Kent lokantacısının fendi, kentsel dönüşümcüyü yenmişti!
Kent lokantacısının fendi, kentsel dönüşümcüyü yenmişti!
YÜKSEL TOKUR
Kent lokantacısının fendi, kentsel dönüşümcüyü yenmişti de ne olmuştu?.. Asıl kaybedenin İstanbul halkı olduğunu, asrın Belediye yolsuzluğu soruşturmasına karşı çıkan gezi (!) zekâlılara, İstanbul yerle bir olsa da anlatamazsın ki..
Bir kere daha geçmiş olsun İstanbul. Bu deprem beklenen büyük İstanbul depremi mi? Tehlike atlatıldı mı? Daha büyük depremin öncüsü müydü?.. Konu fizyolojik yönden deprem uzmanı Sismologların bilgi alanı. Farklı açıklamalar kafa karıştırmaya devam ediyor olsa da..
Artık, deprem gerçeğini kabullenip ona göre hazırlıklar yapmak için daha fazla kaybedecek vaktimiz yok. Bu iş, Belediyelere bırakılmayıp direk TOKİ eliyle hızlı bir şekilde sürdürülmeli. Tüm ülke geneli ve özellikle İstanbul’da riskli yapılar tespit edilip, acil olarak kentsel dönüşüm projesi kapsamına alınıp yenilenmelidir.
1999 depreminde ilk kez ciddi olarak deprem gerçeğiyle tanışan İstanbul ders almamış görünüyor. “Depremde de siyaset yapmayalım” diyeceksiniz ama; 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimi’nde “kentsel dönüşüm projeleri” vaadiyle İstanbul halkından destek isteyen Ak Parti İBB Başkanlığı adayı Murat Kurum kaybetmiş, “her şey güzel olacak” gibi içi boş bir sloganla seçime giren CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu 2 defa kazanmıştır. O ki; reklama ayırdığı para deprem bütçesinden daha fazla olmuştur. Yani halk umurunda değil.
Şimdi içeride yolsuzluk suçlamaları için hesap vereceği günü bekliyor. Dışarda olsa; yine bol, boş geveze nutuklar dinleyecektik. Mahrum kaldık.. Çok “Özel” şovmen ve “Tanal” provokatörle idare ederiz şimdilik!..
Evet; depreme hazırlık amaçlı yapılarımızı güçlendirip diğer tedbirleri alacağız. Tedbir bizden, takdir Yüce Allah’tan’dır. İşte O; deprem ve diğer doğal afetlerle, takdirini bazen mülkün gerçek sahibinin kim olduğunu göstermek için de hatırlatmalarda bulunuyor. O anlarda en sevip değer verdiklerimizi unutarak can havliyle sokağa atmıyor muyuz kendimizi? Şu da bir gerçek ki; çok çabuk unutan bir yapımız var. Göreceksiniz; artçılar bitince normale (!) döneriz.
Bilinmektedir ki; İstanbul’a gelip yerleşen herkes burası çok güzel bir şehir diye gelmiyor. Kendi şehrinde geçim için iş imkânı bulamadığı için zorunlu göç yani. Öyleyse, daha fazla zaman kaybetmeden İstanbul’a toplanan sanayiyi Anadolu’ya yaymak için çalışmalar yapılmalıdır. Bu konuda işyerlerini taşımak isteyen işadamlarımıza devletimiz destek olmalıdır.
Peki ya; geçici dünya hayatımızın devamı için tedbirler alalım derken, ebedi kalacağımız ahiret yurdumuz için kendimizi hesaba çekmeyecek miyiz? Bunun gibi büyük uyarıları; “görenedir görene, köre ne!” deyip manevi hayatımızı gözden geçirmeyecek miyiz?..
Yerine getiremediğimiz veya yarım yamalak yaptığımız ibadetlerimiz, geciktirdiğimiz tövbelerimiz, ihmal edip hep sonralara bıraktığımız kul hakları, aile yaşantımız, garip bıraktığımız camilerimiz, yüzünü açmadığımız Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin rahmet kapısına dua için açılmayan günahkâr ellerimiz, helâl/haram duyarlılığımız ve diğer eksikliklerimiz.. Tüm bunların yapılması can tendeyken, beden toprağın altına girmeden önce mümkün olabileceğini ne zaman anlayacağız?!?
İşte Allah Resûl’nün uyarısı: "İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar." Depremler ve diğer felâketlerle, koronalarla gelen toplu ölümler, kısa zamanda kaybedilen mal ve canlar uykudan uyanmamıza yetmeyecek mi?.. O giden canlardan birisi de biz olabilirdik değil mi?..
Ne mutlu; ölmeden uyanabilen o akıl sahiplerine!