• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

14 Temmuz 2024: Günün Âyet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
2024-07-14 05:27:00 -
Yeni Akit'i Google'da takip et, hiçbir gelişmeyi kaçırma.
14 Temmuz 2024: Günün Âyet ve Hadisi

Sizler için hazırladığımız 'Günün Âyet ve Hadisi' ile 'Günün 'Sözü' ile 'Kıssadan Hisse'yi istifadelerinize (14 Temmuz 2024) sunuyoruz...

VAHYİN DİLİNDEN

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبٖينَۚ اِنْ يَكُنْ غَنِياًّ اَوْ فَقٖيراً فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُواۚ وَاِنْ تَلْـوُٓ۫ا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيراً

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla

"Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun.
(İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır.
Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın.
Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır."

(Nisa Suresi - 135)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri başkanlığı)

TEFSİRİ:

İnsan topluluklarının korunmaya, düzene ve adalete ihtiyaçları vardır; devlet de bu ihtiyaçlardan doğmuştur. Adaletin gerçekleşmesinde bağlayıcı hukuk kuralları kadar onları uygulayan yönetici ve hâkimlerle hakkın veya suçun ispatı için gerekli bulunan şahitler önemli rol oynamaktadırlar. Adalet görevlilerinin doğruluktan sapmalarına sebep olan âmilleri iki gruba ayırmak mümkündür: Maddî menfaat, mânevî eğilim ve değerler. Âyetin gerek “Kendiniz, ana-babanız veya akrabanız aleyhinede olsa” kısmı, gerekse “zengin olsunlar, yoksul olsunlar” kısmı bunları bir genel anlatım üslûbu içinde ihtiva etmektedir. Hâkim ve şahitler elde edecekleri veya elden kaçırmak istemedikleri şahsî menfaatleri veya yakınlarının menfaatleri sebebiyle adaletten sapabilmektedirler.

Ayrıca davacı ve davalının sosyal, ekonomik ve siyasî durumu da şahit ve hâkimleri etkileyebilmektedir. Meselâ bir maddî menfaati dava eden kimsenin yoksul, davalının ise zengin olması durumunda, hak zenginin olduğu halde yoksul lehine şahitlik edildiği veya hüküm verildiği görülmektedir. Halbuki zengin de yoksul da Allah’ın kullarıdır, onları içinde bulundukları duruma göre değerlendirecek, haklarında hayırlı olanı lutfedecek, sorumluluklarını belirleyecek ve hikmetinin bir sonucu olarak dilediğinde özel lutuflarda bulunacak olan da Allah’tır.

İnsanların O’nun yerine geçmeye, adaleti saptırma pahasına bazı kimseleri kayırmaya hakları yoktur. Bu sebeplerle gerek hâkimlerin ve gerekse şahitlerin haksız tarafa meyletmeleri veya hakkın ortaya çıkmasını, adaletin gerçekleşmesini engellemek için hükümden ve şahitlikten geri durmaları, mahkemeyi oyalayan davranışlar içine girmeleri de yalancı şahitlik ve hukuka aykırı hüküm kadar adalete aykırı bulunduğundan âyet bunları da yasaklamış, bazı şeyleri halktan gizlemek mümkün olsa bile Allah’tan gizlemenin imkânsız olduğunu vurgulamıştır.

Âyetten açıkça anlaşılan hüküm, yakın akrabanın birbiri lehine ve aleyhine yapacakları şahitliklerin muteber ve geçerli olduğudur. Kurtubî’nin verdiği bilgiye göre (V, 411), İslâm’ın ilk nesillerinde Allah korkusu hâkim ve güzel ahlâk yaygın bulunduğundan –bu âyete de dayanarak– yakınların birbirleri için şahitlikleri kabul ediliyordu, bu konuda hiçbir kimseden peşinen şüphe edilmiyordu. İslâm topluluğu sosyal ve kültürel değişmeler geçirdikçe yakınların birbirleri hakkında yapacakları şahitliklerin geçerliği tartışılmaya başlandı, birçok müctehid, “yakınlığın ve menfaatin saptırma ihtimali güçlü bulunduğu durumlarda” şahitliği geçerli saymadı.

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 159-160



ALLAH RESULÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)  
 
“Sağlıklı ve ihtiyaçlı olduğun, geçim sıkıntısı çekip fakirlikten korktuğun hâlde verdiğin sadaka (sevabı en çok olan) dır.
Sakın can boğaza gelinceye kadar (sadaka vermeyi) geciktirme!..
Sonra o zaman: 'Şunu falana, şunu da falana verin, şu da falanın hakkıydı.' demeye başlarsın.”


Kaynak: Müslim, Zekât, 93; Nesâî, Zekât, 60




GÜNÜN SÖZÜ:




KISSADAN HİSSE:

DİNİ NASIL ANLAMALIYIZ?..

Dîni, sadece zâhirî cephesi ile anlamak, bâtınına, yâni rûhî derinliğine inememek, pek korkunç bir hüsrandır.

Kişi bilmediğinin düşmanı olur. Sâlihlerin, sâdıkların, fazîlet erbâbının muhitinden ve onların sohbetlerinden uzaklaşıp satırların arasında kalmak; gönül ve vicdan ufkunu daraltır, iç-dış nurları söndürür.

Kitap ve Sünnet’in ince hikmetlerinden ve ehl-i hâl kimselerin rûhânî aydınlığından mahrum eder.
İnsana Hâlık Teâlâ tarafından lutfedilen, hayat sermâyesi olan duyguları kaybettirip, nefsinin esîri kılar. Böyleleri, kâinâta sisli gözlerle bakan gaflet alıkları olurlar.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Hâk güneş gibi aydınlatır ay gibi parlar

Dîni, sadece zâhirî cephesi ile anlamak, bâtınına, yâni rûhî derinliğine inememek, pek korkunç bir hüsrandır."... hem de öyle bir hüsrandır ki... Peygamberimiz sav. gece sabahlara kadar namaz kılıp, gündüz akşama kadar oruç tutan sonra yaptıklarını müflis tüccar gibi yok eden şu adamlar gibi olmayın ( munafiklar ve hariciler) buyuruyor...hariciler biliyorsunuz meşhurdur...ilmin kapısı Hz. Ali'yi ra. bile tekfir edip (dikkat buyurunuz : Peygamberimizi bile değil Hz. Ali'yi ) yanlış yaptığını ile sürecek kadar haddi aşmışlardı...zaten Hz Aişe, Hz. Muaviye' Hz Ali arasındaki ihtilafı da onlar çıkarmıştı...bir de tam aksi durum var... İslam'ı ve ayetleri bâtinî manada anlayıp...zahirine bakmadan .. şer ' î delilleri hiçe sayarak... namazı, orucu, Hacc' ve zekâtı hafife alıp... hâşâ hayrın ve şerri yaratanın Allah olduğunu kabul etmeyip... üstelik ayete dayandığını iddia ederek " başınıza gelenler ellerinizle yaptıklarınız sebebiyledir" ayetini gösterip...bir âlimin açıklamasına itibar etmeksizin...kendi anladığı ile iktifa ederek yanlışa düşenler... aslında bu bakışa sahip olanlar da ayetin anlatmaya çalıştığına teslim olmak yerine...kendisini bu ayetin muhatabı ( hâşâ) dışında kabul ederek bu sözü müslümanların zillet içinde olduğuna vurgu yapmak ve aslında İslam'ın ve müslümanların aleyhine kullanmak için özellikle sarılıyorlar...oysa Allah Kuran'da zillete düşecek olanları da açıklıyor...kimlerin zillet içinde kalacakları da Kuran'da açıklanıyor ve o ayetlere hiç bakmıyorlar...yine Kur'an bunlara diyor ki: siz ayetlerinrbir kısmını alıp, bir kısmını arkanıza mı atıyorsunuz?...bu bakış açısı Kur'an'ı Kerim'de ibadet ve muamelât kısmına uymanın ağır geldiği..." benim kalbim temiz...nice nanaz kılanlar dan hacıdan hocadan daha temiz benim kalbim" diyenlerin ...hacca girmeyi Araba para yedirmek ve turizm görenlerin...kurban ibadetini " kurban keseceğine fakure yardım et" diye müslümana akıl öğretmeye kalkanların bakış açısı budur...bunlar İslâm âlimletinin söylediklerini kabul etmezler oysa Peygamberimiz âlimler peygamberlerin varisleridir buyurur...kendisine ağır geken ibadetleri yapmak yerine onlardan kaçış yolları arar...kendisi yapmak istemediği için peygamberin ( dinde otoritenin) sözleri ve yaptıkları ( sahih hadislerin ve sünnet) yerine kendi sünneti uydurur... hayrın ve şerrin Allah'tan geldigi meselesine gelince belli ki bu konu bir çok kişinin kafasını karıştırıyor madem...biz de samimiyetle anlatalım: Allah'ın yeryüzünde kullarını özgür bırakıp ( hesabını bildiği bir vakte erteleyip) kullarına o gücü ve kuvveti vermesi... kâinattaki bütün enerjinin...kûn - fe yekûn sahibi olması başka birşey... işte ilahlık ve yaradan olması burada dır...burada bir insan için 1- kendi iradesi ile yaşadığı durumlar...2- kendi iradesi dışında yaşadığı durumlar söz konusudur...Peygamberimiz sav. insana karmaşık gelen bu durumu sahabesini kaderi tartışırken görmüş olduğu bir esnada şöyle açıklamıştır: ortaya bir küçük daire çizmiş... etrafına da büyük bir daire...ortadaki daire sizin iradeniz...etraftaki büyük daire Allahu Teâlâ ya ait olan iradedir...o büyük daireyi irademizin dışında gelen olaylarda Allah'a teslim olma bilinciyle yaşadığımız zaman Allah'a yakın olmayı seçerek ikramına hak kazanmaktır...küçük iradede de teslimiyet Allah'ın koyduğu kurallar bütününü...şeriatını kabul etmek...büyük daireye teslimiyet iradesi dışında gelişen olaylarda "tevafuk " dediğimiz hadiselere Allah'ın nuruyla bakma bilincidir...her iki durumda da olaylara Rahmânî bakış açısıyla bakmayı becerebilirsek ( inşaallah)...burada inşaallah dememiz o büyük daireyi kabul etmenin bir sonucudur...Hakka teslim olanın işleri su gibi Akar...olursa sevinir şükreder...olmazsa iki kere sevinir sabreder... Peygamberimizin müjdesi: mümin her türlü kârda dır...verilen nimetlere şükreder kârdadır...belâya sabreder yine kârdadır...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23