• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Yıldızların kaydığı anlar 

10 Haziran 2023
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

“Bir topluluk kendini değiştirmedikçe, Allah onlarda bulunanı değiştirmez.” (Rad, 11) Yani onlara verdiği nimetleri ellerinden almaz, azizken onları zelil kılmaz.  

“Sana ulaşan bütün iyilik ve güzellikler Allah’tandır. Çirkinlikler ve kötülükler ise kendi nefsindendir.” (Nisa, 79) 

Öyleyse çok hassas davranmalı ve tekevvün döneminde bizi biz yapan değerler, büyüme ve yükseliş dönemlerinde asla örselenmemeli, asla ihmale ve terke uğramamalıdır. 

Her taviz, bir başka tavizin davetçisidir. Bu sebeple de tavize atılan ilk adımın, bütün sabit değerleri ortadan kaldırmaya atılmış en kötü adım olduğu unutulmamalı, bedeli ne olursa olsun taviz sarmalına kapılmamanın mücadelesi sürekli verilmelidir.  

Bir topluma benzeyen ya da benzemeye çalışan onlardandır, hadisindeki Peygamber uyarısına dikkatimiz çok güçlü, çok kuvvetli olsun ki, taklit denilen zehirli atmosfere girme gafletinden kurtulmuş bulunalım. Taklit insanı kimyevi terkiplere benzer, nispetlerdeki az bir değişiklik onun ortadan kalkmasına yeterlidir. Daima kendimiz olalım, kendimiz olarak kalalım… 

Milli ve manevi değerlerimizle yoğrulmuş kişilik, bizim değişmemesi gereken en koruyucu kalemizdir. Değişim kelimesine yüklenen aldatıcı cazibeyle bu değerlerden uzaklaşmak, asıl itibariyle kişiliğimizi kaybetmekle eş değer yanlış bir davranıştır. Kişiliğini kaybeden, kimliğini de kaybeder. Kimliksiz ve kişiliksiz olarak ortada kalır. Ona sığınak olacak herhangi bir aidiyet de bulamaz. 

Yozlaşma, kimlik, kişilik ve aşkınlık süreci yaşamak durumunda olan fert ve toplumların önündeki en büyük tehlikedir. Öncelikli değerlerden uzaklaşmayı ifade eden yozlaşma var olduğu sürece, hiçbir insani değerin varlık garantisi yoktur. Yozlaşmış bir toplum, topluca yok olmuş bir toplum demektir. Yokun varlığa kaynaklık etmesi nasıl imkansızsa, yozlaşmış bir toplumda iyi ve güzeli, doğru ve isabetliyi vücuda getirmek de aynı ölçüde imkansızdır. 

Her insan, bir müddet sonra metal yorgunluğa düşebilir. Vazifenin ya da vazife yerinin değiştirilmesi böylesi durumlarda bir çare olarak görülebilir. Fakat esas olan şevki canlı tutmaktır. Şevki canlı tutmak ise, yapılan işin hayati değerde olduğuna inanmakla yakından alakalıdır. İnsan nasıl, her an havayı teneffüs eder, ihtiyaç duydukça yemek yer, su içer ve bu hayati davranışların sürekli tekrarı ona asla usanç vermez. Aynen öyle de yapacağımız iş, bizim için hayati öneme sahip hale geldiğinde, gayretler, yorgunluklar, engeller, engebeler ve bunların art arda tekrarı bize yorgunluk, bıkkınlık vermez, tam aksine heyecanımızı yeniler, şevkimizi kamçılar. İşin bu noktasında insanlara yapılacak en büyük kötülük, onları atıl hale getirmek, istidatları israf etmektir. Bu tür vartalara, yanlışlara düşmemek de idareciliğin en zor yanıdır. 

En büyük istidatlar, en büyük iyilikler kadar en büyük kötülükleri de yapabilirler. Bu potansiyel tehlike göz önünde bulundurularak, büyük istidatları, büyük kötülükler yapmaya itmeme irfanıyla hareket edilmeli, onlardan hep iyilikleri yönüyle istifadenin bütün çareleri daima aktif tutulmalıdır. Her insanın bir kırılma noktası vardır; işi o noktaya taşımamak gerekir. İşi o noktaya taşıyanlar, sadır olacak kötülüklerin de ortağı sayılırlar. 

Peygamber Efendimiz, insanlar meliklerinin dini üzeredir, buyururlar. Yani, baştaki idareciler nasıl bir hayat tarzı benimserlerse toplumun çoğunluğu da öylesi bir yaşam tarzına meylederler. 

Bir örnek: Emevi halifelerinden Süleyman b. Abdülmelik, ava çok düşkündü. Onun döneminde insanlar arasındaki sohbetler hep av üzerine olurdu. İnsanlar birbirine ne avladıklarını sorar, övünç olarak da kendi avladıklarından bahsederlerdi. 

Ondan sonra halife olan Ömer b. Abdülaziz döneminde ise insanlar çok ibadet etmeye, çok Kur’an okumaya yöneldiler. Aralarında yaptıkları sohbetlerin konusu da bunlar oldu. Çünkü, Ömer b. Abdülaziz çok ibadet eder, çok Kur’an okurdu… 

Aşırı sevgi, bazen karşılık bulmadığında düşmanlığa, kine, nefrete dönüşür. Çare, sevginin ve öfkenin işin başında Allah için olmasında saklıdır. Bu konuda denge Peygamber Efendimizin şu buyruğudur: Sevdiğini ölçülü sev, belki bir gün düşmanın olur. Kızdıklarına ölçülü öfkelen, belki bir gün dostun olur…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Bir şem'a ki Mevla yaka, üflemekle sönmez!"

İzahı: Allah'ın yakmış olduğu bir kandili insan üflemekle yani cüz'î kuvveti ile asla söndüremez. Mektubat (Said Nursi) Buraya yorum yazan Penisilvanya’lı mayın eş.ekleri bu sözleri iyi okuyun.

Takdir-i Hüda kuvve-i bâzû ile dönmez

Bir şem'a ki Mevla yaka, üflemekle sönmez! (Mektubat, Said Nursi)
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23