• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Metrobüs duraklarında insanlık dramı! CHP'li İBB'nin liyakatsizliği İstanbul'u yine rezil etti!

Her ufak yağmurda felç olan İstanbul'da, CHP'li İBB yönetiminin vizyonsuzluğu ve ihmalkarlığı yüzünden vatandaş bir kez daha mağdur oldu. Akşam saatlerinde bastıran sağanak yağışla birlikte karayolu ulaşımı çökerken, çaresizce toplu taşımaya koşan yüz binlerce İstanbullu duraklarda ve istasyonlarda tam anlamıyla rezillik yaşadı.

3 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Murat tok

Evet her şey çok güzel oldu gördük.600 bin insan fonlarla soyuldu.Üstelik iktidarın atadığı adamlar tarafından.Güzel ülkemiz gırtlağına kadar pislik içünde.
  • 2 Saat Önce

Recep Aydın Sosyal Bilimci

SLOGANLAR KAZANDIRIYOR, FATURASINI VATANDAŞ ÖDÜYOR! Siyaset bazen öyle anlaşılmaz bir muammadır ki insan ister istemez düşünmeden edemiyor. Bir şehrin kaderini değiştirmek, milyonlarca insanın geleceğini etkilemek için başarılı olmak, projeler üretmek, altyapı yatırımları yapmak ve vatandaşın hayatını kolaylaştırmak gerektiğini sanırız. Oysa görüyoruz ki bazen bütün bunların önüne birkaç kelimelik bir slogan geçebiliyor. Hatırlayalım, Ekrem İmamoğlu ne demişti? "Her şey çok güzel olacak!" Öyle de oldu mu? İşte asıl tartışılması gereken soru bu! Bir slogan, İmamoğlu'nun iki dönem boyunca İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunda oturmasına yetti. Oysa İstanbul gibi dünyanın en büyük ve en karmaşık şehirlerinden birini yönetmek, güzel söz söylemekten çok daha fazlasını gerektiriyor. Ulaşımından altyapısına, trafik sorunundan yağmur suyu tahliyesine kadar her alanda ciddi bir yönetim becerisi gerekiyor. Bugün İstanbul'da küçücük bir yağmurun ardından metrobüs duraklarında yaşanan izdihamları, ulaşımda meydana gelen aksamaları ve vatandaşın çektiği çileyi konuşuyoruz. İnsanlar işinden evine gidebilmek için saatlerce uğraşıyor. Duraklarda üst üste yığılmış vatandaşların görüntüsü, İstanbul'un ulaşım sorununu bir kez daha gözler önüne seriyor. Peki, soralım: İstanbul'un altyapısı neden hâlâ bu kadar kırılgan? Yağmur yağacağını önceden tahmin etmek için kâhin olmaya mı ihtiyaç var? Bir metropolün ulaşım sistemi, hava şartları biraz ağırlaşınca neden bu kadar kolay aksıyor? Elbette her yağmurun sorumlusu belediye değildir. Ancak bir belediyenin görevi, yağmur yağmasın diye dua etmek değil, yağmur yağdığında vatandaşın hayatının felç olmasını önleyecek tedbirleri almaktır. İşin daha düşündürücü tarafı ise siyasetin bütün bu gerçeklerin önüne geçebilmesidir. Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, soruşturmalar ve yönetim tartışmaları kamuoyunun gündemine geldiğinde bile siyasi tercihler değişmeyebiliyor. Burada iddialarla kesinleşmiş suçları birbirinden ayırmak elbette hukuk devletinin gereğidir. Ancak hiçbir siyasetçi de makamını eleştiriden muaf görmemelidir. Demek ki siyasette yalnızca hizmet üretmek yetmiyor. İyi hazırlanmış bir seçim kampanyası, güçlü bir slogan ve seçmenin duygularına hitap eden bir propaganda, bazen yapılan hizmetlerin de yapılmayanların da önüne geçebiliyor. Şimdi gelelim seçmen meselesine... Bir şehrin yönetimini değerlendirirken insanın siyasi kimliğini bir kenara bırakıp şu soruyu sorabilmesi gerekir: Ben bu belediye başkanına hangi hizmeti için oy verdim? Verdiğim oyun karşılığında ne aldım? Şehrim daha yaşanabilir hâle geldi mi, yoksa sorunlarım daha mı büyüdü? Eğer bu soruları sormuyorsak, sandıkta tercih yapmaktan çok takım tutuyoruz demektir. Dahası, bugün Ekrem İmamoğlu cezaevinden çıksa ve hukuki engeller ortadan kalkarak yeniden aday olabilse, yine kazanabileceğini düşünüyorum. Çünkü ülkemizde seçmenin önemli bir kesimi için adayın ne yaptığı kadar hangi siyasi kimliği temsil ettiği de belirleyici olabiliyor. Bu, yalnızca İstanbul'a özgü bir mesele değil, Türk siyasetinin üzerinde düşünmesi gereken ciddi bir sorun. İzmir örneğine bakalım. Bir de orada yaşanan siyasi tabloya bakalım. Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçtiği ve 2028 Nisan ayında yerel seçim yapılacağı varsayımını bir kenara bırakalım; asıl mesele şu: İzmir'de siyasi tercihler değişirken bile parti kimliğinin hizmetin önüne geçmesi ihtimali var mı? Benim kanaatimce, AK Parti'nin adayı denizin üzerinde yürümeyi başarsa bile bazı seçmenler, "Yüzme bilmiyor ki, denizin üzerinde yürüyor!" diyerek eleştirebilir. İşte siyasi aidiyetin insanın muhakemesinin önüne geçmesi tam da budur. Elbette her İzmirli böyle düşünmez, her AK Parti seçmeni de kendi partisinin yaptığı her şeyi doğru bulmaz. Ancak siyasi körlük hangi partide olursa olsun aynı derecede zararlıdır. Ben AK Partiliyim. Fakat bu, AK Parti'nin yanlışlarını görmeyeceğim, eksiklerini eleştirmeyeceğim anlamına gelmez. Bir partiyi desteklemek, onun bütün yanlışlarını savunmak değildir. Tam tersine, kendi desteklediğimiz yönetime daha fazla hesap sormak zorundayız. Çünkü devletin ve belediyelerin kaynakları hiçbir partinin değil, milletin parasıdır. Siyasetçiler seçimden seçime vatandaşı hatırlamamalı. Vatandaş da seçimden seçime değil, her gün hizmeti sorgulamalı. Bir belediye başkanını sloganıyla değil, eserleriyle; konuşmalarıyla değil, icraatlarıyla değerlendirmeli. Çünkü İstanbul'un ihtiyacı yeni bir slogan değil, çalışan bir ulaşım sistemi, sağlam bir altyapı ve vatandaşını yağmur altında perişan etmeyen bir belediyecilik anlayışıdır. Son sözüm şu: Sloganlar seçim kazandırabilir ama şehirleri sloganlar yönetemez. Seçim meydanlarında verilen sözlerin bedelini, sandıktan sonra duraklarda bekleyen vatandaş ödememelidir. Her şey çok güzel olacak demek kolaydır. Önemli olan, gerçekten güzel olması için çalışmaktır!
  • 3 Saat Önce

Halil

Herşey çok güzel oldu mutlu mesut yaşamaya devam siz istanbullular MURAT KURUM gibi adamı seçmediniz size müstehah.
  • 3 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23