Yazar, Ahmet Can Karahasanoğlu, Papa'nın İznik Konsili'nin toplandığı yere yapacağı tarihi ziyaret öncesinde, Papa II. Jean Paul'e suikast düzenleyen Mehmet Ali Ağca'nın İznik'e gitmesini "anlaşılabilir bir tuhaflık" olarak değerlendiriyor. Yazar, bu olayı suç, pişmanlık ve vicdanın buluşma noktası olarak yorumluyor ve Ağca'nın görüşme talebini, kendi karanlık geçmişiyle cesur bir içsel hesaplaşma çabası olarak okuyor. Karahasanoğlu, olası bir karşılaşmanın (Ağca ve yeni Papa) "Yara açıldığı yerden kapanır" mesajını vereceğini belirtiyor ve Prens Charles ile eski IRA lideri Gerry Adams'ın buluşmasına atıfta bulunarak, tarihin sadece bireyleri değil, toplumları da yüzleştiren bu Dostoyevskiyen trajediyi inceliyor.
AHMET CAN KARAHASANOĞLU
Anlaşılabilir tuhaflıklar ülkesindeyseniz hızlı yorumlayabilme kapasitesine sahip olmalısınız; aksi takdirde düş gücüne dair her şeyi berbat edebilirsiniz. Ağca’nın Papa’dan önce İznik’e gelmesi de bu türden bir tuhaflık. Anlaşılabilir tuhaflıklarda geçmişle buluşma takıntısı dikkat çeker.
Papa 14. Leo, 1700 yıl sonra İznik Konsili’nin toplandığı yere geliyor. 44 yıl önce Vatikan’da Papa II. Jean Paul’e suikast yapan Mehmet Ali Ağca da henüz Papa gelmeden İznik’e gidiyor.
Tarihin benzer olaylarının benzer zamanlarda bir çekim gücü oluşturduğu söylenir. Şehir efsanesi mevkiindeki tanımlamalara asla katılmam, fakat bu defa sanki böyle bir durum yaşanıyor.
İznik sokaklarında, yıllar önce öldürmek istediği makamın temsilcisiyle görüşmek istiyor Ağca: “Tarihî gün”, “büyük bir olay”, “görüşmek istiyorum” diyor.
Burada Ağca’nın sanki geçmişiyle kurduğu bir hesaplaşma da var. İfadeleri varoluşun her an değişebilir hâletini anlatıyor. İnsanın kendi hikâyesinin en karanlık yanıyla yüzleşmesi... Üstelik her babayiğidin cesaret edemeyeceği bir yüzleşme.
Geçmişiyle barışmak isteyen, içsel hesaplaşmalarıyla boğuşan bir adamın “ortak mekân”da kendisiyle yüzleşme gayreti bu. Yeni Papa’nın İznik ziyareti, Ağca’nın kapatmak istediği defterin tekrar açılması gibi de okunabilir.
İznik’in sokaklarında gezinen bu iki insan önemli bir soruyu akla getiriyor:
“Geçmiş sahiden geçer mi?”
Suç, pişmanlık, vicdan hangisi bir düğüm gibi insanı geçmişe bağlar?
YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN>>>



