• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

23 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
23 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Karikatürü istifadelerinize sunuyoruz... (23 Ekim 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(٧٧) یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَیْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(77) Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, rabbinize ibadet edin, dünya ve âhiret için faydalı işler yapın ki kurtuluşa eresiniz.

(Hac Suresi, 22/77)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)


 TEFSİRİ:

Râzî (XXIII, 71-72), yukarıda Allah’ın varlığı, birliği (ilâhiyyât) ve peygamberlik (nübüvvât) konularına değinildikten sonra burada dinî hükümlere (şerâyi‘) yer verildiğini ve bunların dört yönden açıklandığını belirtir: 1. Emrin muhatabı: “Ey iman edenler!” buyurularak hükmün kimleri kapsadığı açıklanmıştır; ancak burada sadece müminlerin kastedildiği kanaatini taşıyanların yanı sıra, iman etme durumunda bulunan, yani yükümlülük çağında ve şartları içinde bulunan herkesin bu hitabın kapsamında olduğunu savunan âlimler de vardır. 2. Emrin konusu:
Bu çerçevede dört husus zikredilmiştir:

a) Rükûa varıp secdeye kapanma yani namaz kılma,
b) Allah’a ibadet etme,
c) İyi işler yapma,
d) Allah yolunda gerektiği gibi cihad etme.


Bunlardan 77. âyette geçen ilk üç iş arasında bir genellik-özellik ilişkisi görülür. Şöyle ki, namazdan sonra onu da içine almak üzere genel anlamıyla ibadetler, kulluk davranışları emredilmiş, Allah’a kulluktan sonra onu da içine almak üzere genel anlamıyla iyi işlerin –ki bunun diğer yönü yaratılmışlara iyilik etmektir– yapılması istenmiştir (kanaatimize göre “cihad”ın “Allah’ın hoşnutluğu için ortaya konan her türlü çaba, kararlı davranış” şeklindeki geniş anlamı esas alındığında 78. âyetteki dördüncü buyruk da bu genellik-özellik ilişkisine dahil edilebilir; zira bu anlamıyla cihad, henüz “iyi iş” olarak nitelenemeyecek yani sonuçlanmamış çabaları da ifade eder, ki bu (c) şıkkını da kapsar). 

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 755-760



HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

"Allah'ım, imanı bize sevdir. Kalblerimizi imanla süsle. Küfrü, fıskı ve isyânı bize çirkin göster. Bizi doğruyu bulanlardan kıl!.."

Kaynak: Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III/424

 

GÜNÜN SÖZÜ:





GÜNÜN FOTOĞRAFI:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

ANNE, BABA VE EVLATLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ NASIL OLMALIDIR? İnsan hayatının şekillendiği, karakterinc V oluştuğu, ahlakın, vicdanın, merhametin ve insan olmanın ilk öğrenildiği yer ailedir. Aile, yalnızca aynı çatı altında yaşayan insanların oluşturduğu bir topluluk değil; sevginin, saygının, fedakârlığın ve vefanın hayat bulduğu kutsal bir emanettir. Anne, baba ve evlatlar arasındaki ilişki de sadece biyolojik bir bağdan ibaret değildir. Bu ilişki, geçmişi geleceğe bağlayan, nesiller arasında ahlaki ve manevi değerleri taşıyan güçlü bir gönül köprüsüdür. Ancak unutulmamalıdır ki bu köprü, yalnızca kan bağıyla ayakta kalmaz. Onu ayakta tutan asıl unsurlar sevgi, adalet, anlayış, merhamet ve karşılıklı sorumluluk bilincidir. Bir ailede sevgi varsa huzur, adalet varsa güven, merhamet varsa bereket, karşılıklı saygı varsa gerçek anlamda aile olma bilinci vardır. Anne ve babanın evlatlarına karşı en önemli sorumluluğu, onları yalnızca dünyaya getirmek değil, insanlığa faydalı, vicdan sahibi, dürüst ve ahlaklı bireyler olarak yetiştirmektir. Çünkü dünyaya çocuk getirmek biyolojik bir hadisedir; fakat o çocuğu güzel ahlak sahibi bir insan olarak yetiştirmek büyük bir emek, sabır ve sorumluluk gerektirir. Anne ve babalar şunu unutmamalıdır: Evlatlar kendilerine verilen nasihatlerden çok, anne ve babalarının davranışlarından etkilenirler. Çocuğuna dürüstlüğü öğütleyen bir baba dürüst davranmıyorsa, merhameti anlatan bir anne merhamet göstermiyorsa, verilen nasihatlerin çocuk üzerinde kalıcı bir tesir bırakması beklenemez. Çünkü çocukların ilk öğretmeni anne ve babaları, ilk okulları ise yaşadıkları aile ortamıdır. Burada üzerinde özellikle durulması gereken bir başka mesele de anne ve babaların evlatları arasında adaletli davranmalarıdır. Evlatlar arasında sevgi, ilgi ve imkân bakımından ayrımcılık yapmak, yalnızca bir çocuğun kalbini kırmakla kalmaz; kardeşler arasında yıllarca sürebilecek kırgınlıkların da temelini oluşturabilir. Bir evlada gösterilen aşırı ilgi, diğerinin ihmal edilmesi pahasına olmamalıdır. Her çocuğun karakteri, yeteneği ve ihtiyacı farklı olabilir. Ancak hepsi anne ve babasının gözünde aynı derecede değerli olduğunu hissetmelidir. Zira adaletin bulunmadığı yerde güven zedelenir, güvenin zedelendiği yerde ise sevgi zamanla yara alır. Anne ve babalar, evlatlarını kendi gerçekleştiremedikleri hayallerin taşıyıcısı olarak da görmemelidir. Her çocuk ayrı bir şahsiyettir. Onun düşünceleri, kabiliyetleri, tercihleri ve hayalleri vardır. Ebeveynlerin görevi çocuklarının iradesini yok etmek değil, onlara doğruyu yanlıştan ayırabilecek bir bilinç kazandırmaktır. Çocuğa rehberlik etmek başka, onun hayatını bütünüyle kontrol etmeye çalışmak başkadır. Sevgi adı altında uygulanan baskı, bazen çocuğun ailesinden uzaklaşmasına yol açabilir. Aynı şekilde sınırsız serbestlik de sorumluluk duygusunun gelişmesini engelleyebilir. Bu sebeple aile içinde sevgiyle disiplin, özgürlükle sorumluluk, merhametle adalet arasında sağlıklı bir denge kurulmalıdır. Bir başka önemli husus da anne ve babaların hata yapabileceklerini kabul etmeleridir. Hiçbir insan kusursuz değildir. Anne ve baba olmak da insana yanılmazlık vasfı kazandırmaz. Bir baba evladına haksızlık yaptığında özür dilemeyi bilmeli, bir anne yanlış bir değerlendirmede bulunduğunda bunu kabul edebilmelidir. Çünkü özür dilemek büyüklüğü küçültmez; aksine insanın ahlaki olgunluğunu gösterir. Evlatlarının karşısında hatasını kabul edebilen anne ve baba, onlara hayatları boyunca unutamayacakları bir erdem öğretmiş olur. Elbette aile içindeki sorumluluklar yalnızca anne ve babaya ait değildir. Evlatların da kendilerini büyüten, yetiştiren, üzerlerinde yıllarca emek harcayan anne ve babalarına karşı çok önemli ahlaki ve vicdani sorumlulukları vardır. Bir annenin uykusuz gecelerini, bir babanın ailesinin geçimi için verdiği mücadeleyi, evladının iyiliği için yapılan fedakârlıkları yalnızca maddi ölçülerle değerlendirmek mümkün değildir. Ancak burada önemli bir inceliği de gözden kaçırmamak gerekir. Anne ve babanın evladına yaptığı fedakârlık, ileride karşılığını almak üzere verilmiş bir borç değildir. Aynı şekilde evladın anne ve babasına gösterdiği saygı da korkudan veya mecburiyetten kaynaklanmamalıdır. Gerçek aile sevgisi, hesap kitap üzerine değil, gönül bağı ve vicdan üzerine kurulur. Evlatlar anne ve babalarının yaşlandıklarında kendilerine daha fazla ihtiyaç duyabileceklerini unutmamalıdır. Bir zamanlar ellerinden tutarak yürümeyi öğreten anne ve babalarının, gün gelip kendilerinin desteğine ihtiyaç duyabileceklerini bilmelidirler. Çocukken sabırla dinlenen bir evlat, yaşlanan anne ve babasını dinlemekten yüksünmemelidir. Küçükken hastalandığında başında sabahlayan annesinin, yaşlandığında ihtiyaç duyduğu ilgiyi göstermeyi ağır bir yük olarak görmemelidir. Ancak anne ve babaya saygı göstermek, onların her düşüncesini sorgulamadan kabul etmek anlamına da gelmez. Evlatlar yetişkin olduklarında kendi hayatlarıyla ilgili kararlar verebilir, anne ve babalarından farklı düşünebilirler. Önemli olan bu farklılıkların saygısızlığa, hakarete ve gönül kırmaya dönüşmemesidir. Aynı şekilde anne ve babalar da evlatlarının kendilerinden farklı düşünmesini bir başkaldırı olarak değerlendirmemelidir. Çünkü aile olmak, herkesin aynı düşünmesi değil; farklı düşüncelere rağmen birbirinin hukukunu, onurunu ve sevgisini koruyabilmesidir. Günümüzde aile ilişkilerini zayıflatan önemli meselelerden biri de maddiyatın manevi değerlerin önüne geçmesidir. Ne yazık ki kimi ailelerde miras tartışmaları kardeşleri birbirine düşürebilmekte, mal paylaşımı yüzünden yılların sevgisi ve hatıraları hiçe sayılabilmektedir. Oysa insanın evlatlarına bırakabileceği en büyük miras, sahip olduğu evler, arsalar, bankadaki paralar veya diğer maddi imkânlar değildir. Bir anne ve babanın evlatlarına bırakabileceği en kıymetli miras; güzel ahlak, temiz bir isim, dürüstlük, merhamet ve insanlık onurudur. Mal ve mülk bir gün tükenebilir. Fakat güzel ahlakla yetişmiş bir evladın insanlığa kazandıracağı değer nesiller boyunca yaşayabilir. Aile içerisinde zaman zaman anlaşmazlıklar, kırgınlıklar ve fikir ayrılıkları yaşanması da hayatın bir gerçeğidir. Ancak asıl mesele hiç tartışmamak değil, tartışmalardan sonra birbirinin gönlünü alabilmeyi bilmektir. Bir özür, bir tebessüm, içten söylenmiş birkaç güzel söz, bazen yıllarca taşınan kırgınlıkların giderilmesine vesile olabilir. Bununla birlikte aile bağlarını korumak, sürekli haksızlığa veya kötü muameleye katlanmak anlamına gelmemelidir. Sağlıklı bir ailede herkesin kişiliğine, haklarına ve sınırlarına saygı gösterilmelidir. İnsan bazen haklı olduğu bir meselede bile kullandığı kırıcı üslup yüzünden gönülleri incitebilir. Bu sebeple aile içinde yalnızca ne söylediğimize değil, nasıl söylediğimize de dikkat etmeliyiz. Özellikle anne ve babalar, evlatlarının kalplerinde korkuyla değil, sevgiyle yer edinmeye gayret etmelidir. Çünkü korkuya dayanan otorite, imkân bulduğunda sorgulanır veya terk edilir; sevgi ve güvene dayanan saygınlık ise insanın kalbinde yaşamaya devam eder. Aile hayatında dinimizin öğütlediği merhamet, adalet, sabır ve vefa anlayışı da önemli bir rehberdir. Kur'an-ı Kerim'de anne ve babaya iyilik edilmesi, yaşlandıklarında onlara incitici sözler söylenmemesi ve merhametle davranılması öğütlenir. Fakat bu öğütlerin ruhunu anlamak da önemlidir. Anne ve babaya hürmet, onların insanlık onurunu korumayı; evlada merhamet ise onun kişiliğine ve haklarına saygı göstermeyi gerektirir. Neticede anne, baba ve evlatlar arasındaki ilişki, hayatın her döneminde yeniden şekillenen bir gönül birlikteliğidir. Çocuklukta koruyup kollayan anne ve baba, gençlikte yol gösteren bir rehbere, yetişkinlikte ise tecrübelerini paylaşan güvenilir bir dosta dönüşebilmelidir. Evlatlar da anne ve babalarını yalnızca ihtiyaç duyduklarında hatırlamamalı; onların gönüllerini almayı, hâllerini hatırlarını sormayı ve hayatlarında kendilerine yer açmayı bilmelidir. Unutmayalım ki bir gün anne ve babalarımızın sesi susabilir, oturdukları koltuk boş kalabilir, her zaman açık bulduğumuz kapılar bir daha açılmayabilir. İşte o gün insanın içini en çok acıtan şey, yapamadığı ziyaretler, söyleyemediği güzel sözler ve ertelediği sevgiler olabilir. Bu sebeple sevgimizi yarına, vefamızı yaşlılığa, güzel sözlerimizi ise vedalara bırakmayalım. Anne ve babalar evlatlarına yalnızca hayat vermekle yetinmesin, onlara insan olmanın güzelliğini de öğretsin. Evlatlar da anne ve babalarını yalnızca kendilerini dünyaya getirdikleri için değil, verdikleri emeğin ve taşıdıkları insanlık değerlerinin hatırına sevsin ve saygıyla ansın. Çünkü güçlü toplumların temeli güçlü ailelerdir. Güçlü ailelerin temeli ise korku, baskı veya maddi menfaat değil; sevgi, adalet, merhamet, ahlak ve karşılıklı vefadır. SON SÖZ OLARAK ŞUNU UNUTMAYALIM: ANNE VE BABANIN EVLADINA BIRAKACAĞI EN GÜZEL MİRAS GÜZEL AHLAK, EVLADIN ANNE VE BABASINA SUNACAĞI EN KIYMETLİ HEDİYE İSE ONLAR HAYATTAYKEN GÖSTERDİĞİ SEVGİ, SAYGI VE VEFADIR. ÇÜNKÜ AİLE OLMAK AYNI SOYADINI TAŞIMAK DEĞİL, AYNI SEVGİYİ, AYNI MERHAMETİ VE AYNI VİCDANİ SORUMLULUĞU PAYLAŞABİLMEKTİR.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23