• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Serdar Arseven
Serdar Arseven
TÜM YAZILARI

Ölüm susan, Kur’an konuşan!..

10 Ocak 2016
A


Serdar Arseven İletişim: [email protected]

“Ölmeden evvel ölünüz!” hadîs-i şerifi kalplere inebilse pek çok sıkıntımız sona erecek.

Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, “Dirilmek istiyorsanız, ölünüz!..” buyurur.

Ölüm, manevî ölüm, ölmeden evvel ölebilmek!..

Bâkî hayâta doğuş, bir başka âlemde diriliştir.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, tevhîd ve mârifetullâh neş’esi içinde nefsini yok ederek “ölebilenleri” müjdeler ve taltîf eder.

Hazret-i Mevlânâ da, fânî âlemden kurtulup da bâkî hayata doğuşa “düğün gecesi” der. 

Beyitlerinde şöyle buyurur büyük mütefekkir:

“Öldüğüm gün, tabutumu götürürlerken, bende bu dünyâ derdi var sanma!”

“Benim için ağlama, yazık! Beni toprağa verdiklerinde de ‘ayrılık, ayrılık’ deme!”

“Mezar bir perdedir ki, onun ardında cennetin huzûru vardır!”

Ölümün bilinen bir dili yoktur. 

Lâkin o, derîn bir sükûta ne korkunç mânâlar gömmüştür. 

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

“Size iki nasîhatçi bıraktım. Biri susar, diğeri konuşur. Susan nasîhatçi ölüm, konuşan ise Kur’ân-ı Kerîm’dir.”

Ölümler, sessiz ve kelimesiz derslerdir ki, alıcı, hassas insanlara en salâhiyetli ağızlardan daha mükemmel ibret, âkıbet ve hakîkat beyân eder.

Ölümün ürkütücü ağırlığını, kelimelerin zayıf omuzları taşıyamaz! 

Ölüm karşısında bütün iktidârlar sona erer ve erir.

Gel-geç sevdâlar, çılgın arzular, soluk zevk u safâlar ve insanları çıkmaz sokaklarda perîşân eden sakat felsefeler, ölümün önünde solgun sonbahar yapraklarından daha fecî bir sürünme edâsı içinde âciz kalırlar!

Kabristanlar, fânî hayatlarını tüketen ana-baba, çoluk-çocuk, sevgili, hısım, akrabâ, dost ve arkadaş adresleri ile doludur. 

Dünyâ hayâtı, ister sarayda isterse saman üzerinde yaşansın, bütün yolların ve kıvrımların mecbûrî çıkış noktası kabirdir. 

Ondan kaçıp kurtulunulacak ne bir zaman, ne de bir mekân vardır.

Hadis-i şerifte; “Bütün dünyevî zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayın!” buyurulur.

Ölümden kaçacak bir zaman ve mekân, ne kabirde tekrar geriye dönecek bir imkân, ne de kıyâmetin şiddetinden sığınacak bir barınak vardır…

Allâh’ın emirlerine tâbî olup olmamak bakımından tasnîf edilen davranışlarımızla şekillenecek olan kabir hakkında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur…” demekle, kullanmakla ölümle hayatın sıkı râbıta ve alâkasına işâret buyurmuşlardır.

Kalb gözü açık olan Ebû Derdâ -radıyallâhu anh- bir kabir başında durup:

“Ey kabir! Dışın ne kadar sessiz, fakat için ne dehşet verici korkularla doludur!..” demiş ve hüngür hüngür ağlamıştır.

Dendi ki;

“-Akıllı insan kimdir yâ Rasûlallâh?”

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki;

“- Ölümü çok düşünen ve ona karşı hazırlığını tamamlamakla meşgul olan kimsedir. İşte onlar akıllı insanlardır…”

İlâhî! 

Hayatımızı ve ölümümüzü sâlih kullarına lutfettiğin bereket, nîmet, ulvî güzellikler ve sana vuslat ile müzeyyen ve mükerrem kıl!.. 

Âmîn!.. 

(x): Osman Nuri Topbaş Hocaefendi

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23