Sadece rayları değil, ümmetin gönül bağlarını da koparmışlardı
Sadece rayları değil, ümmetin gönül bağlarını da koparmışlardı
YÜKSEL TOKUR
O sıradan bir ulaşım projesi değil; bir halifenin duası, bir ümmetin hayali, bir medeniyetin tecellisiydi.
Sultan II. Abdülhamid Han, bu projeyi çölleri aşmak için değil, parçalanması planlanan İslam coğrafyasını birbirine bağlamak için attığı bir adımdı.
O yüzden; “Hicaz Demiryolu sadece bir demiryolu değil, bu yol, ümmeti birbirine bağlayan bir bağdır. Koparsa sadece raylar değil, gönüller de kopar” demişti.
1900 yılında başlanan Hicaz Demiryolu, imkânsız denilen şartlarda, tamamen Müslümanların bağışlarıyla inşa edilmişti. Abdülhamid Han, bu hattın tek bir kuruşunu dahi yabancı sermayeye teslim etmemişti.
Çünkü bu demiryolunun son durağı sıradan bir şehir değil, Peygamber Şehri Medine’ydi.
Bu yüzden, “Peygamber Efendimiz’in beldesine giden yolda ecnebi postalı istemem” diyerek rayları bile edeple döşettirdi. 1910’lu yıllarda Medine’ye ulaşıldı; ancak bu büyük irade yazık ki fazla uzun sürmedi.
Birinci Dünya Savaşı’yla Osmanlı yıkıldı, Suriye, Ürdün ve Hicaz elimizden alındı. Hicaz Demiryolu da kaderine terk edildi.
Ama bu terk ediliş bir tesadüf değildi. Bu proje savaşta yıkılmayıp masa başında durduruldu. Rayların bombalanması ümmeti adeta kalbinden vurmuştu.
Çünkü Batı Müslümanların trenle değil, birbirine ulaşmasından korkuyordu. Cetvellerle çizilen sınırlar, raylarla kurulan birliği dağıttı. Ümmeti ayıran haritalar, Hicaz Demiryolu’ndan daha hızlı döşendi. O tarihten sonra da ümmet olma şuuru zayıflamaya başladı.
Bugün Medine İstasyonu hâlâ ayakta. Ürdün’de, Suriye’de istasyonlar duruyor. İdlib hattındaki raylar, 2011’den sonra iç savaşta insanların yaşam alanına dönüştü; üzerine çadırlar kuruldu.
Hicaz Demiryolu çürüdü, ama emanet kaybolmadı. Çünkü bu demiryolu Sultan Abdülhamid’in sandığında değil, ümmetin kalbinde saklıydı.
Yeniden Fetih Erdoğan’a kısmet olacak mı?
İşte bir asır sonra olsa da o emanet yeniden gündemde.. Geçtiğimiz Eylül ayında Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun yaptığı açıklama, sıradan bir ulaşım haberi değildi. Türkiye, Suriye ve Ürdün’ün birlikte Hicaz Demiryolu’nu yeniden ihya etme iradesi, bir asrın hesabının kapatılacağına dair açık bir mesajdı.
Daha da önemlisi, Ulaştırma Bakanı Uraloğlu’nun paylaştığı güzergâh haritasında, tren hattının geçtiği bölgede “İsrail” değil, özellikle “Filistin” ifadesinin yer almasıydı. Bu bir teknik tercih değil, siyasi ve ahlaki bir duruşu göstermektedir.
Bugün bu proje, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır dile getirdiği anlayışın sahaya yansımasıdır. Erdoğan’ın ifadesiyle, “Biz bu coğrafyada sınırlarla değil, gönüllerle varız.” Suriye’de yaşanan yeni süreç bu iradenin tamamlayıcı parçası olma yolundadır.
Cumhur İttifakı ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben yaptığı şu tarihi değerlendirme ayrıca dikkat çekicidir: “Hz. Ömer Kudüs’ü fethetti, Selahattin Eyyubi fethetti, Yavuz Sultan Selim fethetti. Abdülhamid Han Kudüs’e sahip çıktı. Şam’ı kurtaran Kudüs’ü kurtarır. Neden bu beşinci siz olmayasınız, Sayın Cumhurbaşkanım?”
Allah’tan niyazımız odur ki; Sultan Abdülhamid Han’ın yarım kalan duasını, bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü iradesiyle tamamlamayı bu millete nasip etsin.
Soğuk demir raylar Medine’ye ulaşırken, gönüller de yeniden birbirine ısınarak ümmetin uyanışına vesile olsun.
“Bir daha açılamaz” denilen “Ayasofya”yı açan Ümmetin Onurlu Sesi Sayın Erdoğan, “Hicaz Demiryolu”nu da açabilir mi?..
Neden olmasın?..