Herkes hareketlerine dikkat etsin!..
Başbakan Ahmet Davutoğlu dünkü grup konuşmasında, Diyarbakır’ın, Batman’ın, Muğla’nın, Aydın’ın, Türkiye’nin 81 vilayetinin hep birlikte “Türk-Kürt Kardeştir” mesajı verdiğini söyledikten sonra MHP ve HDP’nin bu durumdan rahatsız olduğuna dikkat çekti.
Bu “Kardeşlik” mesajlarına her iki partinin de karşı çıkması ne kadar manidar.
Ben HDP’yi tamamen farklı bir yere koyuyorum…
CHP de oldum olası “milletin değerlerine” karşı bir parti olarak bilinir.
MHP ise farklı bir noktadadır…
MHP, bunu yapmamalıdır!..
Diğerlerine yakışan, MHP’ye yakışmaz!..
Birkaç puan daha fazla oy alabilmek için “gerilim üretmenin” kimseye faydası olmaz.
MHP’nin daha geniş kitlelere açılabilmesi, iktidar şansına sahip olabilmesi için tutumunu mutlaka değiştirmesi gerekiyor.
Kenan Evren darbesi öncesindeki “karşılıklı sertleşmelerin” kimlerin amaçlarına “hizmet” ettiği ortada.
DİKKAT DİKKAT!
Ne dedik yazının başlığında;
“Herkes hareketlerine dikkat etsin!”
Devletin “haber alma” birimlerindeki çok önemli isimler son günlerde sıkça bu türden uyarılarda bulunuyorlar.
Haziran 2015 seçimine kadar çok büyük tezgâhlarla karşı karşıya kalmama ihtimalimiz neredeyse yok.
Güneydoğu’ya dikkat;
“Hizbullah motifli” bir takım provokasyonlara girişmeleri an meselesi!..
Diyarbakır’da ve özellikle de “Cizre”de yaşananlar, paralelci kamu görevlilerinin olayların en kızgın anlarında “doktor raporları” ile “pasif direniş”e geçmeleri, kimi polislerin yollara “patlayıcı” atmaları gündem yoğunluğu içinde fazla dikkati çekmeyen ayrıntılar haline geliyor.
MHP’nin bir İlçe Teşkilâtı, “Kemalizm’e sahip çıkmak” için gazete basıyor, bunun devamı olarak “birileri” parti Genel Merkez’inde muhabirleri inanılmaz işkencelerden geçirdikten sonra yaralı halde sokağa atıyorsa…
“Yaparlar efendim yaparlar!” deyip geçemezsiniz.
MHP’lilerin “Kemalist eylem yaptıkları”, “Kemalizm’e sahip çıkma adına” ortalığı birbirine kattıkları, cam çerçeve indirdikleri görülmüş şey mi?
Birileri MHP Genel Merkezi’ne de zarar verecek işler yapıyor.
Dikkat!..
Tabii hepimizin üzerine düşen sorumluluklar var.
Hepimiz, her yerde doğru bildiklerimizi söylemeliyiz.
Yazmalıyız.
Bununla birlikte, işi milletin her seçimde büyük destek verdiği bir “Başbakan”ın bileğine kelepçe geçirmenin kıyısına kadar taşıyabilen çevrelerin, Haziran 2015 seçimini “Ölüm kalım meselesi!” olarak gördüklerini de atlamamalıyız.
Bu arada, darbeciler, darbe kışkırtıcıları da “gömdükleri baltaları” çıkartmanın fırsatını kollamaktan vazgeçmeyecektir.
Bunlar…
Şu sıralar, her yazdığımızı takip ediyor.
Her cümlemizi izliyor, her cümlemize, “Provokasyon için malzeme olur mu?” diye bakıyor.
“Yeni Türkiye”yi destekleyen gazetelerde, gazetelerin internet sitelerinde, televizyonlarında gözden kaçabilecek en küçük bir “husus” bunlar için “malzeme” olabilir.
Kazaen onaylanmış bir “okuyucu yorumunu” bile büyük tezgâhlar için kullanabilirler.
Süreç son derece hassas…
Taaa 2005’te “Afrika Yılı”nı ilan etmek suretiyle ne denli stratejik hareket ettiğini, küresel gelişmelerin yönünü ne denli sağlam gördüğünü ispatlayan AK Parti kadrosu, “mikro” ölçekte maalesef bu kadar başarılı değil.
AK Parti’nin göreve getirdiği bürokratların büyük bir bölümü de, gerekli uyarıları vaktinde yapabilecek çapta değil.
Çoğu şeyi görmüyorlar, gördüklerini söylemekten de “göze batma” korkusuyla imtina ediyorlar.
Bir bürokrat, ‘Bakan’ın bir şekilde “gözüne girmiş” bulunmakla birlikte memleket için çok kötü işler yapan bir başka bürokratın bu halini dile getirse çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Sonuç alma ihtimali de son derece azdır.
Hemen “hedef” haline gelir, yıpranır, “uyumsuz adam” olur, “devre dışına” itilir, haklı olduğu ortaya çıktığında da iş işten geçmiştir.
Bu durum siyasette de böyle, çoğu vekil etliye sütlüye karışmamayı tercih eder.
Fazla göze batanın günün birinde “harcanacağı” yönündeki kanaat güçlüdür, tecrübeler de bunun boş bir kanaat olmadığını göstermiştir.
Demek istediğim o ki, bu ülkede “erken uyarı” sistemleri sağlıklı bir şekilde işlemiyor.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, “Başkanlık sistemi gelmedikçe de” sağlıklı bir şekilde işlemesi güç.
Peki bu durumda biz ne yapacağız?..
Öncelikle, “Sistem değişikliğini” mümkün kılacak desteği vermek gerekiyor...
Bir de, ülkeyi karıştıracak “tezgâhlara” malzeme vermemek için, kılı kırk yarmak.
Dediğim gibi, her cümlemizi milimi milimine takip ediyorlar.
Bizim gibi belli yerlerde olanlar, kılı bin değil kırk bin yarmak durumunda.
Su uyur, düşman uyumaz!..