• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Yüzleşmemiz gereken gerçekler

27 Ağustos 2022
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

 

Sahabe topluluğu, Kur’an’ın hayata yorumlanmasını bizzat Peygamberimiz Efendimizin pratiklerinde görmüş, yaşamış bir seçkinler zümresiydi. Bu ezel nasibinde onlara denk ikinci bir kuşak da yoktur, olamaz. Hususi bazı meziyet ve faziletleriyle temayüz edenler bulunsa da umumi fazilet ve üstünlük hep onların hakkıdır. Bu mevzuda, sonradan gelenlere düşen görev, imkan ve istidatları sınırını sonuna kadar kullanarak onlara benzemeye, onlar gibi yaşamaya gayret etmektir. 

Sahabe topluluğu, vahiy nurunu ancak nübüvvet menşurundan süzülen miktarla algılama imkanı bulduğu gibi bizler de nübüvvet nurunu, sahabe prizmasından süzülen keyfiyette anlama ve algılama vaziyetindeyiz. Bu açıdan da her hususta onları örnek almak ve onların ardınca iz sürerek yürümek, Peygamberimiz Efendimize ve tebliğ buyurdukları hak ve hakikatlere ulaşmamız adına alternatifi olmayan en isabetli, en saf, en duru, en doğru yoldur. 

Davet, tebliğ işlevini bütün muhtevasıyla sahiplenmek durumundadır. Yeryüzünde, “Büyük İnsanlık” yani İslam mesajlarının ulaşmadığı tek kişinin kalmaması gerçek dava adamlarının, masum bir hırsla varlık gerekçesi edindikleri en önemli yükümlülük ve görevdir.

Onlarda böyle bir vazife şuurunun oluşması, olgunlaşması ve paradigmaya dönüşmesi ise, Peygamberimiz Efendimiz kutsi örneğini ve seçkin sahabe modelini anlama, anlatma, yaşama ve yaşatma cehdiyle çok yakından irtibatlıdır. 

Tebliğ insanı, Peygamberimiz Efendimizi ve güzide topluluğunu geleneksel siyer anlayışının çok üstünde ve ötesinde bir yaklaşımla tanımalı, sevmeli ve onlara tavizsiz bir aşkınlıkla bağlanmalıdır. Ancak böylesi bir tanıma, sevgi ve bağlılıktır ki, tebliği varlık ve yaşama gayesi haline getirmiş ve bu gaye uğruna da sahabe misal dünyanın dört bir yanına taşınarak yayılmış, çok yönlü örnek fert ve toplumların yetişmesi mümkün olabilir. Gittikleri her yere dünyalarını da götüren sahabeler gibi, bu topluluk fertleri de gittikleri her yer ve yöreye kendi dünyalarına ait güzellikleri beraber götürür ve yerküreyi adeta bir tebliğ meşheri haline getirirler…

Hakk’ın rızasını talepten gayri hiçbir beklentileri olmayan bu dava erlerinin, toplum katmanlarında kabul görmeleri için, elbette niyetlerinin hulusu yanında, taşıdıkları mesajların kutsiyeti, ulviyeti, mantıkiliği, fıtratla uyumlu oluşu, ihtiyaca cevap vericiliği de gerekli, elzem bir durumdur.

 “İnsanlara akılları ölçüsünde konuşun” yüce buyruğunu esas alan münevverler kadrosu, bu hikmet öğretisi doğrultusunda davranmalarının mükafatını hemen görürler, her yerde, her seviyeden insana hitap edebilmeleri sayesinde yeni yeni iltihaklarla, sebep-netice gibi illiyet prensiplerini şaşırtan bir kemiyet ve keyfiyette nurlu halkalarını yayar, hızla genişletirler.. 

Konuyla ilgili dikkat edilmesi gereken bir gerçek de şudur: İlim, bilimsel cehaletimizi gidermede göreceli bir etkiye sahip olsa da, pozitif değişimler söz konusu olduğunda hemen hemen hiçbir etkiye sahip değildir. İnsanı değiştiren bilim değil inançtır. Yani teolojik cehaletten kurtularak iman hakikatleriyle irtibata geçmektir. İnsanın kendini tanıyıp keşfetmesinin yolu da budur. İnsan bu sayede öz benliğinden habersiz ve kendisinin cahili, şaşkın, asalak, sıradan bir yaratık olmaktan kurtulur ve kainatı, hamili bulunduğu emanet adesesinden seyreden, açıklayan, anlayan, anlamlandıran ve belli ölçüde iradesinin hakkını vererek yönlendiren, bilgili, becerikli, çalışkan rehber varlık konumuna yükselir. 

Böyle bir insan, bütün alemleri kendinde görür; mahiyetinin ihtişamını alemlerde seyreder. Bakışı kuşatıcı, görüşü keskindir. Hakkın hakikatte, hakikatin şeylerde nasıl yansıdığını keşfeder. İlmi irfana, malumatı marifete dönüşür. Aklı hakikate yol bulup giderken gönlü kanatlanıp Hakk’a ulaşır. Esasen, ameli cehaleti, ahlaki çöküntüyü yenip aşmanın ve insanı evrensel ahlaki değerlerle donanımlı kılmanın en kestirme ve en kalıcı yolu da bu irfan, bu marifet ve bu ulvi buluşmadır. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mustafa

Yine harika bir yazı. Yararlı ders verici. Teşekkürler…

Heyhat

"Yeryüzünde İslamı tanımayan kimse kalmayıncaya dek.." ... Abdurrahman Dilipak bas bas bağırıyor. Bunlar o zannettigimiz kişiler değil. Hala anlamadınız mı..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23