• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Adana’da kızını öldürmek için hastaneyi bastı! Özel harekat devreye girdi

Adana’da cinsel istismara uğradığını belirterek polise başvuran E.D.’nin hastanede silahlı babasının hedefi olduğu öne sürüldü. Kızını öldürmeye çalıştığı belirtilen M.D., hastanede bir odaya saklandı. Teslim ol çağrısına ateşle karşılık veren şüpheli, özel harekat polislerinin operasyonuyla yakalandı.

2 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

sdk

o cocugu yetistiren terbiye eden ahlak ogreten sensin baba efendi
  • 1 Saat Önce

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

EVLATLARIMIZI KİMDEN KORUYACAĞIZ? Bir çocuk kötülüğe uğradığında sığınacağı ilk liman ailesi olmalıdır. Peki, o liman da fırtınaya dönüşürse bu çocuk kime sığınacak? Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, insan bazen duyduklarına inanmak istemiyor. Hele söz konusu çocuklarımız olunca insanın yüreği daha da fazla sızlıyor. Çünkü çocuk dediğimiz, geleceğimizdir, umudumuzdur, yarınlarımızdır. Onların başına gelen her kötülük, aslında toplumun vicdanında açılmış bir yaradır. Adana'dan gelen bir haber, işte bu yarayı bir kez daha kanattı. Habere göre cinsel istismara uğradığını belirterek emniyete başvuran genç bir kız, bu defa öz babasının silahlı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. İddiaya göre baba, kızını öldürmek amacıyla hastaneye kadar gitti. Polisin teslim ol çağrısına silahla karşılık veren şüpheli, özel harekât ekiplerinin müdahalesiyle yakalandı. İnsan ister istemez soruyor: Biz nasıl bir toplum hâline geliyoruz? Bir baba düşünün! Kızı, hayatı boyunca unutamayacağı ağır bir travma yaşamış. Belki korkmuş, belki günlerce ağlamış, belki de yaşadıklarını anlatabilmek için büyük bir cesaret toplamış. Böyle bir durumda babasından beklenen nedir? Evladının elinden tutmak, ona güven vermek, hakkını hukukunu aramak ve suçluların adalet önünde hesap vermesi için mücadele etmek değil midir? Ama iddialar doğruysa baba, kızını korumak yerine onun canına kastetmeye kalkışıyor. Peki, bu yavrucak kime güvenecek? Kimin omzuna başını koyup ağlayacak? Kime derdini anlatacak? Burada özellikle bir hususun altını çizmek istiyorum. Cinsel istismara uğrayan bir çocuk suçlu değildir. Suçlu, o çocuğa kötülüğü yapan kişidir. Çocuğu suçlamak, utandırmak, susturmak veya tehdit etmek, uğradığı kötülüğe bir yenisini eklemekten başka bir şey değildir. Bizim inancımızda da vicdanımızda da zulme uğrayanı korumak esastır. Hiç kimse aile şerefini, namusunu veya toplum baskısını bahane ederek bir evladın hayatına kastetme hakkına sahip değildir. Namus, masum bir insanın kanını dökmekle değil; ahlâklı, dürüst, merhametli ve adaletli yaşamakla korunur. Buradan bütün anne babalara seslenmek istiyorum. Çocuk sahibi olmak yalnızca onları dünyaya getirmek, yedirmek, içirmek ve giydirmek değildir. Asıl mesele, onları hayata hazırlamak ve karşılaşabilecekleri tehlikelere karşı bilinçlendirmektir. Kız veya erkek fark etmez, bütün çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren bedenlerinin kendilerine ait olduğunu öğretmeliyiz. Hiç kimsenin onların istemediği şekilde bedenlerine dokunamayacağını, rahatsız edici davranışlarda bulunamayacağını anlatmalıyız. Kötü niyetli birisi kendilerine yaklaştığında, tehlikeyi fark ettikleri anda yüksek sesle bağırmalarını, mümkünse oradan uzaklaşmalarını ve güvenilir yetişkinlerden yardım istemelerini öğütlemeliyiz. Ancak şunu da unutmamalıyız: Her çocuk korktuğunda bağıramayabilir, kaçamayabilir. Böyle bir durumda da çocuk kesinlikle suçlanmamalıdır. Çocuklarımıza, kendilerini rahatsız eden bir davranışı anne babalarından gizlememeleri gerektiğini söylemeliyiz. Fakat bunun için önce biz anne babalar, evlatlarımızın korkmadan konuşabilecekleri insanlar olmalıyız. Bir çocuk, "Babama söylersem beni döver, anneme söylersem bana kızar" diye düşünüyorsa o ailede ciddi bir güven sorunu vardır. Evlatlarımız bizden korkmamalı, bize güvenmelidir. Bir başka önemli konu da çocuklarımızın bulundukları çevredir. Anne babalar, çocuklarının kimlerle arkadaşlık ettiğini, nerelerde vakit geçirdiğini, internet ortamında kimlerle görüştüğünü bilmeli; onları tehlikeli ortamlardan uzak tutmaya çalışmalıdır. Fakat bunu yaparken çocukların hayatını baskı altına almak yerine onlara doğruyu yanlışı ayırt edebilecek bir bilinç kazandırmalıdır. Çünkü kötülük yalnızca tenha sokaklarda veya karanlık yerlerde karşımıza çıkmaz. Bazen çocuğun tanıdığı, güvendiği, hatta ailesinin yakından bildiği kişilerden de gelebilir. Dolayısıyla asıl sorumluluk, çocukların omuzlarına yüklenemez. Onları korumak yetişkinlerin görevidir. Buradan Millî Eğitim Bakanlığımıza da bir teklifim var. Okullarımızda çocukların yaşlarına uygun, uzmanlar tarafından hazırlanmış, cinsel istismardan korunma ve güvenli davranış eğitimi verilmelidir. Bu eğitimlerde çocuklarımıza kişisel sınırlarını korumak, iyi ve kötü dokunuşu ayırt etmek, rahatsız edici sırları saklamamak, tehlike karşısında yardım istemek ve güvenilir kişilere başvurmak öğretilmelidir. Elbette bütün bunlar çocuklarımızın yaşlarına, psikolojik gelişimlerine ve millî, manevi değerlerimize uygun bir dille anlatılmalıdır. Üstelik yalnızca öğrencilere ders vermekle yetinilmemelidir. Anne babalar ve öğretmenler de bu konuda bilgilendirilmelidir. Çünkü bazen bir çocuğun söylediği küçücük bir cümleyi ciddiye almak, onu çok büyük bir felaketten kurtarabilir. İstismara uğradığını söyleyen bir çocuğa ilk sorumuz, "Sen orada ne arıyordun?" olmamalıdır. Önce onu dinlemeli, güvenliğini sağlamalı ve ilgili kurumlara başvurmalıyız. Devletimizin de bu meselede üzerine düşen büyük sorumluluklar vardır. İstismar iddiaları titizlikle soruşturulmalı, çocukların kimlikleri ve özel hayatları korunmalı, mağdurlara psikolojik ve hukuki destek sağlanmalıdır. Tehdit altındaki çocuklar için koruyucu tedbirler gecikmeden alınmalıdır. Unutmayalım ki bir çocuğu korumak, yalnızca bir insanı korumak değildir. Onun geleceğini, hayallerini, ailesini ve yarın kuracağı hayatı da korumaktır. Adana'daki olayın bütün yönleriyle aydınlatılmasını, adaletin gereğinin yapılmasını ve söz konusu genç kızın güvenliğinin sağlanmasını temenni ediyorum. Son olarak anne babalara bir çift sözüm daha var. Evlatlarınız sizin malınız değil, Allah'ın sizlere emanetidir. Onların üzerinde sınırsız bir hâkimiyet hakkınız yoktur. Aksine onları korumak, sevmek, yetiştirmek ve haklarına sahip çıkmak gibi büyük bir sorumluluğunuz vardır. Bir çocuğun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri, kötülüğe uğradığında kendisini koruyacak kimse bulamamasıdır. Öyleyse çocuklarımızı yalnızca kötülüklerden korumaya çalışmayalım; bir kötülüğe uğradıklarında korkmadan kapısını çalabilecekleri anne babalar olmayı da öğrenelim. Çünkü bir çocuğun dünyasında güven duygusu yıkılmışsa, o güveni yeniden inşa etmek yıllar alabilir. Ve unutmayalım: BİR TOPLUMUN MEDENİYETİ, GÜÇLÜLERİNE GÖSTERDİĞİ SAYGIYLA DEĞİL, GÜÇSÜZLERİNİ NE KADAR KORUYABİLDİĞİYLE ÖLÇÜLÜR.
  • 2 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23