• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Avrupa cayır cayır yanıyor! Almanya savaş alanına döndü

Avrupa cayır cayır yanıyor! Almanya savaş alanına döndü

1 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Leyl....

Sizce kim örgütlüyor bunlari?! Tabii ki Sionist Mafia.. Zaten genclerin az olan akillara acayip gidalara kari$tirilan Cannabis, alkol ve devamli bo$ laf salata so telkinlerle manupule edilip, Buna bir de Kölelik hayat $artlari eklenince.. Kendi yarattiklari mini Frankenstein Ile Cadilar Bayrami yapip Kaos cikariyor lar.. Yok mu bu Almanlar in TOMA'si bir guzel uyandirsin Serin Serin bu gencleri.. :)))))
  • 1 Saat Önce

Recep Aydın Sosyal Bilimci

AVRUPA BUGÜN SADECE SOKAKLARDA DEĞİL, VİCDANINDA DA YANIYOR! Bir zamanlar dünyanın dört bir yanında yaşanan zulümlere gözlerini kapatan Avrupa, bugün kendi sokaklarında yükselen öfkeyle yüzleşiyor. Acaba insanlık adına yapılan yanlışların da bir gün hesabı sorulacağını hiç düşündüler mi? Avrupa'da sular durulmuyor. Fransa'dan Almanya'ya, Hollanda'dan başka Avrupa ülkelerine kadar gençlerin öncülük ettiği protestolar büyüyor. Almanya'nın Frankfurt kentinde yağmalanan dükkânlar, kırılan vitrinler, polisle yaşanan çatışmalar ve kundaklamalar, Avrupa'nın içine sürüklendiği toplumsal huzursuzluğun yeni görüntüleri olarak karşımıza çıkıyor. Elbette sokakları yakıp yıkmayı, yağmayı ve şiddeti tasvip etmek mümkün değil. Barışçıl gösteri hakkı başka, başkasının malına ve canına zarar vermek başkadır. Nitekim Almanya'daki gösterilerin önemli bir bölümü barışçıl gerçekleşirken şiddet olaylarına karışan gruplar da bu gösterilerden ayrışıyor. Ancak bütün bu gelişmelerin bize gösterdiği daha büyük bir gerçek var: Avrupa'nın toplumsal huzuru ciddi sınavlardan geçiyor. Peki, Avrupa bu noktaya nasıl geldi? Ben meseleye yalnızca ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, gençlerin gelecek kaygısı veya siyasi çekişmeler açısından bakmıyorum. Bunların elbette önemli bir payı var. Fakat Avrupa'nın dünyaya karşı takındığı ahlaki tavrı da sorgulamadan geçemeyiz. Çünkü Avrupa yıllardır kendisini insan haklarının, demokrasinin, özgürlüğün ve hukukun hamisi olarak tanıtıyor. Dünyanın başka bir köşesinde bir insanın hakkı çiğnendiğinde insanlık adına konuşuyor. Ancak işin ucunda kendi siyasi çıkarları, silah ticareti veya stratejik ortaklıkları olduğunda aynı hassasiyeti göstermekte ne kadar başarılı? Gazze'de çocuklar öldürülürken, kadınlar evsiz bırakılırken, hastaneler ve yaşam alanları bombalanırken Avrupa'nın önemli ülkelerinin takındığı tavır hafızalarımızdan silinmedi. Bir taraftan insan haklarından söz edenler, diğer taraftan İsrail'e verdikleri siyasi, diplomatik ve askerî desteklerle bu çifte standardın parçası oldular. Üstelik mesele yalnızca Gazze de değil. Irak'ta, Afganistan'da, Suriye'de ve dünyanın farklı bölgelerinde Müslümanların yaşadığı acılar karşısında Avrupa'nın sergilediği tutarsızlıklar da hafızalarda duruyor. İnsan hayatının değerini belirleyen şeyin din, kimlik veya coğrafya olmaması gerektiğini söyleyenler, sıra Müslümanların hayatına geldiğinde aynı kararlılığı gösterebildiler mi? İşte benim asıl itirazım burada! İnsan bazen bir günah işler. Fakat asıl tehlikeli olan, işlediği günahı kendi beyninde meşrulaştırması, zamanla onu normal görmesi, hatta kutsallaştırmasıdır. Avrupa'nın yaşadığı ahlaki çelişkiyi biraz da bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. Bir başkasının acısını görmezden gelmek, bir çocuğun ölümünü siyasi hesapların arkasına saklamak, bir halkın uğradığı zulmü güvenlik politikalarıyla açıklamaya çalışmak insanlığın vicdanında derin yaralar açar. Bugün Berlin'de yapılan gösterilerde Gazze'ye destek veren gençlerin bulunması da dikkat çekici. Bazı gençler kendi ülkelerinin İsrail'e silah desteğini sorguluyor, Filistin'de öldürülen çocukların hesabını soruyor. Bu durum, Avrupa toplumunun tamamının hükümetlerinin politikalarını desteklemediğini de gösteriyor. Demek ki Avrupa'nın kendi gençliği arasında bile bu çifte standarda itiraz edenler var. Burada bir ayrıntının altını çizelim: Almanya'daki son protestoların temel talepleri eğitim, hayat pahalılığı, sosyal adalet ve zorunlu askerlik gibi konular. Yaşanan şiddet olaylarının doğrudan Gazze politikasının sonucu olduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak Gazze meselesi, Avrupa'daki ahlaki ve siyasi tartışmaların önemli başlıklarından biri hâline gelmiş durumda. Avrupa yöneticileri artık şunu anlamalı: Dünyaya demokrasi dersi vermek, yalnızca kendi vatandaşlarının haklarını korumakla olmaz. Başka ülkelerde yaşayan insanların da canı, malı, özgürlüğü ve yaşama hakkı vardır. Bir Alman çocuğunun hayatı ne kadar kıymetliyse, Filistinli bir çocuğun hayatı da o kadar kıymetlidir. Bir Ukraynalının ölümü karşısında gösterilen hassasiyet, Gazzeli bir çocuğun ölümü karşısında da gösterilmelidir. İnsan hakları coğrafyaya, dine ve siyasi çıkarlara göre değişiyorsa orada artık evrensel insan haklarından değil, çıkar hesaplarından söz edilir. Avrupa bugün kendi içinde ciddi sorunlarla boğuşuyor. Gençler geleceklerinden endişeli, ekonomik sıkıntılar büyüyor, siyasi kutuplaşma derinleşiyor. Bunların hepsinin sebebini dış politikaya bağlamak elbette doğru değil. Fakat bir toplumun huzuru yalnızca ekonomik refahla sağlanmaz. Adalet, güven, hakkaniyet ve vicdan da gerekir. Benim Avrupa'ya söyleyeceğim söz şudur: Dünyanın başka bir yerinde bir anne evladının cenazesine sarılırken sessiz kalırsanız, bir gün kendi toplumunuzda da annelerin feryadını duyarsınız. Bir halkın özgürlüğünü savunmaz, bir çocuğun yaşama hakkını siyasi çıkarlarınıza kurban ederseniz, insanlık adına söylediğiniz sözlerin inandırıcılığını kaybedersiniz. Bu, Avrupa sokaklarındaki her taşkınlığın veya her çatışmanın Gazze'deki zulmün doğrudan karşılığı olduğu anlamına gelmez. Fakat zulme sessiz kalmanın, adaletsizliği normalleştirmenin ve çifte standardı siyaset hâline getirmenin de toplumsal ve ahlaki bir bedeli vardır. Unutmayalım ki tarih yalnızca savaşları ve zaferleri kaydetmez; insanların zulüm karşısında nerede durduğunu da kaydeder. Bugün Avrupa'nın ihtiyacı daha fazla silah, daha fazla güvenlik duvarı veya daha sert polis tedbirleri değil; öncelikle daha fazla adalet, daha fazla vicdan ve daha fazla insanlıktır. Çünkü adaletin olmadığı yerde huzur, vicdanın sustuğu yerde de gerçek barış olmaz. Ve son sözüm şu: Başkasının yangınına odun taşıyanlar, bir gün kendi evlerinin dumanını da görmek zorunda kalabilirler. İnsanlık bunu anlamak için daha kaç çocuğun ölmesini, daha kaç annenin ağlamasını bekleyecek?
  • 1 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23