İsrail sorunu
Doğru teşhis, tedavinin ilk ve en önemli aşamasıdır. Sorunu doğru tespit etmeden, sağlıklı ve kalıcı bir çözüm bulamayız.
Sözü uzatmayalım, hemen konuya girelim.
Bile isteye “Filistin sorunu” ifadesiyle söze başlayanlar, aynı zamanda Filistin’de yaşanan büyük haksızlığa karşı çıkan herkesi, teröristleri desteklemekle suçlayan isimlerdir.
Bir başka ifadeyle; “Filistin sorunu” ifadesi, İsrail destekçilerinin kullandığı bir üsluptur. Böylece İsrail sorunu hızlı bir biçimde Filistin sorununa dönüştürülmüştür. Oysa ortada Filistin sorunu değil, İsrail sorunu vardır.
İsrail, “İnsanlıktan çıkmak nasıl olur” sorusunun cevabıdır. İnsafsızlığın ete kemiğe bürünmüş halidir. Çukurdan bile daha aşağıda olandır.
İşgalci İsrail, insanlık dışı ne kadar şey varsa, hepsinde rekor üstüne rekor kırıyor. İnsan olmanın erdemlerini darağacında sallandırıyor.
İsrail, insanlığa aykırıdır. İnsana mahsus tüm değerleri ayaklar altına almaktadır. Kadın, ihtiyar, çocuk veya bebek ayırt etmeksizin katletmek. Cami, hastane, cankurtaran veya mezarlık ayırt etmeksizin bombalamak.
Bugün Müslümanlara kan kusturan İsrail, Birleşik Krallık ve Amerika ilişkisinden doğan bir çocuktur. Bu resmiyete rağmen, İsrail “gayrimeşru” olarak kabul edilir.
Birleşik Krallık, önce Filistin’i işgal edip, Yahudilerin oraya gelmesini sağlamış, sonra da çekilerek, yerini ve silahlarını Yahudilere bırakmıştır. Amerika da o tarihten itibaren bütün imkânlarını İsrail’i hayatta tutabilmek için kullanmıştır.
Buraya dikkat: İsrail’i ilk tanıyan devlet, Amerika’dır. İkinci tanıyan devlet ise Birleşik Krallık’tır. Demek ki ortada bir ekip çalışması var!
İsrail’in Müslümanlara yönelik düşmanca hareketleri, 1948’den bugüne kadar hız kesmeden devam ediyor. İsrail, işgal ediyor, vuruyor, öldürüyor.
Hal böyle iken…
Siyonistler ne zaman Filistin topraklarında mezalim yapsa, hemen Amerika’ya ve Birleşik Krallık’a bakıyoruz. İsrail işgal devletini kuran ve destekleyenlere telefon etmek, bugüne kadar hangi sorunu çözmüş?
Amerika ve Birleşik Krallık: Neredeyse, yeryüzündeki bütün sorunlu bölgelerin, kanayan yerlerin mimarları. Katiller. Cellatlar.
Durum net: İsrail’in barbarlığını durdurmak için Amerika’dan, Avrupa’dan ve onların icat ettiği kurumlardan çözüm beklemek, beyhude bir çabadır. Bunlardan medet ummak tam bir akıl tutulmasıdır.
Her zaman olduğu gibi, yine, “kendini savunma hakkından” bahsediyorlar. Çocuk katilleri için, “kendini savunma hakkından” bahsediyorlar.
Taş atana, kurşunla karşılık veriliyor. Yine aynı çirkin ifade: “İsrail’in kendini savunma hakkı vardır.”
İsrail, sivilleri katletsin ve bunun adına ‘’kendini savunma’’ densin. Filistinliler, işgalin askerlerini öldürünce de “terör”. Böyle bir adalet!
Haksızlık karşısında sessiz kalmayanları “Yahudi düşmanı” olarak görme ve gösterme gayreti ise ayrı bir insafsızlıktır.
Her kim Siyonistlerin kendini savunma hakkından söz ediyorsa, bizden değildir.
Elhamdülillah, biz de onlardan değiliz.
İnsan olan, bu meselede, tarafsız kalmaz. Hiçbir hakiki mümin, İsrail sorunu ortadan kalkana kadar, bu davaya kayıtsız kalamaz.
Tarihimiz ve ahlakımız, tarafsız ve kayıtsız kalmamızı bize yasaklar.
Yazımızı, bir hatırlatmayla bitirelim.
Filistin’den çekilen son Osmanlı birliğinin komutanı olan Selahattin Günay hatıratında yazar: Filistinli bir genç, gözyaşları içinde, bu birliğin ardından şöyle bağırır: “Bizi kimlere bırakıp gidiyorsun ey Türk?”
O birliğin içinde her unsurdan Müslüman olduğunu düşünürsek, bu sorunun muhatapları noktasında, daha sağlıklı cevaplar alabiliriz diye düşünüyorum.