• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

28 Şubat’ın travmaları devam ediyor!

Yeniakit Publisher
2021-03-01 09:30:00 -
28 Şubat’ın travmaları devam ediyor!

28 Şubat dönemini yaşayan mağdurlardan 28 Şubat Öğrenci Derneği üyesi Vildan Evci, “28 Şubat darbesi, Müslüman kimlikli siyaset, sivil toplum ve cemaatler başta olmak üzere insan hak ve hürriyetlerine sahip çıkan her kişi ve kesimi bastırmak üzere gerçekleştirilmiş, ordu, siyaset, medya, iş dünyası ve sivil toplum ayağı olan bir postmodern darbedir. Darbenin üzerinden 24 yıl geçmesine rağmen 28 Şubat’ın travmaları devam ediyor” dedi.

Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan en karanlık dönemlerden birisi olan 28 Şubat, konuşulmaya ve tartışılmaya devam ediyor. Özellikle o dönemin mağdur ve mazlumları postmodern darbenin her yıldönümünde aynı acıları tekrar hatırlıyor ve tekrar yaşıyor. 28 Şubat geçti ama maalesef bu ülkedeki dindarların varlığından rahatsız olan darbe sevicilerin kini, nefreti geçmedi. O sebeple Müslümanlar 28 Şubat’ların tekrar yaşanmaması adına yasal düzenlemeler noktasında ısrarcı olmalı. 28 Şubat’ı sadece yıldönümlerinde konuşmak yerine her zaman gündemde tutarak yapılan haksızlıkların unutulmaması ve darbe hevesi bitmeyenlere karşı da uyanık olunması gerekiyor. 28 Şubat sayısız insana tamiri zor travmalar yaşattı. Hayatlar kararttı. O zor dönemi yaşayan mağdurlardan 28 Şubat Öğrenci Derneği üyesi Vildan Evci ile 28 Şubat’ın hasarlarını ve yaşanılan mağduriyetleri konuştuk.

28 Şubat’ta neler yaşandı ve sonrasında toplumda hangi travmalar oluştu?

Gerek Osmanlı’nın son dönemleri gerekse de Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana dindar kesim hem devlet yönetim kadrolarından hem de kamudan uzak tutulmak istenmiştir. 28 Şubat’ın yaşandığı dönemlerde halkın %90’ı İslam dinine mensup ve muhafazakâr bir din anlayışına sahipti. 28 Şubat dindar kesime uygulanan, dindar kesimin kamuda olmasına tahammül edemeyen zihniyete sahip insanlar tarafında uygulanan postmodern bir darbedir. 90’lı yıllarda dindar kesimin çocukları okuyor, kamuda ve yönetim mekanizmalarında yer alıyordu. Azimli ve çalışkan olan bu bireylerin kamuda görevlere gelmesi ve özellikle de başörtülü kızların okullarında ve kamuda yer alması ve kadının yaşam tarzını İslam dininin emirlerine göre yerine getirmesi belli çevreleri rahatsız etti.

28 Şubat darbesi, Müslüman kimlikli siyaset, sivil toplum ve cemaatler başta olmak üzere insan hak ve hürriyetlerine sahip çıkan her kişi ve kesimi bastırmak üzere gerçekleştirilmiş, ordu, siyaset, medya, iş dünyası ve sivil toplum ayağı olan bir postmodern darbedir. İslam inancı gereği yaşantıda görünürlüğün suç sayıldığı, yasamak isteyenlerin gadre uğradığı ve darbecilerin bin yıl süreceğini söylediği darbenin üzerinden 24 yıl geçmesine rağmen 28 Şubat’ın travmaları devam ediyor.

Bu darbe ile ülkemizin gelişimi, ilerlemesi ve ekonomisinin zayıflaması ile birlikte insan hakları bağlamında da vatandaşları büyük haksızlığa uğramıştır. Allah’ın emrini tavizsiz yerine getirmek isteyen dindar bireylerin inanç hürriyeti gasp edilmiştir.

28 Şubat’ta Müslüman kadınların darbeden daha çok etkilendikleri konusunda ne dersiniz?

28 Şubat’ta en çok kadınlar mağdur olmuş, namaz kılan, eşi kapalı olan erkeklerde işlerinden olmuştur. Özellikle dini düşüncesinden ve İslamı öğrenmek ve öğretmek isteyenlerin de kadın erkek ayrımı yapılmaksızın mağdur olduğu bilinmektedir. Ayrıca anne ve babası işinden olan, hapse düşen çocuklar da mağdurlar arasındadır. Fakat ben kendi mağduriyetim üzerinden meseleye değinmek istiyorum. Biz 28 Şubat’ın kadınları olarak toplumda söz sahibi olmak, emeğimiz karşılığında erkeklerle eşit haklara erişmek için mücadele ederken başörtü yasağıyla daha da zor durumda kaldık ve bu toplumda kadınların uğradığı mağduriyetler iki katına çıktı. Bu anlamda 28 Şubat; kadına şiddetin, ayrımcılığın, dışlanmanın da kaynağı olmuştur. Dindar kadın 28 Şubat’la daha da kabuğuna çekilmek zorunda kalmıştır. Postmodern darbeye maruz kalan özellikle azimli, gayretli olan bu kadınlar diplomalı olsalar dahi kayıt dışı istihdamda ya da hizmet sektöründe görev almak zorunda kalmıştır. Ve maalesef çalışma hayatındaki bu kadınlar hem erkekler hem de hem cinsleri tarafından mobbing, çeşitli haksızlıklar ve cam tavan sendromları yaşayarak, toplumda olabilecek her türlü ayrımcılığa maruz kalmışlardır.

Şubat ayı en acı yanımızdır

Başörtülü kadınlar üzerinden toplumu kutuplaştırma çabası hakkında ne düşünüyorsunuz?

28 Şubat postmodern darbesi sadece dini emirleri hayata geçiren kesime yapılmış bir darbe değil aynı zamanda toplumda güven, istikrar ve sosyal dokuyu bozarak devlete ve de İslam’a yapılmış bir darbedir. Başörtülü kadınlar olarak bizler bizim gibi yaşasın yaşamasın toplumun her ferdiyle sağlıklı iletişim kurabilirken darbeyle bu güçlü iletişim ağı koparılmaya çalışılarak kutuplaşma ve ötekileştirme ile toplumu bölmeye çalışmışlardır. 28 Şubat’ta mağdur olan herkes de değersiz görülme, güvensiz hissetme, hak ettiklerinin elinden alınmasıyla yaşadığı çok boyutlu travma hâlâ tam anlamıyla tedavi edilmiş değildir. O mağduriyeti hatırlayan, itibarsızlaştırılan herkesin o günleri anlatırken ve anlattıktan sonra yaşadığı depresyonu bizzat yaşayan biriyim. Her yılın Şubat ayı en acı yanımızdır. Bu ay benim hüzünle dolduğum, acı çektiğim, çaresiz ve yalnız hissettiğim bir aydır. Sadece benim değil annemin, babamın, kardeşlerimin ve eşimle çocuklarımın hüzün ayıdır.

Siz, 28 Şubat döneminde hangi zorluklar yaşadınız hangi şartlarda mücadele ettiniz ve hangi psikoloji içerisinde bu baskılara direndiniz?

Ben o dönemde Kırıkkale üniversitesinde 4. sınıfta öğrenciydim. İstanbul’da başlayan yasak, dalga dalga her yere yayılmaya başlamıştı. İstanbul’da makro düzeydeki yasak Kırıkkale’de mikro düzeyde ama aynı aşamalardan geçti. Yasağı uygulayan otoriteler, etkin kılmak için uygulamayı belli periyotlara ayırmışlardı. İlk olarak O dönemin üniversite rektörü alındı ve ardından bazı hocaların odaları gözlerimiz önünde boşaltılarak görevden alındılar. Öğrencilerde yasağı uygulamada Kırıkkale halkının tepki vermesinden çekindikleri için tıp, hukuk, eğitim fakültelerinde yürürlüğe koyarak devam ettiler. Yasak daha başlamadan paralel yapının evlerinde kalan kız öğrenciler hemen başlarını açmaya başladılar. Yasak başlar başlamaz bizde ellerimizde defter ve kitaplarımızla fakülte önlerinde eğitime erişim hakkının başörtülülere de verilmesini talep ettik. Oturma eylemleri yaptık. Biz, başörtümüzü açmadığımız için asker ellerinde silahla başımızda bekledi. Sivil polisler adım adım bizi takip ediyordu. Genç bayanlar olarak suçlu gibi, polis ve jandarmayla karşılaşmak büyük bir travmaydı. Eylemlerde ellerinde defter, kitap dışında materyali olmayan öğrenciler gözaltına alınarak terörle mücadelede adi suçlara göre üstleri arandı ve Terörle Mücadelede yargılandılar. Günlerce sıkıntılar yaşadık. Bu sıkıntıları yaşarken mücadele edersek biteceğini düşünüyorduk. Fakat direniş kırıldığı için ve kutuplaşmalar arttığı ve bizi destekleyenler azaldığı için haklarımızı alamadık. O dönemde hiçbir noter bizim üniversitede yasak olduğunu ve öğrencilerin alınmadığını tescil edecek işlemi bilinçli olarak yapmadı. Okul bittikten sonra başörtüsüz fotoğraf vermediğim için 2008 yılına kadar diplomamı alamadım. Son sınıfta olduğum için cezalarla mezun olmuştum ama diplomasız olmam nedeniyle özel sektörde dahi çalışamadım. Üniversiteye ziyaretçi olarak bile giremiyordum. Ankara yolu üzerinde olan üniversiteye bakmak bile beni derin hüzne sokuyordu. 

28 Şubat döneminin mazlumları haklarını almak için ne gibi bir mücadele yolu izlediler?

Bu süreç 28 Şubat’ı uygulayanların iddiasına göre bin yıl sürecekti ama Allah’ın yardımıyla o kadar sürmedi. İktidarın özellikle de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın özel gayretiyle zulüm ve baskı genel anlamda son buldu. Öğrencilikte ve ÖSYM sınavlarında başörtü yasağı 2011 yılında kalktı. Kamuda ise 2013 yılında Demokratikleşme paketi ile başladı ama tamamen 2015 yılında kalktı. Hâkim ve savcılarda ise daha çok yeni ve hâlâ başörtülü istemeyenler bulunmaktadır.

Öğrencilikte ve sınavlarda başörtü yasağı kalkar kalkmaz ilgili sınavlara girdik. KPSS sınavıyla yüzleştiğimizde Ashab-ı Kehf’in mağaradan çıktığında geçer akçelerinin geçersiz olduğu gibi benim bilgilerim de değişen sınav sistemiyle geçmez hale gelmişti. 1999 yılında hemen atanabilecekken artık yeni mezun gençler, binlerce mezun ve çok az alımla karşı karşıyaydım. Bu bir haksızlıktı. Uyum göstermemizin zor olduğu bir sistemle muhataptık. Biz yasaktan dolayı mağdur edilmiştik. Ve yasağın yapıldığı yıllardaki atama şartları, sınav sistemleri ancak bu haksızlığı giderirdi. Bu konuda arkadaşlarımızın öncülüğünde bir takım çalışmalar yapıldı. Hem Cumhurbaşkanımızın talimatı hem de KDK tavsiye kararına rağmen bizim atamalarımız gerçekleştirilmedi. Ve biz Cumhurbaşkanımızın şifahen yapmış olduğu bizim mağduriyetimizin giderilmesine yönelik talimatının yerine getirilmesini talep ediyoruz.

28 Şubat sonrası hak arama mücadelesi nasıl bir seyir izledi?

28 Şubat döneminde mağdur olan her kesim hukuki yoldan haklarını aradılar. Başörtüsü mağduru kadınlar da kendi haklarını aramak için hem yurt içinde hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde hak arayışlarını sürdürdüler. Kadın mağdurlar bir memuriyetten atılanlar, iki öğrenciliği elinden alınan ve memur olamayanlardır. Bir de dile getirilmeyen mağdurlar vardır ki eşleri işten atılan kadın mağdur ve çocuklar.

Memurken işten atılanlara hem memuriyet hakları hem de kıdemleri iade edildi. Fakat çalıştırılmadıkları yıllardaki maddi ve manevi kayıpları tazmin edilmedi.

Öğrenciyken mağdur olanlara öğrencilik hakkı verildi. İmkânı olmayanlar eğitimlerini tamamlayamadı ve halen mağduriyetleri devam ediyor. Eğitimlerini tamamlayan mağdurların bir kısmı KPSS ile kamuda veya farklı iş kollarında çalışırken bir kısmı da gerekli puanı alamadığı için hâlâ atanamamaktadır.

Tüm mağdurların iade-i itibarları ise hâlâ tam olarak verilmedi.

Bugün geldiğimiz noktada hala mağdur olan, mahrumiyeti devam eden 28 Şubat mazlumu var mı?

Kamuya atanamayan bizler mağduruz.

28 Şubat mağdurlarından hak elde edenler af edilerek kaldıkları yerden başlamışlardır. Bizler suç işlemedik. Tam tersi inancımıza yasak konuldu, inancımızdan vazgeçmediğimiz için bizim eğitim, kariyer ve iş haklarımız elimizden alındı. Kadın hakları bağlamında biz, ataerkil toplumun ellerine teslim edildik. Toplumda yaşadığımız başını aç da çalış diyenlerden, bizi küçümseyenlerden ve hor görenlerden ötürü sözlü ve psikolojik şiddete maruz kaldık. Bu nedenle kaybettiğimiz itibarımızı, onurlu mücadelemizle birlikte tüm hakları kadın hakları bağlamında maddi ve manevi yönüyle birlikte ve de güncellenerek tazmin edilmesini istiyoruz. Kadın haklarının konuşulduğu her yerde ve her mağduriyete maruz kaldık.

İş hakkı, eğitim hakkı, inanç hürriyeti, mahkûm olanlar, haklarını elde ettikleri andan itibaren haklarına kavuşurken 28 Şubat döneminden sonraki boşluk hak olarak durmaktadır.

28 Şubat mağdurları ve mazlumları içerisinde birçok acı hikâyeler olduğunu biliyoruz. Sizi bu hikâyeler arasında en çok etkileyen hangisidir?

Suçlu muamelesine maruz kalan, itilen, ağzı kapanan, aşağılanan, kovulan, ikna odasına alınan, objektiflere yansıyan ve yansımayan kızlar, işi elinden alınarak evini geçindiremeyecek duruma düşen erkekler ve yıllarını hapiste geçirenlerdir.

Tekrar 28 Şubat’ların yaşanmaması adına, inancını yaşamak isteyen insanlar neler yapmalı?

Öncelikle yasal çözümler gerekmektedir. Bunlarla birlikte ben 28 Şubat’ı toplumun dini değerlerindeki değişimin kaynağı olarak görüyorum ve çok üzülüyorum. Tekrar 28 Şubat’ın yaşanmaması için akıl, irade ve amel konusunda fıtrat ayarlarımızı hatırlatan Allah’ın kitabı ve Peygamber Efendimizin sünnetine sımsıkı sarılmamız gerekmektedir.

28 Şubat darbesini gerçekleştirenlerden ve o dönemde zulümlere öncülük edenlerden gereken hesabını sorulduğuna inanıyor musunuz?

Hayır. Onların sadece suçlu kabul edilmesi yeterli değil. Maddi manevi tazminat ödemeliler.

28 Şubat döneminde yaşanılan trajik olaylar; edebiyata, sinemaya, sanata neden kuvvetli bir şekilde aktarılamadı?

Bunun cevabını tam olarak bilmek çok zor. Bunu en iyi bu alana taşıyacak kesim bu mağduriyeti yaşayanlar ve mücadele edenler olacaktır. Sinema ve edebiyatta bir konunun yer etmesi için yüreği acıyla yanan kişinin yeteneğinin de olması gerekir. Bu konuyu önceleyenlerin finansal kaynağı yetersiz olmalı. 28 Şubatı yaşamış kesimde sinema, tiyatro hâlâ istenilen seviyede değil.

28 Şubat mağdurları ve mazlumlarının mevcut hükümetten beklentileri nelerdir?

Ben 28 Şubat mağduru olarak o zulmü yaşadığım günden, yasak kalkıncaya kadar hiçbir zaman umudumu yitirmedim. Er ya da geç bu vesayetin son bulacağına ve inancımızı hür bir şekilde yaşayacağıma inandım. Biz bugün elhamdülillah başörtülü olarak rahat bir şekilde her kurumda temsil ediliyoruz. Fakat ben ve benim gibi atanamayan arkadaşlarım, kamu kurumlarına atanmak istiyoruz.

Son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?

Bizler ailelerimizin hüzünlü yanlarıyız. Bin bir emekle okuttukları çocukları büyük bir haksızlığa uğradı ve ellerinden hiçbir şey gelmedi. Ben üniversitede, kız kardeşim İmam Hatip Lisesinde başörtü yasağı yaşadı. Erkek kardeşim ve diğer kız kardeşim de katsayı mağduru oldu. Bir ailede dört kişinin mağduriyeti söz konusu.

28 Şubat’ta mağduriyet yaşamış kadın, erkek, memur, öğrenci herkesin kaybettikleri itibar, maddi ve manevi kayıplarının güncellenerek tazmin edilmesini istiyorum.

Gelecek nesillerin bu ve benzeri mağduriyetlere maruz kalmaması için yasal zeminin oluşturulmasını, hukuki hiçbir boşluğun olmamasını ve adaletin tesis edildiği bir yaşamı arzuluyorum.

Evliyim ve iki kızım var. Hem kendi çocuklarımın hem de tüm mağdurların çocukların ve tüm mağdurların anne babalarının adaletin gerçekleştiğine, haklarımızı aldığımıza şahit olmasını arzuluyorum. Bunu sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla devletin bakanlıkları, üniversiteleri, valilikleri, belediyeleri ve tüm kurumlarına belli sayıda 28 Şubat mağduru istihdam zorunluluğu getirilebilir.
Yeni Akit Gazetesi

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

28 subatin asli, feri, isbirlikci, lobici icimizdeki failleri serbest ve HESAP SORULMADIGINDAN YENI KAOS/DARBE/VATANA IHANET PESINDE: 28 SUBAT MAGDURLARI ISE ya iceride, ya hala 21 yildir yarginin onunde adaletin onune kurban olarak atilmis adalet mucade

millete/egemenlugine/degerlerine karsi ABD/BATI. DESTEKLI butun darbeciler, isbirlikcileri, destekcileri alcaktir namussuzdur

Hasan

28 Şubat ın en büyük mağduru Tayyip Erdoğan bile onlara hesap soramıyorsa kim ne yapsın. Allah ın dan bulacaklar. Ya Müntakim ya Kahhar bunların hesabını kes. Fetö cülerinki kesildi darısı diğer münafıklara...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23