THY - Orta Avrupa Mayıs 2018

Ruhlarımız da göbekli!..

05 Ocak 2016 Salı

Başta bendeniz; beş vakit namazını kılmaya gayret edenlere bakıyorum:

Çoğumuz göbekli, şişman, bir kısmımız çok zayıf, cılız…

Hastalık kaynaklı olanlar vardır; istisnalar müstesna, Allah şifa versin.

Çoğumuzun vaziyeti kötü- dengesiz beslenmeden, sağlıksız beslenmeden, spor yapmamaktan, hareketsizlikten…

Hazret-i Peygamber’in  (S.A.V.) yolundan yürüme mükellefiyetindeki bizler, doğru dürüst yürümüyoruz bile!..

Bakın ne buyurur Son Peygamber:

“Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en tehlikelileri şunlardır: Karın büyüklüğü (göbek bağlamak), çok uyku, (maddi ve manevî) tembellik ve yakîn (iman) zayıflığıdır.”

Hadi bakalım; şiş göbek, maddi ve manevi tembellik ve üçüncü olarak da “imanda” zayıflama!..

Birbirine bağlı, zincirleme!..

Bir de şu hadis-i şeriflere bakınız:

“Ademoğlu karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır. Ademoğlu için belini doğrultacak birkaç lokma yeterlidir. Şayet mutlaka yemesi gerekiyorsa, o zaman (midesinin) üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de nefes için ayırsın.” 

“Öğürtünü/ geğirmeni bizden uzak tut. Zira, dünyada insanların en çok doymuş olanları, Kıyâmet günü en çok aç kalacak olanlarıdır.”

Hazret-i Peygamber (S.A.V.) üzerine basa basa “spor” yapmamızı buyurdu:

“Çocuklarınıza atıcılığı ve yüzmeyi öğretiniz”.

Babalık görevleri arasında atıcılığı ve yüzmeyi hakkıyla öğretmek de var.

“İki hedef arasında koşan Müslümanın her adımına sevap.”

Sevgili Peygamber (SAV),   annemiz Hz. Ayşe ile koşu yarışlarına girdi; kaybetti ve kazandı.

Atletizm!

Sevgili Peygamberimiz’in güreştiği “yenilgisiz pehlivan”ın sırtını üç defa yere getirdiğini nice okumuşuzdur.

Beş vakit namazını kılmaya gayret edenlerimizin genel görüntülerine şöyle bir bakın…

Bangır bangır bağıran tipleriz biz:

“Ne yediğimizi bilmeyiz ve mecbur kalmadıkça yürümeyiz!”

Ruhlarımız da böyle; “göbekli”, “yağlı”, “tembel”…

Ruhumuza da “spor” yaptırmıyoruz; öyle salıvermişiz…

“Paketlenmiş” besinlerle şişiriyoruz ruhumuzu; bizi kuşatan “bid’at”lar, “hurafe”ler paketlenmiş besinlerdir, beslemez şişirir, obez yapar, kanser yapar!..

Şöyle…

“Yeniden inanmak” diyesim geliyor, “Yeniden İman Etmek”, “İman  Tazelemek”…

 Şu “Kutlu Cümle”nin ağırlığına bak:

“İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız!”

Bizler birbirimizi ne kadar seviyoruz?

“Kimler” bizden,  çerçevemizde kimler var?

“Nefretimizin adaletsizliğe sevk etmediği” kullardan mıyız?

Makamını, mevkiini, servetini kaybetmiş bir Müslümanın etrafı boşalıyor, aynı zat bunlara tekrar kavuştuğunda, yine büyük alâka…

“Yeniden inanmak” diyesim geliyor, “Yeniden İman Etmek”, “İman Tazelemek”…

Yaşam tarzlarımız, “emredilen”e neredeyse hiç benzemiyor!..

 “İnandığın gibi yaşamazsan yaşadığın gibi inanırsın.”

Bir de inancına “kapitalizm virüsü” bulaşmışsa…

Bugünlerde tedavüle sokulmuş olan “Domuz gribi” gibi “mutasyona uğraya uğraya” üzerine geliyorsa!..

Tefekkür dostlar, tefekkür!.. 

 

YORUM YAZ