime yönelirse yönelsin, sonuna kadar karşı çıktıklarını ve çıkmaya da devam edeceklerini vurguladı.
Ben de kendilerine, Akit gazetesinin genel merkezine saldırı failleri hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını hatırlattım.
Sağ olsunlar, konuyla yakından ilgileneceklerini belirttiler.
Diğer olay da, yani muhabirlerimize saldırı olayı da “adliyeye” intikal etmişti, Sayın Davutoğlu bunun altını çizdi.
Tabii, olayların sadece adliyeye intikal etmesi yetmez, bir kamuoyu hassasiyetinin de oluşması gerekiyor.
Bu hassasiyet nedense, “o gazetenin” ya da o gazete gibi, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın sık sık “terör propagandası yapmakla” ve “iftiracılıkla” suçladıkları diğerlerinin başlarına en ufak bir olumsuzluk geldiğinde zirveye çıkıyor da...
Bize bin katı saldırılar vuku bulduğunda “doz” iyice düşüyor.
Anadolu ruhunu ayakta tutan nadir müesseseler arasındaki AKİT’in İcra Kurulu Başkanı Muhterem Mustafa Karahasanoğlu ağabeyimiz sohbetlerimizde sık sık bu konuya dikkat çeker.
Biz de hep birlikte “Allah selamet versin” deriz.
Allah “SELAMET” versin.
Allah, “Yeni Türkiye” yolunda azimle çalışan kardeşlerimize kolaylıklar ihsan etsin.
Âmin.