THY- Euroleague

Güçlü olmalıyız..

05 Ağustos 2017 Cumartesi

Batılı düşünce sistemi, hayatın merkezine gücü yerleştirmiş bulunuyor. İnsan ne kadar güçlü ise o kadar insandır, diye özetlenebilecek bu anlayışa göre, hak ve hukukun esamisi ancak güçle orantısı nispetinde bir anlam taşımaktadır. Güçlü olan aynı zamanda haklıdır. Öyleyse haklı olmak için sürekli güçlü olmak gerekmektedir.

Hem bireysel bağlamda hem de toplumsal ölçekte kabul gören bu felsefe, aynıyla devlet siyasetini de yönlendiren bir işleve sahiptir. Hillary Clinton, Dışişleri Başkanlığı koltuğuna oturması münasebetiyle yaptığı konuşmasında şöyle demişti: “Amerika en yakıcı sorunlarını kendi başına çözemez, dünya da kendi sorunlarını Amerika olmadan çözemez… Biz “zeki güç” denen, elimizdeki tüm araçları kullanabilmemize imkan tanıyan yaklaşımı benimsemeliyiz..”  

Amerika’nın siyaset literatüründe “zeki güç”, kaba ve yumuşak güçlerin bir sentezidir. Yumuşak güç, istenen sonuçları zorlama ya da para yoluyla değil de, cazibe yoluyla elde etme kabiliyetidir. Bu cazibenin kaynakları arasında, bir ülkenin diğer ülkelere cazip gelen kültürünü, moral değerlerini ve kuşatıcı siyasetini sayabiliriz. Kaba güç ise, adından da belli olduğu gibi, şiddete dayalı bütün argümanları içeren güçtür. 

Zeki güç, yumuşak ve kaba gücün bir sentezi kabul edildiğine binaen, teklif edilen stratejiyi, yerinde kaba kuvveti, yerinde yumuşak kuvveti kullanma şeklinde yorumlayabiliriz. Nitekim, Obama’nın başkan olmasıyla Amerikan siyasetinin daha çok yumuşak güce meyledeceğini umanlar çok ciddi şekilde yanılmışlar, Amerikan dış siyasetinin kaba güçle ne kadar içli dışlı olduğunu acı tecrübelerle bir kez daha görmüşlerdir. 

Zeki güçten maksadın ne anlama geldiğini Arap Baharında, Suriye tecrübesinde, 15 Temmuz darbe teşebbüsünde daha bir anlamış bulunuyoruz. Zeki güçten maksadın, Amerika’nın PKK versiyonlu terör örgütlerine yaptığı bütün desteklerin envanterinden daha net okuyabiliyoruz. 

Muhataplarımızın, müttefiklerimizin akıl düzeyi, hak ve hukuk anlayışları bu merkezde olduğuna göre, onlarla konuşmanın, görüşmenin, ittifak kurmanın metot ve yöntemini biz de yeniden gözden geçirmek mecburiyetindeyiz. “İnsanlara akılları nispetinde konuşun” tavsiyesinin kapsamında bu tür stratejilerin var olması gerektiği çok net ve aşikârdır.  

Ayette, “Siz de onlara karşı, bütün takatinizi kullanarak kuvvet hazırlayın, savaş atları bulundurun ki, onlarla hem Allah düşmanlarını hem kendi düşmanlarınızı hem de Allah’ın bilip sizin bilmediğiniz başka düşmanları korkutmuş olun..” (Enfal/ 60) buyurulur. Peygamber Efendimiz, bu ayetin tefsirinde kuvvete atmak anlamını yükler. 

Bu anlamlandırma kendi dönemi için ok atmayı, daha sonraki dönemler için mermi atmayı, gülle atmayı, bomba atmayı ifade eder. O günün atları ise günümüzün tanklarıdır, uçaklarıdır, uçaksavarlarıdır ve savaşta kullanılan ne kadar teknolojik bulgu varsa tümüdür. Ayette, kuvvet hazırlayın, gizli-açık bütün düşmanlarınızın içine evvela korku salın, sonra da bu şartların oluşturduğu atmosfer içinde onlarla hangi dilden anlıyorlarsa o dilden konuşun, anlaşın ya da savaşın denilmek istendiği, Peygamberimizin pratikleriyle de çok net anlaşılmaktadır. 

Elbette böylesi bir gücü besleyecek ana damar ekonomik güçtür. Bu iki güç örtüştüğünde, mevcut potansiyel mutlaka siyasi söylemleri ve sosyal beklentileri de etkiler hatta yönlendirir. Nitekim Türkiye açısından düşündüğümüzde, AK Parti dönemiyle birlikte pozitif yönde değişen siyasi söylemlerimizin ve sosyal beklentilerimizin temelinde bu iki gücün örtüşmesi vardır. Hasım ve düşmanlarımızı çıldırtan da zaten bu gerçeği görmüş olmalarıdır.  

Daha düne kadar bizi sadece kullanabildikleri ölçüde kıymetli sayan Batılı ve Batıcı zihniyet, bugün bizim zati değerimizi kabul etmek zorunda olduğunu ve bu zorunluluğun gün güne daha da artacağını idrak etmiş bulunuyor. Üç yüz yıl sonra tekrar karşılaştıkları onlar için dehşet verici bu manzara elbette onları çılgına döndürüyor. Vekâlet savaşlarıyla elde edemedikleri sonuçları doğrudan müdahale ile elde etme planı içindeler. Bize gelince, sadece haklı olmamız kâfi değil, aynı zamanda güçlü de olmalıyız. Gafil avlanmamak için gücümüzü de hazır bulundurmalı ve zinde tutmalıyız.

Bu vesile ile bir not: Ben askeriyede kripto FETÖ üyelerinin henüz tamamen temizlenmediği kanaatindeyim. Bunlardan her türlü melanetin bekleneceği ise herkesin malumu. Özellikle terörle mücadelede kullanılan askeri mühimmatın rantabl kullanılıp kullanılmadığı mutlaka kontrol edilmeli. Varsa aşırı ve lüzumsuz tüketimin önüne geçilmeli ve ileride mühimmat eksikliğinden doğabilecek  boşluklar şimdiden önlenmeli.. 

 

YORUM YAZ