“Hiçbir kanıt bir aptalı ikna edemez”
“Hiçbir kanıt bir aptalı ikna edemez”
YÜKSEL TOKUR
Amerikalı mizah yazarı, romancı yazar Mark Twain’e ait olan başlıktaki söz, ne kadar da günümüzde yaşadıklarımızla birebir örtüşüyor.
Zaman zaman bazı tartışmaların en yorucu tarafı; bazen gerçeğin değil, inatçılığın galip gelmesidir. İnsan düşünmek, sorgulamak ve öğrendikçe fikrini değiştirebilmeli.
Ancak bazı durumlarda ne kadar kanıt ortaya konulursa konulsun, bazı insanlar inandıkları şeyleri bir inat, ya da gerçeği gizlemek uğruna bırakmazlar. İşte bu noktada “hiçbir kanıt bir aptalı ikna edemez” sözü daha bir anlam kazanıyor.
Gerçeklerle yüzleşmek bazen cesaret ister. Bir insanın “pardon, yanılmışım” diyebilmesi olgunluk ve özgüven gerektirir. Fakat bazıları için fikir değiştirmek bir öğrenme süreci değil, bir yenilgi gibi görülür de değişmek istemez.
İşte bu yüzdendendir ki; çoğu zaman yüzlerce kanıt ortaya koysan da görmezden gelirler, duyulanlar çarpıtılır veya hiç duymamış gibi davranırlar. Onlar için önemli olan doğruya ulaşmak değil, kendi düşüncelerini, menfaatlerini korumaktır.
Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler, kulakları var işitmezler.
Bilgi çağında yaşıyoruz.. Eskiden ulaşılması zor olan bilgilere bugün birkaç saniyede erişmek mümkün. Buna rağmen yanlış bilgiler hâlâ hızla yayılabiliyor. Çünkü sorun bazen bilginin eksikliği değil, onu kabul etmeye kapalı zihinlerdir. Kapalı bir zihinlere ise en güçlü kanıtlar bile yeterli olmaz.
Aslında tartışmaların amacı haklı çıkmak değil, doğruyu bulmak olmalıdır. Eğer insanlar konuşurken ya da eylem yaparken gerçeği arıyorsa, sonunda ortak bir noktada buluşabilirler.
Fakat taraflardan biri sadece haklı çıkmayı hedefliyorsa, o tartışma baştan kaybedilmiş demektir. Çünkü kanıtlar akla hitap eder; kör bir inada asla.
Gerçekler her zaman vardır; fakat onları kabul etmek herkesin tercihidir. Kanıtlar gerçeği gösterebilir, fakat görmek istemeyen birine hiçbir şey gösteremez. Bu nedenle bazı tartışmaların sonunda değil, en başında kaybedildiğini anlamak gerekir.
Alın işte son örnek… Devletin güvenlik güçleri günlerce çalışarak delil toplar, Savcı deliller ışığında iddianame hazırlayıp mahkemeye sunar.
Yargılama başlar ve sanık iddialara cevap vermek yerine, mahkeme salonunda şov yapar. Değil 4 bin, 40 sayfa iddianame olsa bile; “bu dava siyasi” der pisliklerini örtmeye çalışır.
Türkiye gibi bir ülkenin bu tür zübük karakterli utanmaz şovmenlerle kaybedecek zamanı yok. Utanmadan bir de “Asrın Belediye Vurgunu Davası”nın televizyondan canlı yayınlanmasını istiyorlar.
İkisi de İBB Başkanıydı, ikisi de yargılandı, yargılanıyor. Birisi şiir okumaktan –ki, asıl siyasi dava buydu- diğeri yolsuzluk sanığı.
Bakın arşivlere… Tayyip Erdoğan’ın yargılama sürecindeki “asil duruşuna”; bir de bugünkü utanmaz şovmenin “mahkeme heyetine parmak sallamak” hadsizliğine..
Önceki teklifimi tekrarlayarak alternatif çözüm öneriyorum..
Şöyle ki: Yolsuzluk sanığının ceza alarak içeride yatması mükâfat olur. Belirlenen yolsuzluk tutarları yasal faiziyle hazineye aktarılsın. Mal varlığı yetmiyorsa, Dayanışma Çadırı’nda kampanya düzenlenerek para yardımı yapılsın. “Siyaset yasağı” getirilerek tahliye edilsin.
Böylece; onlar da rahatlasın, ülke de..